Makale

"Ben de Türk'üm" -Muhammed İkbal ve Rüyası

TARİH VE İBRET

“Ben de Türk’üm”

AHMET vefik Paşa Bursa valisidir. Halkın dertlerini dinlemek için İnegöl’e gelir. Şehir dışında kalabalık bir topluluk tarafından karşılanır, inegöl’ün merkezinde koyu gölgeli çınarların altında otururlar. Şehrin ileri gelenleri ve halk Paşanın çevresini sarar.
vali Paşa dert dinlemeye başlar. Bu arada, Paşanın sağında, solunda oturan ve kendisiyle konuşanların oturuşları, kılık kıyafetleri ve konuşma tarzları dikkatini çeker. Altın saat ve köstekleri, pervasız konuş-maları Paşa’nın gözünden kaçmaz. Onlardan birisine sorar:
-"Beyefendi siz kimsiniz, hangi millettensiniz?"
Kendisine soru sorulan kişi gururla ve kasılarak, oturduğu yerden cevap verin
-"Ben, Paşa Hazretleri, şehir eşrafından, Kiremitçiyan oğullarından zeytin tüccarı Bo-gos..."
Paşa bu sefer yanındakine sorar aynı soruyu. Cevap pek farklı değildin
-"Ben de Paşa Hazretleri, İnegöl eşrafından, Pastırmacıyan oğullarından Zeytinyağı tüccarı Artın..."
Paşa, birkaç köstekli ve mağrur kişiye daha aynı sorulan sorar. Cevapların tonu ve biçimi birbirine benzemektedir. Hepsi de şehir eşrafından ve falan filan oğullarındandır.
Bir ara Paşa’nın gözü arkalarda bir sandalyenin üstünde oturan, saçı sakalı birbirine karışmış, sade kıyafetli bir ihtiyara ilişir. Parmağını uzatarak sorar:
- "Ya siz babacığım, siz hangi millettensiniz?"
ihtiyar, kendisine böyle bir soru sorulacağını tahmin etmediği için şaşırır ve sağa sola bakınır. Paşa, kendisine bakarak soruyu tekrarlayınca, yavaş yavaş ayağa kalkar, ellerini oğuştururken ke-keliyerek cevap vermeye çalışın
- "Ben, ben... Ben Paşa Hazretleri... Ben. hâşâ huzurdan Türküm,"der.
O zamana kadar olup bitenleri sabırla karşılamaya çalışan Paşa artık dayanamaz:
-"Be babacığım, bu memlekette Türk olmak Türküm demek suçmudurB ki böyle konuşuyorsun? Ben de Türküm!.."
İhtiyar, gözlerinde sevinç parıltıları olduğu halde koşarak gelir, Ahmet vefik Paşa’nın ellerine sarılır, öpmeye çalışırken yüksek sesle şunları söylen
-"Sahi mi Paşa Hazretleri, sen de Türk müsün Paşa Hazretleri, Türkten Paşa olur mu Paşa Hazretleri?"
Gözleri dolu dolu olan Paşa: .
-"Babacığım, Paşa olmak ne ki? Yedi cihana baş eğdiren Padişahlar da Türktür."
Ve sonra, rahatça ağlayabilmek için, sırtını kalabalığa dönerek oradan ayrılır.
M.S.D.


İKBAL BİR TEFEKKÜR
ÂBİDESİ.. ONUN
MÜFEKKİRESİNDE İSLÂM’IN AZAMETİ SAKLI...

