Makale

ASHABIN PEYGAMBER EFENDİMİZİ SEVMELERİ

Dr. Durak PUSMAZ / Haseki Eğitim Merkezi Müdürü

ASHABIN PEYGAMBER EFENDİMİZİ SEVMELERİ

Yüce Rabbimiz Tevbe Sûresi’nin 24. âyetinde söyle buyuruyor:
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, kazandığınız mallar, azalmasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden evleriniz; sizin için, Allah’tan, peygamberinden ve Allah yolunda ci- had etmekten daha sevimli ise, Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, fâsık- lar topluluğunu hidayete erdirmez.”
Ebû Hureyre (r.a.)’dan söyle rivayet edilmiştir:
“Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah’a yemin ederim ki sizden biri ben kendisine babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça gerçek iman etmiş olamaz.”111
Yukarıdaki âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriften Hz. Peygamber efendimizi sevmenin dinimizde ki yeri gayet açık olarak anlaşılmaktadır.
Bu gerçeği en iyi anlayan süphesiz ki ashab-ı kiram olmuştur. Ashab-ı Kiram Hz. Peygamber’i çok severdi. Ona büyük bir ask ve sevgi ile bağlı idiler. Hz. Peygamber’in yolunda her şeylerini feda etmeye hazır idiler. Ashabın hayatı Hz. Peygamber’e karsı sevgi örnekleriyle doludur. Buna bazı sahabilerden örnekler vermek istiyoruz:

Hz. Ebû Bekir (r.a.)
Hiç süphesiz ki Peygamber efendimize ashabı içerisinde en çok bağlı olan ve onu en çok seven Hz. Ebû Bekir’di. Nitekim Ebû Hureyre (r.a.) söyle rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Bize iyilik yapan herkese iyiliğinin karşılığını mutlaka verdik. Ancak Ebû Bekir hariç. Onun bize yapmış olduğu yardım ve iyiliğinin karşılığını kıyamet gününde Allah Telâlâ verecektir. Bana Ebû Bekir’in malı kadar kimsenin malı faydalı olmadı. Ben müslüman olmasını teklif ettiğim herkeste mutlaka bir tereddüt gördüm. Ancak Ebû Bekir hariç. Zira o teklifim karsısında hiç tereddüt etmedi, hemen islamiyeti kabul etti. Eğer kendime bir dost (hafîl) edinseydim, mutlaka Ebû Bekir’i dost edinirdim. Süphesiz ki arkadasınız (burada Efendimiz kendisini kastediyor] Allah’ın dostudur (Halîlullah’tır.)” (2)
Başka bir rivayette de Peygamber efendimiz: “Sohbetiyle yani arkadaşlık ve dostluğuyla olsun, malıyla olsun bana en çok iyiliği dokunan Ebû Bekir’dir. Eğer ben rabbimden başka birini dost (halil) edinecek olsaydım Ebû Bekir’i dost edinirdim. Ancak aramızda İslam kardeşliği ve İslam muhabbeti var."(3) buyurmuştur.
Müslümanların sayısı henüz kırkı bulmamıştı. Hz. Ebû Bekir, Rasûlullah’a topluca Mes- cid-i Harama gidip müşrikleri İslam’a açıkça davet etmeyi teklif etmişti. Hz. Peygamber ve müslümanlar topluca Mes- cid-i Haram’a geldiler. Hz. Ebû Bekir müşriklerin arasına gelerek onları Allah’a ve Rasûlüne imana davet etti. Bunun üzerine müşrikler müslümanlara hücum ederek hakaret etmeye ve vurmaya başladılar. Utbe b. Ebû Rabîa, Hz. Ebû Bekir’in üzerine atılarak yüzüne gözüne vurmaya başladı. Yüzü gözü tanınmaz hale geldi. Kendinden geçmiş, bayılmıştı. Ebû Bekir’in kabilesi olan Teym kabilesinden bunu işitenler koşup Ebû Bekir’i alıp evine götürdüler ve etrafında toplandılar, öleceğinden korkuyorlar, konuşturmaya çalışıyorlardı. Hz. Ebû Bekir bir müddet sonra kendisine geldi. İlk sözü su oldu: “Rasûlullah’a ne oldu?" Yanındakiler onun bu durumunu, baygın halde bile Rasûlullahı düşündüğünü ayıpladılar, annesinden ona birseyler yedirip içirmesini istediler. Fakat Ebû Bekir bunu reddederek Rasû- lullah’ın durumunu öğrenmedikçe bir sey yeyip içmeyeceğini söyledi. Onlar da Hz. Pey- gamber’in sağ ve salim olduğunu söylediler. Fakat o, bununla yetinmedi, Rasûlullah’ı bizzat kendi gözleriyle görmek istiyordu, onun nerede olduğunu sordu. “Erkam b.Erkam’ın evinde” dediler. Annesi, birseyler yeyip içerek kendisine gelmeden onu göndermek istemiyordu. Durumu sezen Ebû Bekir Resûlul- lah’ı görmeden hiçbir sey yemeyeceğine yemin etti. Durumun ciddiyetini anlayan annesi oğlunun Rasûlullah’ın yanına gitmesine müsade etti. Fakat Ebû Bekir kendi basına gidecek durumda değildi. Annesine ve Hz. Ömer’in kız kardeşi Ümmü Cemil’e dayanarak Rasûlul- lah’ın yanına gitti. Canından çok sevdiği Rasûlullah’a kavuşunca hemen üzerine atılarak öpmeye başladı. Rasûlullah son derece duygulandı. Hz. Ebû Bekir Rasûlullah’a söyle dedi: “Anam babam sana feda olsun! O fasıkın tecavüzünden yüzümdeki yaradan başka bir şeyim yok, ben iyiyim. Bu da ebeveynine çok iyi muamele yapan annemdir. Onu Allah’ın yoluna davet et ve onun hakkında Allah’a dua et, ümit ederim ki Allah senin duan hürmetine onu ateşten kurtarır."(4)
Hz. Ebû Bekir’in annesi henüz müslüman olmamıştı, Ra- sûlullah’ın duası bereketiyle
müslüman olmuştur. (5)
Görüldüğü gibi Hz. Ebû Bekir Rasûlullah’ı canından çok seviyordu. Ona gelecek her türlü tehlikeyi göğüslüyordu. Bir gün Peygamber efendimiz Kâbe’nin yanında namaz kılarken azılı müşriklerden Ukbe b. Ebî Muayt geldi. Hz. Peygam- ber’in omzundan tuttu, entarisini boynuna dolayarak boğazını şiddetle sıktı. 0 sırada Ebû Bekir geldi, Ukbe’yi omuzundan tutup Peygamberden öteye itti ve: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Oysa o size apaçık deliller getirmiştir?” dedi (6) O zamanlar müslümanlar azınlıkta idi ve müşriklere karsı koymak bir cesaret işiydi.

