Makale

TAPU SENEDİ VAKIFLARIMIZ

Dr. Abdurrahman BORAN

TAPU SENEDİ VAKIFLARIMIZ

Vakıf, hür, akıllı, erginlik çağına gelmiş bir kimsenin, kendisinden faydalanılması mümkün olan menkul veya gayrimenkul mallarından bir kısmını veya tamamını, Allah’ın rızasını kazanmak niyet ve amacıyla, toplumun herhangi bir ihtiyacını karşılamak üzere, “ben bu malı ebeddiyyen vakfettim” demek suretiyle tahsis etmesidir.(1)

Vakfın Ortaya Çıkış Sebepleri

Vakıflar, İslam cemiyetinin bünyesinde meydana gelen siyasi ve sosyal gelişmeler, devletin vatandaşına karşı yerine getirmek zorunda olduğu tam olarak yerine getirememesi, toplumun iktisadi ve sosyal ihtiyaçlarının artması, fetihler yoluyla zenginleşen müslümanların Allah’ın rızasını kazanma, cennete kavuşma ve cehennem

Sıkıntılarından uzak olma ve kurucusunun iyiliklerine başkalarının da şahit olması gibi nedenlerden ortaya çıkmıştır121.

İslam Vakıflarının Dayanağı

Bir kısım İslam hukukçuları ve bir kısım Batılı bilim adamlarına göre, İslam vakıflarının dayanağı doğrudan doğruya İslam prensiplerine dayanmaktadır. Kur’an’da açık olarak “Vakıf” ve onun eş anlamlısı olan “Habs” kelimeleri yer almamasına rağmen, hukukçular ve islamologlar, bu fikre cemiyetin hem manevi ve hem de maddi hayatına yön veren bir sistem olarak İslam’ın mü’minlerin zihnine birlik, dayanışma ve yardımlaşma duygusunu isleyen prensipler ortaya koymasını göz önünde bulundurarak, bu düşünceyi ileri sürmektedirler. Bu konuda, vakfiyelerde yer alan su ayetlere dikkatleri çekmektedirler.
"... Hayır islerine koşun...” (Bakara /148]
"... gerçek iyilik Allah rızası için yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunanlara (köle ve cariyelere) mal vermektir." (Bakara/177)
"Mallarınızı Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın, iyilik edin, doğrusu Allah iyilik edenleri sever.” [Bakara/ 195)
"Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu her başağında 100 dene olmak üzere yedi başak veren bir denenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lütfü geniştir, O bilendir.” (Bakara/261)
“Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emredip kötülükten men ederler, hayır islerine koşuşurlar, iste onlar iyilerdir.” (Ali imran/114)
“Sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel borç verenler (Allah rızası için yoksullara borç verenler, yahut mallarını Allah için uygun yerlere sarf edenler), iste onlara (verdikleri) kat kat yapılır (kendilerine, verdiklerinin kat kat fazlası ödenir) ve onlar için (ayrıca) şerefli bir menfaat daha vardır.” (Hadid/18)
“Kendiniz için verdiğiniz hayırları, Allah katında, verdiğinizden daha hayırlı ve daha büyük bulacaksınız...” (Müzzemmil/20)
“Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Ali imran /92)
Bu konuda peygamberimizin su buyruklarına da dikkatleri çekmektedirler.
"insan öldükten sonra, hayatta iken islediği yalnız üç amelin sevabı akıp gider.
1. insanların faydalanacağı ilim,
2. Devamlı olarak akıp giden sadaka (mescid, kuyu, vs gibi vakıflar),
3. Arkasından bıraktığı, kendisine dua eden kız ve erkek ev-
lad”3
“Kul güzel bir vakıfta bulunursa, Allah onun soyundan o vakfettiği şeyin daha hayırlısını verecek birini İhsan eder”’4.
Bu ayet ve A hadislerin ışığı altında, İslam’da ilk vakıf Medine’de 625 yılında bizzat Hz. Muhammed tarafından yapılmıştır. Peygamberimiz Medine’de kendisine ait yedi adet hurma bahçesini vakfederek, gelirlerini İslam’ın müdafaasını gerektirecek hadiselere, zorunlu ihtiyaçlara tahsis etmiştir. Ayrıca Fedek hurmalığını yiyecek ve içeceği tükenmiş yolculara, Hay- ber hurmalığını da üç bölüme ayırarak, bir bölümünün gelirlerini çoluk çocuğunun ihtiyaçlarına, diğer iki bölümünün gelirlerini de yine müslümanların ihtiyaçlarına tahsis etmiştir.5 Peygamberimizin bu uygulaması onun arkadaşlarına da örnek olmuştur. Onları da en sevdikleri mallarını Allah yolunda sarfetmeye yöneltmiştir. Hz. Ömer peygamberimize gelerek, “Ya Resulallah, nazarımda en değerli malım olan Semeg hurmalığını tasadduk etmek istiyorum, ne buyurulur?” diye sorunca, Resûlü Ekrem “Sen bunun aslını alınıp satılmamak üzere vakfet. Onun mahsulü infak ve tasadduk olur” buyurmuştur. Hz. Ömer bu suretle belirtmiş olduğu arazisini vakfetmiştir6. Ayrıca, Ebu Talha isimli sahabi ile Hz. Ali’nin de benzer şekilde vakıflar yaptıkları da bilinmektedir.

