Makale

HIRİSTİYANLIK PROPAGANDALARI KONUSUNDA BİZİM KORKUMUZ YOK

HIRİSTİYANLIK PROPAGANDALARI KONUSUNDA:

BİZİM KORKUMUZ YOK

M. Şevki ÖZMEN

Gerek yurt içinden, gerek yurt dışındaki işçilerimizden zaman za­man mektublar alıyoruz: kendilerine hıristiyanlık propagandası yapıl­dığından şikâyet ediyorlar. Mektuplarına, dağıtılan broşürlerden de ek­liyorlar. Bu broşürler naylon torbalar içerisinde, ana yollar üzerinde bu­lunan köylerimize, kentlerimize, kasabalarımıza bırakılıyormuş. Yurd dışındaki işçilerimize de, kendileriyle arkadaşlık edenler veriyorlarmış bu broşürleri.

Bu çaba neye benzer bilir misiniz? Atalarımızın dili ile, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya... Bizim buz gibi tertemiz, lezzetli et­lerimiz dururken salyangozu kim yer? Varsınlar kendi dinlerini istedik­leri kadar propaganda etsinler, bizim korkumuz yok. Çünkü, bizim inanç­larımız, ibâdetlerimiz, ahlâk prensiblerimiz karşısında onların bize du­yurmak, bizi çekmek istedikleri inançlar çok basit, çok ibtidâî kalır. Tıpkı beşyüz mumluk ampulle aydınlatılan bir odaya, zeytinyağı kandili asmaya benzer bu çaba... Yıldırım gibi giden son model bir otomobille, kırık bir tahta at hiç yanşa çıkabilir mi? Siz hiç üzülmeyin, sâdece gü­lüp geçin bu davranış karşısında... Çünkü bu çaba, boşuna bir çabadır. Bir tahta parçasıyla, granit kütlesinden nasıl bir parça koparılamazsa, propagandacılar da bizden, bizim en cahilimizden bir kişiyi bile döndüre- mezler kendi dinlerine.

Hem bizi hangi inançla kandıracaklar? “Allah hem birdir, hem üç­tür.”, “Allah üç varlıkta bir varlıktır.” gibi çapraşık, karışık, karanlık inançlarla mı? Elimize hangi kitâbı verecekler? (İncil), adını takdıkları, birinin (ak) dediğine ötekinin (kara) dediği dört kitâbı mı? Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen ve bizim müslüman olarak inanmak zorunda oldu­ğumuz (İncil), eğer bugün yer yüzünde varsa bu dört kitâbtan hangisi­dir? (İncil), adı verilen bu dört kitâbı, vakit bulabilirseniz okuyun ve Kur’ân-ı Kerîm’le karşılaştırın; göreceksiniz ki, bunlardan hiç biri Allah Kelâmı olmadığı gibi, Hz. İsâ’nın —Selâm ona olsun— sözleri bile de­ğildir.

Uzun süze ne hacet? Onların çok büyük ve çok geniş misyonerlik teşkilâtları vardır. Her sene milyarlarca para sarfederek, dünyanın dört bir bucağında çaba harcar dururlar. Vahşî kavimler, kabileler arasında hastahâneler, yardım kurumlan açarak, kadınlı erkekli propagandacılar, yüklendikleri görevleri, hayâtları pahasına da olsa, yerine getirmeye ça­lışırlar. Bu hastahânelerdeki doktorlar Papazdırlar; hemşireler de râhibe... Fakat bütün bu akıtılan milyarlara, onları ölümle karşı karşıya getiren çabalara rağmen acaba senede kaç kişiyi dinlerine çekebiliyorlar? Bunun açıklanmış bir istatistiği var mıdır? Belki kendilerinde vardır ama biz böyle bir istatistik görmedik. Ve öyle sanıyorum ki, hiç de göremeyeceğiz. Çünkü gösterilen bunca çabalardan elde edilen verim sıfır değilse bile, devede kıl gibidir. Oysa 1400 seneden beri dinimiz, böyle ku­ruluşlara ihtiyaç duymadan, sessiz sedasız gelişmekte ve yayılmakta­dır.

Amerika’nın Afrika’nın zencileri arasına mal satmak için giden bir müslümanın namaz kıldığını görenler, tüccara sorular yöneltiyorlar ve aldıkları cevablar karşısında kütleler halinde müslüman oluyorlar.

Amerika’ya bir görev ile giden bir subayımızdan, dînimizin inanç­larım, ibâdetlerini, ahlâk prensiblerini öğrenen zenciler, “işte aradığımız din,” diyerek gurublar, kitleler hâlinde İslam dînine giriveriyorlar. Ve subayımızı omuzlan üstünde taşıyorlar.

Bunun en yeni Örneği Güney Kore’de teşekkül eden İslam kolonisi­dir.

Bütün bunlar dînimizin gerçek din, hak din oluşunun sonuçlarıdır. Çünkü Hakkın geldiği yerde bâtıl duramaz. Bu gerçeği Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle açıklar:

“Resulüm, şöyle söyle onlara: Hak geldi, bâtıl ezildi; bâtılın hak­kı ezilmekdi zâten.”

Öyleyse, bu propagandalar karşısında asla telâşa düşmeyelim, üzül­meyelim. Moralimizi hiç bozmıyalım. Çünkü bizim, dînimizden, îmânı­mızdan, bir kuşkumuz, bir endîşemiz yoktur. Dînimizin bir zayıf tarafı yoktur ki, oradan vuracaklar diye korkalım. Böyle broşürlerin dağıtıldı­ğını görürsek bunu gülerek karşılayalım ve bize verilenleri ilgili makamlara teslim edelim. Onlarla asla münâkaşaya tutuşmayalım. İcâb ederse sâdece şöyle diyelim:

— Biz dinsiz değiliz. Bizim de dînimiz var; başka bir dîne ihtiyâ­cımız yok. Sizin bize vermek istediğinizin en mükemmelini dînimiz bize vermiştir. Teşekkür ederiz.