Hz. Ömer (r.a.)
Adaletiyle cihana ün salmış ikinci halife Hz. Ömer de Rasûlullah’ı canından, malından ve herşeyinden daha çok severdi. Bu konuda İmam Buharî, Abdullah b. Hisam’dan Söyle rivayet etmiştir:
“Biz bir kere Nebî sallallahü aleyhi ve sellem ile beraber bulunuyorduk. Resûlullah, Ömer’in elinden tutmuştu. Ömer:
“- Yâ Resûlellâh! Sen bana muhakkak ki canım hariç her şeyden daha çok sevgilisin.” dedi. Resûl-i ekrem:
“- Hayır (öyle söyleme), hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki ben sana canından da daha sevgili olmadıkça (imanın kemale ermez).” buyurdu. Bunun üzerine Ömer:
“Öyle ise su anda yâ Resûlellâh! Muhakkak ki, sen canımdan da sevimlisin.” dedi. Resûl-i Ekrem de:
"-Simdi yâ Ömer, imanın kemale erdi.” buyurdu. (7)
Burada sözkonusu olan sevgi ihtiyârî yani kişinin tercihine bağlı olan sevgidir, fıtrî yani yaratılıştan gelen sevgi değildir. Çünkü yaratılış itibariyle insan kendisini herkesten ve herşeyden daha çok sever. Bu sebeple Hz. Ömer’in ilk sözü, fıtratında olan duygularının tabiî bir ifadesidir, ikinci sözü ise düşünüp taşınarak ihtiyarı neticesinde ortaya konulmuş ifadesidir.
Hz. Peygamber, Hz. Ömer’e demek istiyordu ki; helakin dahî sözkonusu olsa benim rızamı nefsinin rızasına tercih etmediğin sürece imanın kemale ermez.
Amr b. As (r.a.)
Mekke’nin fethinden sonra müslüman olan ve Mısır fatihi olarak şöhret bulan Amr b. As da Hz. Peygamberi çok severdi. Onun şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hiç bir kimse bana Allah Re- sûlünden daha sevgili olmadığı gibi, hiç bir kimse de benim nazarımda ondan daha celalet- li değildi. Ona karşı olan kemâli ta’zîm ve iclâlimden dolayı gözlerimi doyura doyura likây-i mübarekelerini temasa edemedim.” (8)
Enes b. Malik (r.a.)
Enes b. Malik Hz. Peygambere Medine hayatı boyunca hizmet etme şerefine erişmiş ve Hz. Peygamber’den en çok hadis rivayet eden meşhur sahâbîlerden biridir.
Enes de Peygamber efendimizi çok severdi. Ondan söyle bir hadis rivayet edilmiştir: Bir gün bir zat gelip Hz. Peygambere:
Yâ Resûlellah! Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Hz. Peygamber ona:
Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. Adam:
Hiç bir şey hazırlamadım. Fakat ben Allah ve Resûlünü seviyorum.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
Sen sevdiklerinle beraber olacaksın.” buyurdu.
Enes b. Malik diyor ki: “Hz. Peygamberin, sevdiklerinle beraber olacaksın.” sözüne sevindiğimiz kadar hiç bir şeye sevinmedik. Enes sözüne söyle devam etmiştir: “Ben Hz. Peygamberi, Ebû Bekir, Ümeri seviyorum. Onlar gibi amel işleye- mesem de onlarla beraber olacağımı umuyorum."(9)

