Makale

DAİMA BİRLİK

DAİMA BİRLİK

H. Avni BAYRAKTAR

Dünyada her insan için üç âile veyahut üç toplum vardır:

1 — Aile fertlerinden meydana gelen küçük toplum,

2 — Din kardeşlerinden veyahut bir vatanda bulunanlardan meydana gelen orta toplum, vatandaş topluluğu,

3 — İnsanlık âleminde birleşmiş kimselerden meydana gelen büyük toplumdur.

Biz bu konuda yalnız vatani âileden ve İçtimaî vazifelerin bazılarından bahsedeceğiz.

Vatanî âile bir milletten meydana geldiği gibi, bir çok milletlerden ve muhtelif dinlere mensup kimselerden de meydana gelmiş olabilir,

İslâm Dini i’tikad, anlayış ve ibadet haysiyetiyle her ne kadar Müslümanlara mahsûs bir Din ise de medenî, içtimai, ahlâkî ve edebî hususlarda umû­mî bir Dindir. Çünkü İslâm Dini, ittifak, ittihat, sevgi, emanete riayet, merha­met, sadakat, iyilik ve sair İçtimaî vazifelere dair emrettiği vakit yalnız Müs­lümanları murat etmez. Zira mesele namaz, oruç ve hacc gibi bir ibadet me­selesi değildir. Binâenaleyh, İslâm Dinininin, İçtimaî vazifelere dair herhan­gi bir emrine karşı yalnız Müslümanlar değil, Müslümanlarla birlikte, bir va­tanda ve bir hükümet idaresinde bulunan bilûmum insan toplulukları da so­rumludur.

Yukarıda sözü geçen ve İslâm Dininin emrettiği İçtimaî vazifelerin en mühimlerinden biri de birlik ve beraberlik bağlarını zayıflatacak bütün ha­reketlerden çekinme ve kaçınma vazifesidir.

İslâm Dininin men’ettiği ayrılık eğer i’tikada aitse hitap yalnız Müslümanlara ve eğer men olunan ayrılık vatanî, İdarî, İçtimaî ve İktisadî husus­larda ise, hitap hem Müslümanlara ve hem de o hususlarla ilgili diğer mil­letlerden olan kimseleredir.

Dinî akidelerde ve vatanî işlerde birleşmenin rahmet, ayrılığın ise azap olduğunu Peygamberimiz (S.A.S.) haber vermiştir. Bu azap İse yalnız ma’nevî değil, aynı zamanda Dünyevî muzk ayrılıklardan doğacak hâdiselerin de bir neticesidir.

Bundan anlaşılıyor ki, ayrılık ayırmak, hizipleşmek bir memleket için azabı, felâketi muciptir. Kuvvetli, sağlam bir imana sahip olan ve vatanını seven bir kimse, vatanının felâketini değil saadetini hazırlar ve böylelikle Peygamberin islediği toplumdan olmuş olur. Aksi takdirde vatan tehlikeye düşer. İnsanların aralarını açmak ve millî beraberliği bozmak bir memleket için büyük felâketler doğuracağını pek iyi bilen Peygamberimiz (S.A.S.) bu gibi hareketlerden bilhassa Müslümanları şiddetle men etmiştir. Bir Hadîs-i şeriflerinde: «Her kim ayrılık çıkarırsa bizden değildir.» buyurmuşlardır. Yani: o, bizim gittiğimiz yoldan gitmemiş, bizim fi’limize muhalif hareket ettiğinden bizim cemaatimizden değildin Halbuki Peygambere uymıyan bîr kimseden Cenâb-ı Hak da râzı olmaz. Binâenaleyh, birliği, beraberliği bozan­lar yalnız Peygamberden değil, Allah’tan da uzak kalmakla beraber, Allah’­ın maddî, ma’nevî ni’metlerinden de mahrumdurlar.

Çünkü Peygamberimiz (S.A.S.): «Cenâb-ı Hakk’ın kudreti, ni’meti ve be­reketi öyle bir evlâd-i vatan içindir ki, onlar birlik ve beraberlik içinde ya­şarlar.» buyurmuştur. Ondan sonra Peygamberimiz (S.A.S. toplumdan ayrı­lan bir kimseyi sürüden ayrılan bir koyuna teşbih etmiş ve böylelikle onun kendi başına yaşıyamıyacağını ve çok geçmeden düşmanları tarafından yok edileceğini de beyan buyurmuştur.

Toplumdan ayrılma en çok hududu tecavüz eder mahiyette vuku’bulan ihtilâf yüzünden ileri geldiği ve bunun da yukanda beyan edildiği veçhile pek fenâ bir tehlike doğuracağından Peygamberimiz (S.A.S.) bizleri bu teh­likeden koruma hususunda şöyle buyurmuştur: «Sakın ihtilâfa düşmeyin, çünkü sîzden evvelkiler ihtilâf yüzünden helâk oldular.» İhtilâf yüzünden fe­lâkete ma’ruz kalmış insanların hallerine bakıp ibret almak ve daima ihti­lâftan sakınmak Müslümanlar için hem Dinî ve hem de vatanî bir vazifedir.

Cendb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîmde: Toptan, Allah’ın ipine sanlın, ayrılmayın.» buyurmuştur. Yani: Kur’ân’a sanlın, onunla amel edin. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in emrettiği, telkin ettiği ahlâk yolu, en doğru ve en sağlam bir yoldur. Bu yolu takip edenler dünya ve âhirette mes’ût olurlar. Gerek Cenâb-ı Hak’dan kork­mak ve gerekse Müslüman olarak ölebilmek için evvelâ Kur’ân-ı Kerîm’e sarılarak tevhit üzere birleşmek ve ayrılıktan sakınmak lâzımdır. Bundan da anlaşılıyor ki, tekâmül evvelâ kalbleri birleştirmek, sonra da tevhîd-i ef’âl ile mümkündür. Binâenaleyh, kalbler birleşmedikçe işlerin istenilen bir şe­kilde ilerlemesine imkân ve ihtimâl yoktur, öyle ise kalbleri te’lîf ve toplumu te’mîn etmenin İçtimaî hayatımızda gerek maddeten ve gerekse ma’nen pek büyük önemi vardır. Çünkü bir insan yalnız başına hayatını, vatanını değil, dinini ve imanını bile çok defa muhafaza edemiyor. Yalnız kalmak istiyen fertlerin iman ve İslâm üzere, hüsnü hatime ile gidebilmeleri bile şüphen olur. Çünkü fert cebr ve tazyik altında her şeyini zayi’ edebilir. Zira Allah’ın kudreti, bereketi toplum hay alındadır, işte bundan dolayıdır ki, dinin dünya­da en büyük feyzi bu toplumun teessüsünde olmuştur. Zira cemaatlarını zayi’ ve perişan edenler, behemehal perişan olurlar. Yine bundan ötürüdür ki, toplumun güvenini, cesaretini kıracak ve kuvvetini giderecek herhangi bir münâzaadan dînimiz Müslümanları men’ ediyor. Çünkü böyle bir durum ha­ricî düşmanları sevindirir, dâima onları cesaretlendirir ve binnetice Müslümanların mağlûbiyetlerine sebep olur.