Vakfın Sahih
Olmasının Şartları

İslam hukukçuları, sahih olması için bir vakfın bir takım şartların bulunması gerektiğini belirtmektedirler. Bu şartlardan bazıları şunlardır: Vakfedilecek olan mal, akar olmalı (menkul mallar da örfe göre vakfedilebilir), mal vakfedildiği sırada vakfe- ı dene ait olmalı, mal bilinen ve tayin edilen bir mal olmalı, malı vakfeden temlik ve te- berrua ehil olmalı, vakfedenin rızası olmalı, malı vakfeden mümeyyiz olmalı ve vakfedilen mal müebbed olmalıdır.
Ayrıca, İslam’da vakfın Allah’a yakın olmak gayesi ile yapılması gerekmektedir. Halbuki başka dinlerde hayrattan (vakıftan) beklenen şey ya ahiret azığı, ya dünyevi bir menfaat, ya yükselme hissi veya insanlık fikridir. Bu duruma göre, hayır sahibinin hal ve durumuna göre bu sebeplerin değişebileceği ortaya çıkmaktadır. Vakfeden kimse bir din ile mütedeyyin ve ahiret fikrine inanıyor ise vakfetme sebebi "Sevab ümidine” bağlıdır. Aksi halde diğer üç sebepten birine atfolunur171.

Vakfın Çeşitleri

İslam dünyasında çok çeşitli sebep ve amaçla vakıflar kurulmuştur. Bunlar arasında; camiler, mescidler, musallalar, medreseler, mektepler, kütüphaneler, zaviyeler, çeşme, sebil, sarnıç ve su kuyuları, kervansaraylar, hastaneler, zayıf hayvanların otlayabilmeleri için meralar, fakir ve kimsesiz Müslümanlarla yolda kalmış ve hac yolunda kalmış müslümanlara yardım, mübarek gün ve gecelerde camilerdeki cemaata hurma ve zeytin dağıtmak, fakirlere erzak dağıtmak, fakir kızlara çeyiz hazırlamak, fakir ve kimsesizlerin cenazelerini kaldırmak, yetim ve yoksul çocuklarla dul kadınlara elbise almak ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak, kurban bayramlarında fakirlere et temin etmek, yaralı hayvanları tedavi ettirmek ve yaz günlerinde sebillere tatlı su, buz ve bal tedarik etmek amacıyla kurulmuş olan vakıflar sayılabilir (8).