Hubeyb b. Adiy (r.a.)
Hicretin dördüncü senesinde Medine civarında yaşayan kabilelerden ikisi Peygamber efendimize müracaat ederek kendilerine İslam dininin esaslarını öğretecek ve Kur’ân’ı okutacak mürsidler göndermesini istemişlerdi. Peygamber efendimiz (s.a.v) de Asım b. Sâbit’in başkanlığında on kişilik bir mürşit heyeti göndermişti. Mürsidler Recî denilen yere vardıklarında Lih- yan Oğulları kabilesinden 100 kişilik bir çete tarafından kuşatıldılar. Bu on mürşidden sekiz tanesini orada şehid ettiler, iki tanesini de götürüp Bedir Sa- vası’nda yakınlarını kaybeden Mekke müşriklerine sattılar.
Bunlardan biri Hudeyb b. Adiy, diğeri Zeyd b. ed-Desinne idi.
Hubeyb, Ensar içerisinde ilk müslüman olanlardandı. Bedir ve Uhud Gazvesi’ne iştirak etmişti. Bedir Gazvesi’nde müşriklerin büyüklerinden Haris b. Amiri öldürerek büyük kahramanlık göstermişti. Haris’in Oğullan da Hubeybi veya başını kendilerine teslim edenler için büyük ödül vadetmişlerdi.
İste Haris’in Oğulları’nın arzuları yerine geldi, Hubeyb’i satın aldılar. Babalarının intikamını almak istiyorlardı. Bunu da bütün Mekke halkının huzurunda yapmak istiyorlardı, idam gününü ilan ettiler. Müşrikler Harem hudutları içerisinde adam öldürmeyi hoş görmedikleri için Hubeybi Harem hudutlarının dışında bulunan Ten’im’de idam edeceklerdi. Mekke’de bulunan kadın, erkek, çocuk, köle herkes bu manzarayı seyretmek için Ten’im’e gittiler. Hubeyb idam sehpasına asılmadan önce: “Müsade ederseniz, beni bırakın da iki rekat namaz kılayım.” dedi. Bıraktılar Hubeyb, âdabına riayet ederek huzur ve huşu içerisinde iki rekat namaz kıldıktan sonra müşriklere yöneldi ve: “Vallahi namazı ölümden korkarak uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız daha fazla kılardım.” dedi.1101
O zamanlar henüz müslüman olmamış olan müşriklerin ileri gelenlerinden Ebû Süfyan Hubeybi idam etmeden önce idam sehpasının önünde ona, kendisine göre çok cazip bir teklifte bulundu:
“- Allah askına doğru söyle. Su anda Muhammed’in senin yerinde olmasını ve senin serbest bırakılıp ailenin yanında olmanı ister misin?” dedi. Hubeyb hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
Allah’a yemin ederim ki, değil onun benim yerimde olmasını, bulunduğu yerde ayağına bir dikenin batmasına bile gönlüm razı olmaz."1111
Müşrikler Hubeyb’in kuvvetli imanını ve peygamber sevgisini anlayamadıkları için onu gülerek şehit ettiler. Oysa asıl hallerine gülünecek kendileriydi.

