Makale

ABDEST, NAMAZ, ORUÇ, HAC VE ZEKÂTIN Sıhhi ve içtimaî Yönlerden Değeri

ABDEST, NAMAZ, ORUÇ, HAC VE ZEKÂTIN

Sıhhi ve İçtimâi Yönlerden Değeri

(Geçen sayıdan devam) Prof. Dr. Tevfik SAĞLAM

(Merhum)

SÜNNET (HİTAN)

Erkek tenâsül uzvunun ucundaki gülleyi kesip almaktan ibaret olan ame­liye sünnettir. Bu sağlık yönünden çok faydalıdır. Sünnet olmayanlarda gül­lenin içinde kir toplanır. Bu kirli bir maddedir. İçinde pek çok mikrop birikir, bâzan iltihap yapar, gulfenin daralmasına sebep olur, ameliyat yapmak îcâbeder.

Bundan başka bu kirli madde cimâ esnasında kadın tenâsül yollarına da bulaşarak oralarda iltihap ve hastalıklar, husulüne sebep olabilir.

Sünnet olmayanlarda gulfenin içi ve zekerin başı ince bir zar ile örtü­lüdür. Sünnetlilerde bu zar deri haline geçer. Frengi mikroplarının bu zar­dan geçmesi deriye nisbeten daha kolaydır. Bir zamanlar bâzı hekimler ta­rafından sünnet neticesi bunun dertleşmesi sebebiyle cima esnasında erke­ğin daha az şehvani bir his duyduğu iddia edilmişse de bu indî bir iddiadan başka bir şey değildir.

Binaenaleyh sünnet sağlık yönünden lüzumlu bir şeydir. Bilhassa tıbbın terakkisiyle tekâmül etmiş iptâli his usulleri üe çocukları hiç bir acı duyma­dan sünnet etmek mümkündür.

Son zamanlarda Amerika’da sünnet hakkında önemli bir inceleme ya­pılmıştır. Geniş ölçüde yapılan bu tetkikler neticesinde sünnetli erkeklerin zevcelerinde unku rahim kanserinin daha nâdir olduğu raüşahade edilmiş­tir. Bunun sebebi henüz belli değildir.

HAC:

Her Müslüman için ömründe bir defa haccetmek farzdır. Hac hakkındaki mâruzâtım hacce bağlı sağlık meselelerine münhasır kalacaktır.

Bir Müslüman’ın, hac ile mükellef olması bir takım şartlara bağlıdır. Bun­lardan biri istitaati bedeniyedir, (vücut sağlığı.)

Bir Müslümanın haccetmeye bedenî kudreti olup olmadığının takdirini kendine bırakmak büyük bir hatâdır. Tıbbın bu kadar ilerlemiş olduğu zama­nımızda hacce niyet eden her Müslümanın kendini bir hekime iyice muâyene ettirmesi behemehal lâzımdır. Bir takım hastalıklar vardır ki, şahıs farkında olmadığı halde, Hac seferine ve orada menasik-i haccın ifâsına mânidir. Bunu ancak hekim takdir edebilir. Binaenaleyh bir, Müslümanın kendi bedenî istitaatini öğrenmeden Hac seferine çıkması büyük bir gaflettir. Vücûdu­nun kudretsizliğim bile bile Hacce giderek canlarına kıymalarının câiz olup olmadığını sizler daha iyi bilirsiniz.

Hicaz, sıcak bir memlekettir. Mutedil ve soğuk memleketlerden gelen İn­sanların, bilhassa Hac mevsimi yaz aylarına tesadüf ettiği yıllarda, bu iklime tahammül etmeleri pek güçtür. Bunun için Hacca giden memleketimiz halimuı gerek sefer esnasında ve gerek Hicaz’da kendilerini güneşten koru­nmaya dikkat etmeleri gerektir. Her yıl hacda, güneş çarpmasından ölenlerin sayısı küçümsenmiyecek kadar çoktur.

Vapurla yapılan hac seferlerinde ve bizzat Hicaz’da sıhhî şartlar çok kötüdür.

Tarih boyunca haclar pek çok defa büyük kolera ve veba salgınlarına sebep olmuştur. Ekseriyetle Hint haalariyle gelen bu hastalıklar binlerce ha­cının hayatına mâl olmakla kalmamış, memleketlerine dönen hacılarla bir çok üklelere yayılmış ve bütün dünya salgınlarına sebep olmuştur.

Bu iki hastalığın mikrobu bulunduktan ve nasıl bulaştığı anlaşıldıktan: sonra alınan sıkı ve müessir tedbirler sayesinde son yıllarda bu salgınlar ar­lık görülmez olmuştur. Fakat Hindİstandaki kaynakları hâlâ kurutulmamış ve Hicaz’a bulaşma tehlikesi ortadan kalkmamıştır.

Bu iki hastalıktan başka Hicaz’da beledî olarak hüküm süren veyahut dışardan hacılarla bulaşan çiçek, dizanteri, tifo, tifüs, humma-i râcia, sıtma gibi hastalıklar da vardır.

Bu hastalıklardan kolera, tifo, dizenteri sularla, yiyecek, içeceklerle, ka­rasineklerle geçer. Tifüs ve humma-i râcia bitlerle ve kenelerle; sıtma, sivri­sineklerle, veba pirelerle bulaşır.

Bu hastalıklardan kolera, veba, çiçek, tifo ve tifüsün koruyucu aşıları vardır. Hacce çıkmazdan Önce bu aşılarla aşılanmalıdır. Bu esâsen mecbu­rîdir. Elinde aşı vesikası olmayanlar Hicaz’a kabûl edilmezler. Fakat şunu iyice bilmelidir ki, aşıların koruma hassası mutlak değildir. Kuvvetli bir bu­laşmaya mâruz kalan bir insan bu hastalıklara tutulabilir. Bu sebepten aşı­lanmış olanlar da bu hastalıklardan korunma tedbirlerini asla ihmâl etme­melidir.

Hac seferinde ve Hicaz’da yeme içme hususunda son derece dikkatli ol­malıdır. Kaynatılmamış su ve onunla yapılmış şerbet, dondurma gibi şeyleri içmemeli, yememelidir. Çiğ yiyeceklerden de çekinmelidir. Pisliğe, sonra da yiyecek ve içeceğe konan karasinekler hastalıkların bulaşmasında büyük rol oynar. Bu sebepten gerek kara ve gerek sivri sineklerden korunmalıdır. Vücût ve elbise temiz tutulmalıdır. Bit, pire, tahtakurusu ve diğer böceklere karşı son derece tesirli olan DDT gibi ilâçları hacılar yanlarında taşımalıdır.

Şu sözlerimden anlaşılıyor ki, hacce gideceklere yolda ve Hicaz’da ken­dilerini ne gibi sıhhî tehlikeler beklediğini ve onlardan nasıl korunacaklarını iyice öğretmek lâzımdır. Bu hususta dîn âlimlerimizin irşâdına büyük ihtiyaç vardır.

Hıfzıssıhha kaidelerine riâyet etmeme yüzünden hasta düşen ve hasta­lığını başkalarına bulaştırarak onların da hastalanmasına ve ölümüne se­bep olan hacının büyük bir vebal altına gireceği kendisine iyice anlatılmak gerektir.