Makale

Göz Ağrılarından Göz Aydınlığına

Ayfer Balaban

Göz Ağrılarından
Göz Aydınlığına

30 Ağustoslar tatil rehavetinde sesini sadece bazılarımızın duyduğu, öylesine geçip giden ya da takvim yapraklarına âdeten yazılan sıradan bir gün değil, bütünleşmiş terkibimizle varlıkta oluşumuz ve varlıkta kalışımızın resmidir. Bu resmi oluşturan bütün unsurları hamasî heyecan yaratmak için değil ama, tarihte olduğu gibi birlikte ve bütünlükte yaşama kararlılığı ve kudretini göstermek, bölünmez bütünlüğümüze sahip çıkmak adına dikkat noktasında tutmak lazım. Bayramlar, bu anlamda bize fırsatlar sunan çok özel bir zaman dilimleri olarak görülmelidir. Zira millî günlerimiz, millî bayramlarımız, mensubu olduğumuz millete karşı duyduğumuz bağlılık hissi ve millet olma şuurunu besler, canlandırır.
Bu milletin anaları, babaları, eğitimcileri ve diğer mesul kişileri, bayramların içinin boşaltılması karşısında endişe duymalı. Bunu ertelenemeyecek, tatil edilemeyecek bir vatandaşlık sorumluluğu olarak içselleştirmeli. Bizim el bebek gül bebek yavrularımızın yaşıtları çok yakın zamanlarda o cephede bu cephede, ayaz gecelerde taşı yastık ettiler, aç ve susuz kaldılar. Çok iyi komuta edildiler. İmanın kuvvetlendirdiği azim ve kararlılıkla ümitlerini hep sıcak tuttular, yenilgiyi hiç düşünmediler. Candan aziz bildikleri kutsalları için feda-i can etmeyi imanî bir mesuliyet olarak yüklendiler hep birlikte. Tarihçi Mustafa Kafalı Hoca’dan bizzat dinlediğim şu ifadeleri burada yazmak önemlidir kanaatimce: "Yakînen tanıdığım bir Anadolu kadını gözlerinden iki damla yaş gelerek, "oğul, 16 dal gibi yiğit Çanakkale’ye gitti ve künyeleri geldi..." dedi. Yıllar içinde duyduğum sadece bu sözlerdi. Bu, davranışın temelinde, "acaba daha fazla konuşur da şehitlerin ruhunu muazzeb eder miyim" hassasiyeti vardır. Bu hadiseyi kendisi için bir övünç kaynağı olarak görmediği gibi "onlar vazifelerini yaptılar" demesi, inanç dünyasından kaynaklanan bir hususiyettir." Sakarya boylarında, Çanakkale’de, Büyük Taarruz’da aynı inanç, aynı vakar...
Dal gibi yiğitlerin analarının, bacılarının, nişanlılarının, çiçeği burnunda gelinlerinin göz pınarları kurudu, ama göz yaşlarını kimseye göstermediler. Bir haber var mı yavrundan, yavuklundan, nişanlından diyemediler, bir haber var mı göz ağrından dediler birbirlerine edeple. Onların göz ağrıları bizim göz aydınlığımız oldu, bayramımız oldu. Güneş, zafere onların fedakârlıkları ile tanıklık etti.
Tarihî olana yaptığımız vurgu, geçmişe imrendirmek kolaycılığı veya oradan tüketmek değil, gerektiğinde yeniden üretebilmek, değerleri güncelleyerek kalıcı bir hayat tarzına çevirmek içindir.
Bizi hür ve bağımsız yaşatan, millet olarak şerefli duruşumuzu belirleyen irade, imanla bahşedilmiş, gerektiğinde yine fedayı can etme iradesidir. Bu irade yakın tarihte büyük sınavını verdi. Milletin toplam iradesini sınamaya kalkışanlar derslerini aldılar. Bu milletin helal süt emmiş evlâtları, basit ve bozguncu seslere nasıl karşılık vereceklerini çok iyi bilirler. Bunu bile bile soru ve sorun üretip zaaf odakları yaratmak, denenmişi denemeye kalkmak beyhude!
Şehit ve gazilerimiz, istiklâl mücadelemizin isimsiz kahramanları, yüksek hayat sahipleri vazifelerini ikmal ettiler ve millî hafızamızda şerefli yerlerini aldılar. Şimdi de nöbet bizim, hepimizin. Bayram ikliminde bu millî vazife adına taahhüdü yenilemek, vefa ile tekrar tekrar temasa geçmek gerek. Bayramlarda sadece coşku yoktur. Coşkuyla, sevinçle birlikte bilgi vardır, hâl vardır, ruh vardır. Bunları açığa çıkarmak, anlamlarını fert fert, ocak ocak birlikte yüklenmek, millet olarak yaşamanın ve millet idamesinin gereğidir.
Millî değerler, kutsallar bir değer beşiği olan ailede öğrenilir. İtinayla asılan, itinayla katlanıp muhafaza edilen bayrağın kutsallığı da ailede öğrenilir. Bayramlıklar nasıl akşamdan hazırlanıyorsa, bayraklar da hazırlanır bayrama. Günü kıyamla, rüku ve secdeyle, dua ve niyazla karşılayan analar, bayraklarını yine dua ve niyazla asarlar. Bayram bayrak olur. Söze hacet bırakmayan bir eğitim faaliyetidir bu. Formel gibi görünse de millî terbiyede bu tavırların yadsınamaz tesirleri vardır. Ve bir 30 Ağustos sabahı bayrak nöbetini evlâdının üstlendiğini gördüğünde ana çifte bayram eder. Unutmamalıdır ki bayramın, tarih içindeki köklerini ve bugün yaşadığımız zamanlardaki önemini aynı platformda birlikte okumanın, bugünü ve geçmişi birlikte görmenin bize kazandırdığı/kazandıracağı çok şey vardır/olacaktır.
Tarihe tutunmak adına değil, tarihi hayat için okumak adına, şimdiye ve geleceğe tutunmak adına kendi kutlu yapımız içinde öyle yapıcı ve yaşatıcı güçler var ki. Bu özle doğru temas; hepimiz için sağlam ve sağlıklı bir hayat alanına, yani yurtta barışa mani olmadığı gibi, evrensel barışa ve evrensel değerlerle buluşmaya da mani değildir.
Şimdi ve her zaman birlikte kazanılan zaferin tadını iliklerine kadar hissetmek hepimizin hakkı, barışın bekası ise hepimizin mesuliyeti. Zafer Haftamız ve 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Bayramımız bayrak olsun.