Zeyd b. ed-Desinne (r.a.)
Hubeyd’den bahsederken de belirttiğimiz gibi on mürsid içerisinde kurtulan iki mürşidden biri de Zeyd b. ed- Desinne idi. Zeyd Medine’li idi. Hazrec kabilesine mensuptu. Daha Peygamber efendimiz Medine’ye hicret etmeden önce Akabe biatlarında müslüman olmuştu. Bedir ve Uhud gazvelerinde bulunmuş ve büyük kahramanlıklar göstermişti.
Zeyd’i Safvan b. Umeyye, Bedir gazvesinde öldürülen babası Umeyye b. Halefin yerine öldürülmek üzere satın almıştı. Zeyd’i de idam etmek üzere Ten’im’e götürdüler. Ona da Ebû Süfyan benzer teklifte bulundu:
“- Ey Zeyd! Allah aşkına, şimdi yanımızda senin yerinde Muhammed’in olup da onun boynunu vurmamızı, senin ise ailen içerisinde sağ salim olmanı istemez misin?" dedi. Zeyd de Hubeyb’in verdiği cevap gibi müşrikleri hayret içerisinde bırakacak tarihi cevabını vermekte gecikmedi:
Vallahi, ben ailem içerisinde sağ salim oturup da Mu- hammed aleyhisselamın değil su anda benim yerimde olmasını, bulunduğu yerde ayağına bir dikenin batmasına bile gönlüm razı olmaz."
Bu ummadığı cevap karsısında Ebû Süfyan hayretini gizleyemedi ve:
Ben insanlar içerisinde Muhammed’in ashabının Mu- hammed’i sevdiği gibi, hiç bir kimsenin bir başkasını sevdiğini görmedim.” dedi. 12
Müşrikler Zeyd’i de şehit ettiler.
İrşad görevine giderken pusuya düşürülerek esir edilen Zeyd b. ed-Desinne’yi satın alarak idam sehpasına götüren Safvan b. Umeyye’yi de müslüman olduktan sonra Rasûlul- lah’a son derece aşk ve sevgi ile bağlı olarak görüyoruz. Safvan b. Umeyye’nin müslüman olmadan önceki durumu ile müslüman olduktan sonraki durumundan kısaca bahsetmek istiyoruz. Bahsedelim de İslam’ın insanları nasıl değiştirdiğini görelim:

