Makale

PEYGAMBERLİK VE PEYGAMBERLERE İMAN

İLM-İ TEVHÎD (KELÂM):

PEYGAMBERLİK VE PEYGAMBERLERE İMAN

Dr. Ali Arslan AYDIN

1 — "NEBİ" VE "RESÛL" KELİMELERİNİN MANÂLARI:

"Nebî", Arapça bir kelime olup, "Nebee"den türetilmiştir. Muhbir, yâni "haber ve­rici" mânâstnadır. (Nebee, bize bildirilen fevkalâde değerde bir haber, bir tebliğ demek­tir.) Râğıb’a göre, bu kelime, yalnız, doğruluğunda hiç şüphe olmayan bir habjr için kullanılabilir.

Bâzı dilciler, "nebî" kelimesinin, yükseltilmiş mânâsında olan "Nübüvvet" kelimesin­den geldiğini ileri sürerler.

Diğer bir kısım dilciler ise, "nebî" kelimesine:

"Allah (C.C.) ile, akıl sahibi yaratıkları arasında bir elçi" veyâ, "Bize, Yüce Allâh’a âit şeyler bildiren kimse" mânâsı verirler. Nebî’nin cem’i "Enbiyâ" gelir. Peygamberlere, ilâhi hüküm ve haberleri insanlara bildirdikleri için, "Enbiyâ" denmiştir.

Nebî’ye "Resul" de denir, (Resûl, gönderilen kimse, haberci, elçi demektir.) Allâhu Teâlâ larafmdan, insanları irşâd için gönderilmiş olduklarından. Peygamberlere "Resûl-i kirâm Mürselîn" denmiştir, Resûl’ün cem’i "Rusül" gelir.

Dilimizde "Peygamber" denilen İlâhî elçiler, Kur’ârı-ı Kerîm’de bâzan "Nebî", bazan "Resûl" diye anılır. Bu esâsa göre, nebî ve resûl, aynı mânâya gelen iki (müterâdif) isimdir. Peygamber’e, Allah’dan haber aldıkları için “Nebî”, aldıkları haberleri insanlara bildirdikleri için de, "Resûl" denir.

Diğer bir görüşe göre resûl kelimesi, lügat mânâsı bakımından daha şümullüdür. Meleklere de, ilâhî haberler taşıdıklarından, "İlâhî haberciler" anlamına "Rusül" denir. Bu esâsa göre, kendisine kitap ve müstakil şerîat verilenler "Resûl" diye anılır. Her resûl, nebîdir. Fakat her nebî resûl değildir.

2 — PEYGAMBERLERE İMÂN, İSLAM’DA ÎMÂN ESASLARINDANDIR:

Kur’ân-ı Kerîm’de geçen birçok âyetlere ve Peygamberimiz’in Hadîslerine göre, İslam’da îmân esaslarından biri de, Allâhu Teâlâ tarafından insanları irşâd ederek onlara doğru yolu göstermek için gönderilen Peygamberlere îmân etmektir. Gönderilen bütün Peygamberlere inanmak, îmân esasları arasında mühim bir rükündür. Çünkü nasıl ki, meleklere inanılmazsa, ilâhî kitaplara inanmak mümkün değildir, ilahî kitapları insanlara teblîğ etmekle mükellef olan Peygamberlere îmân edilmeden de, mukaddes kitaplara îmân etmek mümkün değildir. Bu bakımdan, Kur’ân-ı Kerîm’de, Allâhu Teâlâ’nın gönder­diği Peygamberlere îmân, onlara ve vahyedilen ilâhî kitaplara îmânla birlikte zikredilir.[1]

Gerçek sudur ki; Peygamberlik müessesesîne inanılmadan, din, yâni ilâhî emir ve yasaklar söz konusu olamaz. Çünkü Peygamberler Yüce Allâh’ın, insanları irşad için gönderdiği birer elçi olarak, İlâhî hükümleri yalnız teblîğ etmekle kalmazlar, aynı zamanda bu hükümleri bizzat tatbik eder ve günlük hayâtımızda nasıl uygulanacağını gösterirler.

Peygamberler, herkes tarafından tâkip edilebilecek örnek insanlardır.

Peygamberler; ancak güzel birer Örnek olurlarsa, insanlara tesir eder, onlara îmân açılar, peşlerinden sürükleyerek hayatlarında esaslı değişiklik yaparlar. Çünkü insanla­rın ıslâhı, ancak, yine birer insan olan Peygamberler vâsıtasiyle başarılabilir.

Melekler İse, ancak Peygamberlere örnek olabilirler. Onun içindir ki, melekler in­sanlara değil yalnız Peygamberlere elçi olarak gönderilmiştir. Bu sebepledir ki, Yüce Allah (meâlen):

"(Onlara) De ki; Eğer yeryüzünde yaşayıp, huzûr içinde dolaşanlar Melekler olsaydı, muhakkak ki Bîz, onlara gökten melek bir peygamber İndirirdik."[2] buyuruyor.

İnsanların Peygamberlere ihtiyâcı ve Yüce Allâh’ın her millete ayrı ayrı ve sonunda bütün’mîlletlere hitâbeden Peygamber göndermesindeki hikmet ve menfaat ileriki bahis­lerde îzâh edilecektir.

Ayet-i Kerîmede geçen "Enbiyâ" kelimesi ile daha önceki milletlere gönderilen Peygamberlerin kastedildiği anlaşılmaktadır.

