Makale

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri YILMAZ, Gaffar TETİK'in, Hoca Ahmed YESEVİ ile ilgili sorularım cevaplandırdı

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri YILMAZ, Gaffar TETİK’in, Hoca Ahmed YESEVİ ile ilgili sorularım cevaplandırdı

Diyanet İşleri Başkanı

MEHMET NURİ YILMAZ: "Ahmed Yesevî’nin fikirlerinin canlandırılmasının, bir fikir birlikteliğini yeniden meydana getireceğine inanıyorum."

■ Sayın Başkanım, malumlarınız olduğu üzere 1993 yılı, Hükümetimiz tarafından “Ahmed YESEVİ Yılı" ilan edildi. Neden Ahmed YESEVİ? Özellikleri nelerdir, bilgi verebilir misiniz lütfen? ü 1993 yılının ülkemizde Ahmed YESEVİ yılı ilan edilmiş olmasını ileri görüşle alınmış, olumlu bir karar olarak değerlendiriyorum.
Ahmed Yesevi halk şairi, mutasavvıf, Islâm ilimlerinden geniş manada haberdar, Arap ilmi ve Fars edebiyatına da vakıf bir insandır. Kendisi menkıbelere göre yedi yaşında iken Arslan Baba’ya, onun ölümünden sonra da Buhara’da bulunan devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Yusuf el-Hemedani’ye intisap etmiştir. XII. asırda Islâm ilimlerinin Maveraünnehir’de en büyük merkezi Buhara idi. Burada bulunan medreseler, Islâm âleminin dört bir tarafından gelen talebelerle doluydu. Hoca Ahmed, mürşidi ve hocası Yusuf Hemedani’yi ilim ve fazliyle, zühd ve takvasıyla kendisine rehber edinerek; Islâm’a kuvvetle bağlı Türk hükümdarlarının hüküm sürdüğü bir devirde hocası gibi şer’i ilimlerde büyük bir vukuf kazandı. İlmiyle, zühd ve takvasıyla öylesine itibar kazandı ki, Yusuf Hemedani ihtiyarlığında onu da kendisinden sonraki halifelerden biri olarak seçti. Bugünkü adı Türkistan olan Yesi şehrinde irşad hizmetine devam ederken, etrafında şu anki Türk Cumhuriyetlerinin bulunduğu bölgelerden binlerce mürid toplanmıştı. Kendisinden sonra Türk dünyasına dağılan müridler onun tarikatını yaymak suretiyle, fikirde birlik oluşmasına büyük katkıda bulunmuşlardır. Ahmed Yesevi fikrî şahsiyetiyle, gerek tarihî ve gerekse menkıbevî hayatıyla Orta Asya Türk dünyasının en büyük ismidir. Böylesine geniş bir sahada, asırlarca tesirini devam ettirebilmiş bir başka şahsiyeti gösterebilmek mümkün değildir. Onun tesirini bugün dahi Türkiye de dahil olmak üzere bütün Türk Cumhuriyetlerinde hissetmek mümkündür.
1993 yılının Ahmed Yesevi yılı ilan edilmesinin çok olumlu bir karar olduğunu söyledim. Gerçekten de öyle. Bilindiği gibi bugün yeryüzünde yedi bağımsız Türk Cumhuriyeti bulunmaktadır. Üç çeyrek asır büyük bir zulüm altında kalan Türkiye dışındaki soydaşlarımız, bizlerden ve hatta birbirlerinden koparılmış, birbirlerine yabancı hale getirilmeye çalışılmıştır. Artık istiklâlini kazanan fakat, farklı siyasî coğrafyalarda yaşayan bu insanlarla bir fikir birliğinin teşekkülü şarttır. Ahmed Yese- vi’nin bir yıl süreyle bile olsa yoğun olarak anılması onun fikirlerinin canlandırılmasının, bir fikir birlikteliğini yeniden meydana getireceğine inanıyorum.
■ Peki Efendim, Ahmed YESEVİ’nin, Orta Asya Müslüman Türk Devletleri ile Anadolu Türk Devletlerini birbirine bağlamadaki rolü nedir?