Safvan b. Umeyye (r.a.)
Safvan, Kureyş’ten olup, Bedir gazvesinde öldürülen meşhur İslam düşmanı Umeyye b. Halefin oğludur. Safvan da babasının ölümünden sonra İslama, olan düşmanlıkta onu aratmamış, müs- lümanlara karşı elinden gelen kötülüğü yapmaktan geri durmamıştır. Meşhur şair Ebû Az- ze’yi ikna ederek Uhud Gazve- si’ne gitmesini sağlayan Safvan olmuştu. Söyleki: Ebu Azze şairdi. Mekke müşrikleri ile beraber Bedir Gazvesine katılmış, esiredilmişti. Peygamber efendimize: “ Ben fakirim, çoluk çocuk sahibi biriyim, esirlikten kurtulmak için fidye verecek malım yok. Bana lütufta bulun da serbest bırak.” demişti. Peygamber efendimiz de onu fidye (esirlikten kurtulma akçesi) almadan serbest bırakmıştı. Bu sebeple Ebu Azze Uhud Gazvesi’ne katılmak istemiyordu. Safvan onu ısrarla ikna etmeye çalıştı:
Ey Ebû Azze, dedi, sen sair bir kimsesin, dilinle bize yardım et; şiir söyleyerek Ku- reyşi savaşa tahrik ve teşvik et.” dedi. Ebû Azze:
Süphesiz ki Muhammed bana lütufta bulundu, onun aleyhinde bulunmak istemiyorum" dediyse de, Safvan b. Umeyye:
“- Peki, dilinle yardım etme, savaşta bizim yanımızda bulun, bize şahsınla yardımcı ol. Eğer sağ olarak dönersen seni zengin kılacağıma, şayet ölürsen kızlarına, darlıkta ve bollukta kendi kızlarım gibi bakacağıma söz veriyorum." 1131 dedi. Ebû Azze de bu parlak vadlere kanarak Uhud gazvesine müşriklerle beraber iştirak etti. Şiirler söyleyerek onları savaşa kızıştırdı. İlâhî takdir buya, müşriklerden hiç kimse esir edilmediği halde Ebû Azze yine müslü- manlar tarafından esir edildi. Rasûlullah’a yalvararak:
Yâ Muhammed! Ben Uhud savaşına zorlanarak çıktım. Bakıma muhtaç kızlarım var. Lütfet yine beni serbest bırak”, dedi. Peygamber efendimiz:
Senin bana evvelce vermiş olduğun kesin söz nerede kaldı? Vallahi seni bırakıp da, iki kere Muhammed’i aldattım, dedirtmem” buyurdu ve halk arasında yaygın olan su meşhur hadisini söyledi: “Lâ yülde- gu’l-mü’minü min cuhrin vâhi- din merreteyni: Mü’min bir yılanın deliğinden iki kere sokulmaz.” ,14i
Reci’vakasında Zeyd b. ed- Desinne’yi satın alarak şehid eden Safvan b. Umeyye’nin İslam düşmanlığını daha iyi anlayabilmek için su misalleri de zikredelim: Bedir gazvesinden sonra Hz. Peygamber’i öldürmek için Umeyr b. Vehb’i kiralık katil olarak tutup Medine’ye göndermişti. Fakat Umeyr Medine’ye gelip Hz. Peygamberle karşılaşınca müslüman olmuş tabi olarak bu işten de vazgeçmişti. Mekke’nin fethi sırasında Halid b. Velid’e saldıranlardan biri idi. Mekke’nin fethinden sonra Cidde’ye kaçmış, daha sonra Rasûlullah’ın kendisini affettiğini duyunca geri Mekke’ye dönmüş, Rasûlul- lah’ın huzuruna gelip müslüman olmak için iki ay mühlet istemiş, Peygamber efendimiz de kendisine dört ay mühlet vermiştir.
Mekke’nin fethinden 16 gün sonra vuku bulan Huneyn gazasında Safvan da bulunmuş, çok sayıda esir ve ganimet alınmıştı. Safvan vadide ganimet malları içerisinde en iyilerinden 100 devenin dolaştığını görmüş, “bunlar ne güzel”, diye imrenmişti. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Onlar senin olsun.” buyurmuştu. Safvan ummadığı bu ihsan karşısında hayretler içerisinde kalıp daha fazla dayanamamış: “Bu derece cömertlik ancak peygamberlerde bulunur” diyerek hemen müslüman olmuştu. 15
işte Safvan (r.a.)’ın müslüman olmadan önceki hali böyle idi. Müslüman olduktan sonra ise şöyle diyor: “Müslüman olmadan evvel kalbimde en çok kin beslediğim birisi varsa o da Rasûlullah idi. "Müslüman olduktan sonra hakkımızda gösterdiği lütuf ve şefkati ile kalplerimizi teshîr etmiş, gönüllerde Allah’ın en sevimli bir peygamberi olarak yaşamıştır.”16