ABDURRAHMAN KAHYAOĞLU

Varlığını İslâm dayanışmasına adamış mütefekkir-şair

MUHAMMED İKBÂL

MUHAMMED ikbal.. Pakistanlı şâir.. Fikir, san’at, siyaset, iman, mücadele, mücahede, prensip adamı.
1873 yılında Sialkot’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada, yüksek öğrenimini Lahor’da yaptı. Yüksek öğrenimi sırasında Urdu dilinde şiirler yazmaya başladı. Batı düşüncesi ve edebiyatı ile ilgilendi. Yüksek öğrenimden sonra felsefe hocası oldu. Cambridge’de hukuk ve felsefe öğrenimi gördü. Münih’te felsefe doktorası yaptı. Londra Üniversite-si’nde Arap edebiyatı okuttu. Lahor’da İngiliz edebiyatı ve felsefe profesörlüğü, bilâhare avukatlık yaptı.’ 1927’de Pencap Yasama Meclisi’ne seçildi.
Kabil Üniversitesi’nin modernleştirilmesi için Afganistan’a gitti.
Bağımsız "Pakistan" devletinin kurulması fikrini ortaya attı.
Urduca ve Farsça yazdığı şiirlerinde islâm ülkelerini düştükleri meskenetten uyanmaya ve birliğe ça-ğırdı.
Eserleri Batı dillerine çevrildi. Sanat ve tefekkürü Doğu ve Batı’da ilmî incelemelere konu oldu.
Doğu ve Batı kültürünü ihata eden müfekkiresi ile sadece İslâm âlemini değil, bütün insanları kur-taracağına inandığı esasları dünya kamuoyuna teklif etti.
Ona göre her şeyi madde planında gören, fakiri zengine, zengini fakire karşı istismar eden, birbirlerine müsamahasız rejimler insanlığı bugünkü huzursuz duruma getirmişlerdir.
Muhammed İkbal’e göre kurtuluş Garb’ın aklî verimleriyle Şark’ın ruhî verimlerinin sentezi sonunda mümkün olabilecektir. Şark maddeyi küçümsemiş, onun pençesinin altına düşmüş, Garb ise madde ha-kimiyetinin farkında olmadan esiri olmuştur. O halde huzurun avdeti, Şark ve Garb’ın barışması, metodla-rını birleştirmeleri ile mümkün olabilecektir. Zira Doğu Batı’nın ilim metoduna, Batı Doğu’nun sevgi ve irfanına muhtaçtır.
Onun fikrî yapısı ilmî, felsefî, içtimaî, siyasî bilgilerin sentezidir. Bir dünya görüşü, bir felsefesi vardır. Fakat onun felsefesi teorik hipotezler değil, bir aksiyon felsefesidir.
İslâm ülkelerini uyandırmak ve silkelemek için Uzakşark’tan yaktığı ışık bütün İslâm ülkelerine kısa zamanda yayılmış, Müslüman gönülleri sarsmış, sanat ve düşünce adamlarına ilham olmuştur. Muhammed İkbal’in yaşadığı yıllar İslâm ülkelerinin esaret ve meskenet yıllarıdır. Bu sebeple onun mücadele ve aksiyon yönü, sanat ve ilmî çalışmalarının önüne geçmiştir.
İkbâl, şiir ve sanatıyla Müslümanlar için bir istikbal kurdu ve bütün Müslümanlar’! bu istikbalin tahak-kuk edeceğine inandırmaya çalıştı. "İman" ile "İstiklâl" ve "Hürriyet"i hep bir arada terennüm etti.
Muhammed İkbal’in en büyük çabası, İslâm tefekkürünün tekrarcılıktan kurtarılarak yeniden can-landırılması yönünde oldu.
"Şarktan Haber", "Sonsuzluk", "Şark Milletleri Ne Yapmalı?", "Cebrail’in Kanadı", "Hicaz Armağanı", "İktisat Bilimi", "İslâm’da Dinî Tefekkürün Yeniden Teşekkülü" önemli kitapları arasındadır.
Hayatını ve sanatını ideallerine adayan Muhammed İkbâl, uyanmasını dilediği İslâm milletlerinin uyanışlarını ve kurulmasını teklif ettiği müstakil Pakistan devletinin kurulduğunu göremeden, 1938 yılında Lahor’da vefat etti.
Allah’ın rahmeti onunla olsun.



İKBAL’İN RÜYASI

"Dünyanın insanı muzdarip eden hallerinden çok sıkılmış başka bir aleme göçmüştüm.
Melekler beni Hz. Muhammed (S.A.S.)in huzuruna götürdüler.
Peygamberimiz sordu: Bana dünyadan hangi hediyeyi getirdin ya İkbâl? Cevaben dedim ki: "Ya Resulellah! dünyada huzur ve rahat kalmadı. Arzu eliğimiz hayat ele geçmiyor. Varlık bahçelerinde binlerce lale ve gül var. Fakat hiçbirinde vefa kokusu yok. Buna rağmen huzurunuza hediye alarak bir şişe getiriyorum. Bu şişenin içinde o derece değerli bir şey vardır ki, bunu cennette dahi bulmak imkânsızdır. Bu şişede ümmetinizin şerefi vardır. Bu şişede Trablus şehitlerinin; Trablus ta şehit düşen Müslüman Türk’ün kanı vardır."