□ Bilindiği gibi Türklerin Islâm ile temasları 8. yüzyılda başlamıştır. Bidayette ferdî ihtida şeklinde görülen ihtida hareketleri, Emevilerin düşmanca tavırları sebebiyle birden yaygın bir hale gelmedi. Abbasilerin iktidara gelişiyle birlikte, Müslüman Türklere görevler verilmesi ve Halife Mu’tasım zamanında Türklerden oluşan bir hassa ordusunun kurulması Islâm’a olan ilgiyi daha da artırdı. 10. yüzyılın sonlarında Karahanlı Devletinin de kurucusu olan Abdulkerim Satuk Buğra Han 200.000 çadır halkıyla birlikte müslüman olmuştur. Bundan sonra da Islâm Türkler arasında hızla yayılmıştır. Bu yayılmada tasavvuf ehlinin irşad faaliyetlerinin büyük rolü olmuştur. İşte Ahmed Yesevi bunların en önde gelenidir. O, irşad faaliyetine her ne kadar Orta Asya’da devam etmiş olsa bile, ondan feyz ve ilim alan talebeleri dört bir yana dağılarak İslâmlaştırma ve irşad faaliyetine devam etmişlerdir. Bu dervişlerin en büyük özellikleri, İslâmî taassup içinde değil de geniş ve yumuşak bir ruh ve mana ile anlayarak göçebelere telkin etmeleriydi.
Ahmed Yesevi’nin halifeleri bir taraftan Kırgız ve Kazaklar arasından geçerek idil boylarına kadar yayılmışlar, öte taraftan Azerbaycan üzerinden o zaman Rum diyarı olarak bilinen bugünkü Anadoluya gelmişlerdir. Evliya Çelebi, Ahmed Yesevi’nin halifelerinden Azerbaycan, Anadolu ve Rumeli’nde tanınanlardan pek çoğunun adını zikreder. Mesela Avşar Baba, Pir Dede, Akyazılı, Kıdemli Baba Sultan, Geyikli Baba gibi evliyanın hep Ahmed Yesevi’nin halifesi olduğu rivayet edilir. Bütün bu tasavvuf ehlinin halk üzerinde tesiri olduğu kadar, mutasavvıflara karşı ziyadesiyle hoşgörüsü olan Sultanlar ve Beyler üzerinde de nüfuzları vardır. Mesela bir Sultan Sen- cer’in Şeyh Yusuf el- Hemedani’ye, bir Osman Gazi’nin Şeyh Edebaliye karşı muhabbet ve hürmeti yakînen bilinmektedir. Aynı kaynaktan ilham ve feyz alan bu insanlar siyasî birlik olmasa bile, daimi bir gönül birliği, fikir birliği ve hedef birliğinin oluşmasında büyük rol oynamışlardır. Bu hedef, şüphesiz ilay-ı Kelimetullah idi.
■ Bu birlikteliğin sağlanmasında dil çok önemli. Söylenileni her kesim anlayabilmeli ki, söz yerini bulsun. Ahmed YESEVİ’nin dili buna yeterli miydi?
□ Elbette böyle bir birliğin sağlanmasında dil çok önemli. Şimdi biz Ahmed Yesevi’nin Türkçe’nin hangi lehçesini konuştuğunu kesin olarak bilemiyoruz.
Bunu anlayabileceğimiz bir tek kaynak var. O da kendisine izafe edilen Divan-ı Hikmet. Ancak asırlar boyu ona da o kadar ilaveler yapılmış ki, ne kadarı ve hangileri Ahmed Yese- vî’nin sözü, kesin olarak tefrik etmek mümkün değil.
Fakat bir hakikat var ki, bütün araştırmacılar bunu kabul etmektedirler: Ahmed Yesevî kesinlikle Islâm ilimlerine ve Iran edebiyatına yabancı birisi değildi. Arapçayı bildiği gibi,
İranlı mutasavvıf şairlerin tasavvufa ait eserlerini de biliyordu. Fakat O, Iran kültürünün tesirinde kalan diğer sufiler gibi Farsça yazmamış, Türkçeyi kullanmıştır. Kendisini buna belki de mecbur hissetti. Çünkü Islâm’ı samimi fakat henüz yüzeysel bir şekilde kabul etmiş bulunan Türk kavimleri eski adetlerinden de kolay kolay vazgeçemiyorlardı. Onun için onların zevklerine, itiyadlarına uymak; anlayacakları bir lisan kullanmak gerekiyordu. O da öyle yaptı. Ağdalı bir dil değil, halkın konuştuğu dili, aruz ya da bir başka vezni değil, asırlardır kullanılagelen hece veznini kullandı. Geniş kitlelere tesir etmesindeki en önemli sebeplerden birisi de bu sanıyorum. Onun için Divan-ı Hikmetin edebî değerinin az olduğu, fakat herkesin anlayacağı bir dille ifade edildiği herkes tarafından kabul edilmektedir.
■ Sayın Başkanım, verdiğiniz bu değerli bilgiler için size çok teşekkür ederiz. Efendim.