Makale

İnsan ve Çevresi

İNSAN VE ÇEVRESİ

Dr. Lütfi DOĞAN

BİLİM ve Tekniğin, insan hayatını sürekli değiştirmesi ve göz kamaştıncı başarıları yeni sorunlar oluşturmuştur. Bilimin sağladığı kolaylıklar, iletişim araçların-daki kıvanç verici yenilikler dünyayı küçültmüş, insanı büyütmüştür. İnsanın, hak ve hukukuna sahip olma isteği mutlu, sağlıklı ve insanca yaşama özlemi, kendi zararına oluşan yeni durumu bir kez daha gözden geçirmesini gerekli kılmıştır.
İnsanın kendini etkili, güçlü ve hayata egemen kılan bu bilim ve teknik aracılığı ile girdiği yarış, onun istek ve tutkusunu sürekli kamçılamış; elindeki gücü tüm insani değerleri hiçe sayan onursuz bir çabaya; yıkıcı, yok edici, bir yorgunluğa; sevgisiz, saygısız bir katılığa götürmüştür. Hızlı nüfus artışı ve kimi toplulukları tehdit eden açlık, yeterli besin bulunmayışı, sağlık konuları, yoksulluk, insan haklarından yoksunluk yanında gittikçe çözümü çok güç ve karmaşık duruma giren çevre konusu en önde gelen sorunlardan olmuştur.
Bilim ve teknik sayesinde yeni başarılar kazanarak geçinen insan, egemenlik yetkisini bilinçsiz kullanımı sonucu kendi özünde yorgun, perişan düşmüş, katılaşmış, değerlerinden, maneviyatından uzaklaşmıştır. Onun günahkâr hayatı, kirli ve karanlık işleri, çevresini, yani havayı, suyu ve kullandığı her şeyi, özetle dünyayı kirletmiş, hayatı karartmış, yaşanmaz etmiştir.
İnsan değerlerinin, çevresinin, doğal alanının korunması ve temiz tutulması, özünün bozulmadan yaşatılması sağlığımızın ana konularından biridir. İnsan aleyhinde oluşan bu yeni manzara, insanın yeni kazandığı yetki ve yetenekleri kötü tasarrufundandır. Kısacası din diliyle, insan günahından ötürü hayatı ve çevresini çirkinleştirmiştir. Bu nedenle insan, çevresinden, yerin, suyun ve göğün temiz oluşundan sorumludur. Kuşkusuz temiz, sağlıklı bir çevrede, insan mutlu olur. Ancak böyle mutluluk verici bir çevreyi o-luşturacak da insanın kendi tutum ve davranışlarıdır. Zira çevre sorunu, doğrudan onu kullanan insanlann i-ilişkilerine dayanır.

AMAÇ İNSANIN MUTLULUĞUDUR
İnanç, ibadet ve ahlâk ilkeleriyle, insanın mutluluğunu amaçlayan İslâm Dini, temiz, esenlikli ve sağlıklı bir çevrenin oluşmasına da önem vermiştir. İslâm’ın irfan içinde sağlıklı bir çevre öğütlediğini görüyoruz.
SAĞLIKLI BİR ÇEVRE, sağlıklı bir in-sanın ortamıdır. Kirlenmemiş, yapısı bozulmamış temiz bir çevre, sağlıklı bir insan hayatının sürmesini sağlar. İnsan’ın doğal haklarını kullanırken başkalarınınkine saygılı olduğu gibi, doğaya, toprak, su ve havaya aynı biçimde saygılı olmalı, doğadaki dengeyi korumalıdır.
Çağımızda insan hakları nasıl bir hukuk düzenine bağlanmış, yasalarla bir konuma oturtulmuşsa; çevre sorunları da hayati önemi ve evrensel durumu bakımından uluslararası yasal bir hukuk düzenine bağlanmalıdır.
İnsan, kendi çevresini kötüleştirmesinden ve bu konudaki kirli, günahkâr hayatından kesinkes sorumludur. Dünya, hepimizin hayatımızı sürdürdüğümüz yurdumuzdur. Bundan ötürü bütün milletlerde toprağı, havası ve suyuyla dünyayı koruma bilinci uyanmıştır. İlerleyen teknik ve gelişen sanayi ile birlikte hoyrat insanın yaptıklarından çirkinleşen, çoraklaşan, kötüleşen dünyayı kurtarma girişimleri artmıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı 5 Haziran gününü, bunu sağlayacak eğitim, iyileştirme ve işbirliği oluşsun diye, Dünya Çevre Günü olarak ilan etmiştir.
Sağlıklı bir çevre, orda yaşayan insanın aynasıdır. Çevre, uygar, kâmil bir insanın kimlik belgesidir. Çevre ile insan, insanla çevrenin doğru, etkin, belirgin ilişkisi, alışverişi vardır. İnsan çevresine, çevresi insana muhtaçtır. İnsan çevresi ile mutlu olur, değerlenir, güzelleşir. İnsanın fonu çevresidir. Çevre insanla hayat bulur ve uygarlaşır. Bu nedenle, toplumun gelişmesinde, kalkınmasında, başka bir deyimle çağdaşlaşmasında, insan çevre dengesini iyi ayarlamak; sanayide ve tüm ümran atılımlarında, insanı programdan çıkarmamak gerekir. Bunun için de insanın, çevrenin değerini ve bilincini ayakta tutacak bir davranış eğitimine ihtiyacı vardır. Kur’an-ı Kerim’de, hayatın önemli maddesi o-lan suyu kullanmada insanın, yetki, yetenek ve egemenliğini iyi kullanması için de bazı ilkeler konulmuştur.
İNSANIN OTORİTESİ VE ETKİNLİĞİ