Vakıfların Sosyal
Hayatımızdaki Yeri ve Önemi
Vakıflar, İslam dünyasının sosyal, kültürel ve ekonomik hayatında önemli roller oynamış dini, hukuki ve sosyal müesseselerimizdir.
Bu cümleden olarak, vakıf müessesesinin mektep, medrese, cami, tekke ve kütüphaneler yoluyla eğitim ve öğretimin yaygınlaşmasında, dolayısıyla İslam ülkelerindeki fikir ve sanat hayatının gelişmesinde oynamış olduğu rol açık ve kesindir.
Vakıf müessesesi, İslam toplumlarında bir kısım beledi ve içtimai hizmetleri de üstlenmiştir. Her şeyden önce, bu müessesenin İslam dünyasında birçok yeni köy ve şehrin kurulmasında ve yeniden canlandırılmasında önemli bir rol oynadığı bilinmektedir191. Örnek olarak, Damat İbrahim Paşanın doğum yeri olan Muşkara köyüne birçok vakıf tesisi kurması ve oraya göçmenler yerleştirerek bu yerin daha sonra Nevşehir adını alması gösterilebilir |10>.
Bugün belediyelerin yaptıkları su temini, su bendleri, çeşmeler, sebiller, fakirlerin bedava yıkanabilecekleri hamamlar, sokak aydınlatması, sokakların temizlenmesi, bazı şehirlerin değişik yerlerine bahçeler açılması, yollar, köprüler ve fener ve kale inşası, hanlar ve kervansaraylar gibi hizmetlerin büyük bir kısmı vakıflar sayesinde yerine getirilmiştir.’”1
Bunların dışında, vakıfların yerine getirmiş olduğu içtimai görevler arasında, kadın-erkek, müslim-gayrı müslim bütün insanlığa tahsis edilmiş, bunların ruhi ve bedeni hastalıklarını tedavi amacıyla kurulmuş olan hastaneler, darüşşifalar ve tımarhaneler de önemli bir yer işgal etmektedir. Bunlara örnek olarak, Gevher Nesime Hatunun Kayseri’de, izzettin Keykavus’un Sivas’ta, Turan Malik’in Divriği’de, Yıldırım Bayezıt’ın Bur- sa’da, Fatih’in ve Bezmi Alem Valide Sultan’ın İstanbul’da yaptırdığı darüşşifalar verilebilir*121.
Ayrıca, vakıf sistemi İslam cemiyetlerinde akrabalığa, hısımlığa, bölgelere, mesleklere, dini ve lisani hususiyetlere bağlı olarak teşekkül eden içtimai zümreleri kendi aralarında uyum ve beraberlik içerisinde tutan kuvvet olmuştur13.
Vakıf sisteminin bir diğer sosyal rolü de insanlar arasında hayat şartları bakımından mevcut olan farkları mümkün mertebe azaltmayı, zenginler ve fakirler arasında nisbi bir eşitlik kurulmasını sağlamaya yönelik olmasıdır. Bu düşünceler imaretlerin gelişmesi ve yayılmasında da etkili olmuştur.
Vakıfların devlet politikasında da önemli roller oynadığı görülmektedir. Selçuklular, rafizi düşünceye karsı Sünniliği canlandırmak için vakıf medreseleri kurmuşlardır. Bunun dışında, İslam’ı kabul edecek olan gayrı müslimlerin yiyecek, giyecek gibi ihtiyaçlarının karşılanması, sünnet ettirilmeleri ve Kur’an öğrenmeleri konularında da vakıfların önemli desteği olmuştur(14).
Diğer taraftan vakıf sistemi, Osmanlılar’ın İskan siyasetini kolaylaştıran unsurlardan biridir. Yeni fethedilen yerlere cami, medrese, tekke ve zaviyeler kurulur, oralara şeyh, vaiz, müderris ve imamlar tayin edilir, bunları müridler ve talebeler izlerdi. Yeni gelenlere imaretlerden, bedava yemekler dağıtılır ve diğer ihtiyaçları karşılanırdı. Böylece Türk nüfusun o bölgelere göç etmesi teşvik edilmiş olurdu. Bu şekilde yeni fethedilen yerlerin Türkleşmesi ve İslamlaşması sağlanıyordu.
Ayrıca vakıflar, yeni İskan yerlerinin açılması, harplerde yıkılan köylerin yeniden kurulması, iktidara karşı harekete müsait bölgelerde asayiş ve nizamın sağlanması, halk üzerinde önemli etki ve nüfuza sahip olan ulema ve şeyhlerin vakıflar yoluyla devlete bağlanması gibi önemli roller de ifa etmişlerdir15.

[1] Kemal Seyithanoğlu (Ed), Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Çağ Yay., C. 14, S. 19, İstanbul 1993.
[2] A.g.e., S. 6.
[3] Bekir Sadak, Tao tercemesi, C. 2, S. 429, İstanbul 1968.
[4] Ahmed Ziyauddin Gümüshanevi, Ra- muz’ul Ehadis, S. 528, İstanbul.
[5] Kemal Seyithanoğlu (Ed], Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Çağ Yay.,
C. 14, S. 19, İstanbul 1993.
(B) Sahih-i Buharı Tecridi Sarih Tercemesi,
D.I.B. Yay., C. 7, S. 158, TTK Basımevi, Ankara, 1970.
(7) M. Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, M.E.B., C. 3, S. 579, İstanbul 1970.
(8) Ü. Nasuhi Bilmen, Istılahatı Fıkhıyye Kamusu, C. 4, S. 302, 305, Bilmen Yayınları, İstanbul 1969.
(9) H. Ziya Ülken, Vakıf Sistemi ve Türk Şehirciliği, TD., VII, S. 13-17.
(10) M. Aktepe, Nevşehirli Damad İbrahim Pasa’ya Ait İki Vakfiye, TD., XI, S. 152., İstanbul 1960.
(11) M. Erdoğan, Osmanlı Devrinde İstanbul Bahçeleri, VD., IV, S. 149-182.
(12) İslam Ansiklopedisi, Vakıf Maddesi, C XII, S. 171.
(13) Kemal Seyithanoğlu (Ed), Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Çağ Yay., C. 14, S. 54.
(14) 0. Turan, Şemsettin Altun-Aba Vakfiyesi ve Hayatı, Belleten, C. XI, S. 211, Ankara 1947.
(15) M. Aktepe, XVIII. Yüzyıl Yezirlerinden Kaptan-ı Derya Kaymak Mustafa Pasa’ya Ait Vakfiyeler, Vakıflar Dergisi, C. VIII, S. 28 vd.