Burada şu kadarını söyleyelim ki (Kur’ân-ı Kerîm’în bildirdiğine göre); Peygamber­lik ve İlâhî kitaplar, Rabbimiz Cenâb-j Hakk’tn İnsanlara verdiği mânevî bir hediye, bir mevhîbe-i îlâhiyyedir. Yüce Allah, nasıl ki, insanlar arasında bir fark gözetmeden, her birine maddî gıdalar, türlü rızıklar ve çeşitli nimetler vermişse, rûhî bir gıda olan Pey­gamberlik nimetini de aynı esâsa göre vermiştir. Bu bakımdan Peygamberlik, Allâhu Teâlâ’nın, bütün dünyâ milletlerine eşît olarak dağıttığı ilâhî bir hediyedir. Mademki in­sanlar, doğru yolu bulmakta ve ilâhî hakîkatları öğrenerek yapmakta Allah tarafından müeyyet ve ma’sûm olan Peygamberlere ve vahye muhtaçtırlar, o halde bütün insanla­rın Rabbî otan Yüce Allah, elbette ki kulları arasında fark gözetmeyecek ve her millete kendi içinden seçtiği Peygamberler gönderecektir.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu husus, şu âyetlerde açık olarak bildirilmektedir;

"... Hiçbir millet yoktur ki, kendi içinde (onları Allah azâbıyla) korkutan biri, (yâni bir Peygamber) gelip geçmiş olmasın."[3]

"Her milletin bir Peygamberi vardır."[4]

Yâni, her millete, doğru yolu göstermek için mutlaka bir Peygamber gönderilmiştir.

Peygamberler, bu yüce vazifeyi eksiksiz olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolunan İlâhî hükümleri insanlara aynen tebliğ edebilecek kudret ve kabiliyette yaratılan[5] mümtaz ve sâdık kullar, İlâhî elçilerdir.

Kur’ân-ı Kerîm Müslümanlara, yalnız İslam Peygamberi Hz. Muhammed (A.S.) e de­ğil, dünyâ milletlerine gönderilen bütün Peygamberlere de İnanmayı emretmektedir.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de;

"Deyiniz ki: Biz Allâh’a, bîzlere İnzâl olunan (kitab) a, İbrâhîm’e, İsmâil’e, İshâk’a, Ya’kûb’a ve oğullarına inzâl olunanlara, Rableri tarafından Mûsâ ve İsâ’ya verilenlere, Enbiyâ’ya verilenlere îmân ettik. Onları birbirinden ayırmayız..."[6] buyurul maktadır.

İşte İslam Dîni, bütün Peygamberlere inanmayı "îmân esasları"ndan ve İslam’ın te­mel prensiplerinden saymakta[7], hiçbir dînin erişemediği nisbette şümullü olmak vasfını kazanmakta ve bütün dünyâ milletlerine hitâp etmek sûretiyle, beşeriyeti içine alan bir kardeşliğe, sulh ve sükûna dâvet etmektedir.

Bu bakımdan her Müslüman:

a) İcmâlî olarak: Başta sevgili Peygamberimiz olmak üzere, daha önce gönderilen "Bütün Peygamberlere",

b) Tafsili olarak da: Kur’ân-ı Kerîm’de adları zikredilen Peygamberlerin her birine inanmaları ve onlardan başka, Allâhu Teâlâ tarafından gönderilen ve adları bildirilmeyen bütün Peygamberlere toplu olarak îmân etmeleri gerekir.

3 — PEYGAMBERLERİN ADEDİ VE ADLARI:

Kur’ân-ı Kerîm’de her millete mutlaka bir Peygamber gönderildiği tasrîh edilmişse de[8] Peygamberlerin adedi ve her birinin ismi bildirilmemiştir,

"Peygamberlerin bir kısmını bundan önce sana haber verdik, bir kısmını ise haber vermedik."[9]

Gerçi bir Hadîste Peygamberlerin adedinin 124 bin olduğu zikredilmişse de, Kur’ân-ı Kerîm’de yalnız 25 Peygamber adı geçmektedir. Bunlar:

Âdem, İdrîs, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrâhim, İsmâil, İshak, Ya’kûb, Yûsuf, Şuayb, Mû­sâ, Hârun, Dâvud, Süleyman, Eyyûb, Zütkifl, Yûnus, İlyas, Elyesa’, Zekeriyyâ, Yahyâ, İsâ ve Muhammed (Sallâ’llâhu aleyhi ve aleyhim ecmaîn) Hazretleridir.

İslam’a göre, insanlara gönderilen ilk Peygamber Hz. Âdem (A.S.), bütün insanlık âlemine gönderilen Peygamber ise, Hz, Muhammed (A.S.V.) dir. Hz. Muhammed, Peygamberlerin en büyüğü ve sonuncusudur. O, Peygamberler zincirinin son altın halkasıdır. Peygamberlik, onunla son bulmuştur. Ondan sonra artık Peygamber gönderilmeyecektir.

Ehl-i Sünnet’e göre. Peygamberlerin adetleri şu kadardır, dîye tahdîd etmemek ev­lâdır. Çünkü tahdîd edilirse. Peygamberlerin adetlerini arttırmak veya eksiltmek gibi bir hatâya düşmek ihtimâli vardır. Bu ise asla doğru olmaz.

(Devamı gelecek sayıda)



[1] Bakara: 177, 85; Nisa: 136.

[2] İsrâ: 95.

[3] Fâtır: 24.

[4] Yûnus: 47. Ayrıca bkz: Nahl: 36, Rûm: 47, Zuhruf: 6, Ra’d: 8, îbrâhim: 4, İsrâ: 15.

[5] Peygamberlerin Sıfatları bahsine bakınız.

[6] Bakara: 136

[7] Bakara: 177, 285; Nisa: 136.

[8] Fâtır: 24; Yûnus, 47; Isrâ: 15.

[9] Nisa: 164 ve Mü’min: 78.