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de insanın, mutlu ve sağlıklı yaşayışını sürdürmede ihtiyacı olan araç ve gereçleri bağışlamış, onu üstün nitelik, beceri, bilgi ve güçle donatmış, çevresini bunu sağlayacak biçimde çeşitli imkânlarla zenginleştirmiştir. Bunları kendi yararına kullanmasında, yeri, göğü ve suyu tasarrufta yetkili kılmış, bunu sağlayacak bilimi araştırmasını, gözlemi ve çalışmasını da engellememiş, hatta "Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda düşünen kimseler için dersler vardır." (Casiye. 13) "Yerde olanların hepsini sizin İçin yaratan O’dur" (BAKARA, 29) mealindeki ayetlerle, insanın madde alemindeki egemenliği ve bütün bunların insan için olduğu belirtilmektedir. Bu, Kur’an-ı Kerim’in çağımızda tecelli eden bir mucizesi-dir.
Sözün özü insanın, yerde, gökte ve denizlerde bilim ve teknik gücü ile elde ettiği imkânları ve ilâhı ikramları kendi sağlık ve mutluluğu lehine kullanması; bu nimetleri ba-ğışlayan, güzellikleri sağlayan Yüce Mevlâya şükran hem de Allah’a karşı şükranın, O’na kulluğun sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Müslümanlar olarak yer, gök, hava ve su, doğal yapı, yeşillikler, a-ğaçlar ve bu tüm güzelliklerin bizim sağlıklı ve mutlu yaşayışımız, insanca ahlâklı yücelişimiz için var olduğunu bilmemiz: elimizdeki ilim ve teknik gücü, bunun dışında kullanmamamız doğaya karşı ödevimizdir. Bunun dışındaki davranış, ifsattır, isyandır.. Yüce Kitabımız bu çağda insanın bilim ve teknikle eriştiği hükümranlığı, yüzyıllar ötesinden haber veriyor. Ancak bu tasarrufta, yetki ve yetide, insaf ve insanlığını terketmemesi gerektiğini Kur’an-ı Kerim’den ve özellikle Sevgili Peygamberimizin hadislerinden öğreniyoruz. Barışta olsun, savaşta olsun müslüman, kendi hayatı, dünyası ve çevresi için, salih, onarıcı, güzelleştirici ve yapıcıdır. Öyle olmak durumundadır. Bu nedenle, su temizliği, toprağın korunması, ağaç dikmek, yeşili sevmek, kentlerin-beldelerin tahrip edilmemesi; yolların, havanın temizliği ve tüm sağlıklı çevre konuları, aynı zamanda İslâm Dini’nin temel konularından ve İslâm düşünürlerinin özenli uğraşılarındandır.
Büyük İslâm düşünürü, medeniyet tarihçisi İbni Haldun, bu günün çevre konusuna, hava kirliliğine bir kentin konumu hakkındaki yorumuna burada yer vermek istiyorum. İbni Haldun şöyle diyor:
"Kentleri kötü hava şartlarından korumak için, daha kenti kurmazdan önce, yerinin, havasının iyi ve temiz bir bölgede seçilmesi gerekir. Eğer havası durgun ve kötü, yeri de kötü koku saçan sulara, su birikintilerine veya bataklıklara yakın olursa, bunun canlılar üzerinde doğrudan kötü etkileri görülür. Pek çok müşahade, söylediğimiz hususu ispatlar. Havası bozuk olan kentlerde birçok hastalıklar mevcuttur. Kuzey Afrika’da, Tunus’un Gabes şehri bu hususa tanıktır. Şehrin sakinleri, şehre uğrayan yabancılar salgın veren sıtmadan salim kalamıyorlar." (Ayrıntılı bilgi için İbrahim CANAN, İslâm’da Çevre Sağlığı, İstanbul. 1988)
Bilim ve teknik, özellikle son yıllarda uluslararası yarışta nükleer enerji, ayın ve yıldızların fethine doğru yönelişler, denizlerin ve yerin al-tındaki güç denemeleri, uydular, sağlıklı çevre konusunda önlemler almayı en ön plana getirdi. Bu nedenle, çağdaş, bilim ve teknik üzerine çalışmaları, insan değerleri ve maneviyatı ile sınırlamanın zamanı geldi. Zira, insanın hayatı ve insanın kendisi bilim ve tekniğin buluşların-dan daha önemlidir. Çünkü o buluş-ların, insanın mutluluğuna katkısı varsa bir değer ifade eder.

İNSANA DÜŞEN
Biz müslümanlar, insanlığın hidayet gönüllüleri olarak, çağın bilim ve tekniği tahrip gücüyle açtığı cahiliye dönemini kapatmada, tüm öğretilerimizle, insanlığa katkıda bulunmamız bir dinî görev olduğu kadar aynı zamanda millî ve insanî gelecek sorunudur. İslâm Dini’nin bu konudaki buyruklarını açıklayarak, ona yaklaşımı eğitim, irşad ve uyarmalarımız-la yapmak, bu konudaki korkuları gidermek, sağlıklı çevreyi oluşturmak ve yeşili, doğayı sevmek İslâmi sorumluluğumuzdur. Şımaran, katılaşan, mâna ve değer tanımayan insanın geleceğini karartan olumsuzluğa dur demenin zamanı gelmiştir. Bilim ve tekniği insanın sağlıklı hayatı ve mutluluğu, kısacası hidayeti için kullanalım. Bu yolla insanı insanın elinden kurtaracağız. İnsan bu anlamda bilinçlendikçe Allah’a imanı, sevgisi, saygısı, değerlerine bağlılığı artarak güzelleşecek: kendine, Allah’ına, Dinine yönelecek; çevresi de, onun bu yeni hayatına göre istenilen biçimde korunacaktır.
Ne mutlu bu harekete katılanlara…