Ebû Süfyan’ın hanımı Hind (r.a.)
Hind, kocası Ebû Süf- yan’la beraber Mekke’nin fethinde müslüman olmuştur. Müslüman olmadan önceki hayatı Hz. Peygambere ve ashabına karşı kin, buğuz ve nefretle dolu idi. Hicretin üçüncü senesinde vuku bulan Uhud Savaşı’nda müşrikleri müslümanlara karşı tahrik edip kışkırtanların başında gelmekte idi. Bununla da hıncını alıp yetinmeyerek Hz. Peygamberin şehid düşen muhterem amcası Hz. Hamza’nın ciğerini ağzına alıp çiğnemişti. Neticede İlâhî irade tecellî etmiş, Mekke’nin fethinde müslüman olmuş, müslüman olduktan sonra da Hz. Peygamberi ve ailesini herkesten çok sevmişti.
Nitekim Hz. Aişe validemizden şöyle anlattığı rivayet edilmiştir: Bir kere Utbe b. Eban’ın kızı (Ebû Süfyan’ın karısı) Hind, Resûlullah [s.a.v.)’in huzuruna geldi:
Yâ Resûlellah! Vaktiyle yer yüzünde senin hanedanın kadar zül ve harâbîsini istediğim hiçbir ev, hiçbir aile yoktu. Bugün ise yeryüzünde sabahlayan hiçbir çadır halkı yoktur ki senin hanedanın derecesinde bana sevimli olsun.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
“- Kudret ve iradesiyle yaşadığım Cenâb-ı Hakk’a yemin ederim ki kalbinizde iman nuru yerleştikçe bana muhabbetiniz daha da artacaktır.” buyurdu.(17)

Sümeyrâ (r.a.)
Uhud Gazvesi’nde Hz. Muhammed (s.a.v) şehid oldu diye bir haber yayılmıştı. Haber Medine’ye ulaşınca şehrin her tarafında çığlıklar kopmuştu. Dinar oğulları kadınlarından biri, bir rivayette bu kadının ismi Sümeyra binti Kays’tır, babasını, kardeşini, oğlunu ve kocasını karşılamak üzere Uhud’a hareket etmişti. Oysa onların hepsi de şehadet şerbetini çoktan içmişlerdi. Onların cesediyle karşılaşınca:
“- Kim bunlar” diye sordu. Orada bulunanlar:
“- Kardeşin, baban, kocan ve oğlundur.” dediler. Sümey- râ’nın aklında ve fikrinde Rasûlullah vardı. Hep onu düşünüyordu:
Peygamber aleyhisselam ne yapıyor, nasıldır?” diye sordu.
Allah’a hamdolsun, O, istediğin gibi iyidir.” dediler. Sümeyrâ:
“- Onu bana bir gösterseniz de görsem.” dedi. Hz. Peygambere işaret ederek:
“- Önündedir.” dediler. Bunun üzerine Sümeyra hatun:
Küllü musîbetin ba’deke celelün: Yâ Resûlellah, sen sağ olduktan sonra bütün musibetler bana hiç gelir.” demiştir. 18
İşte sahabe-i kiram Peygamber efendimize böyle bağlı idiler. Onu canlarından, mallarından ve herşeylerinden daha çok seviyorlardı. Peygamber efendimizi bu ölçüde seven sa- hâbîler sadece isimleri zikredilenlerden ibaret değildir. Hepsi de ona son derece sevgi ve aşkla bağlı idiler. Biz, Rasûlul- lah’a sevgi ve bağlılıkta bizlere bir misal olmak üzere bu sahâ- bîleri zikrettik. Allah hepsinden razı olsun.

(1) Buhârî, İman, 6,7.
(2) Tirmizî Menâkıb, 15 (V, 609).
(3) Tirmizî Menâkıb, 15 (V, 608).
(4) el-Akkâd, Hz. Ebû Bekir’in Şahsiyeti ve Dehâsı (tere. Ali Özek), 1st., 1968, s. 138.
(5) ibnu’l Esir, Üstül-gâbe VII, 326.S.
(6) Buhârî, Tefsîr, Sûre: 40 (VI, 159).
(7) Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, XII, 234; I, 31.
(8) Tecrîd-i Sarih Tercemesi, 1,31.
(9) Muslim, Birr, 162, 163.
(10) Ibn Hisam, es-Sîra, III, 182.
(11) İbnü’l-Kayyim, Zâdü’l-meâd, II, 109.
(12) Ibn Hisam, es-Sîra, III, 181.
(13) Ibn Hisam, es-Sîra, III, 64-65.
(14) Ibn Hisam, es-Sîra, III, 110, 111; M. Asım Köksal, İslam Tarihi [Medine Devri), III, 245-246.
(15) M. Zekai Konrapa, Peygamberimizin Hayatı, İst., 1964, II, 43.
(16) Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 508.
(17) Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 508. [Sadeleştirerek alınmıştır.)
(18) Ibni Hisam, Es-Sira, 3, 105, M. asım Köksal age 3, 206-207.