Makale

Editörden...

Editörden...

Yüce Allah insanların dünya ve ahirette ebedî saadete ulaşmaları için yol gösterici, müjdeleyici, uyarıcı olarak ilâhî kitaplar ve peygamberler göndermiş, hayatın her alanında insana rehberlik edecek, ilke ve hükümler koymuştur. Bu bağlamda onun tabii çevresi, kendisi ve Yüce Yaratıcısı ile olan ilişkilerini bir bütün olarak düzenlemiştir.

İnsanoğlunun kurduğu en anlamlı ilişki, Yüce Yaratıcı ile kendi arasındaki abd-ma’bud ilişkisidir. Kul açısından bu ilişki, Yaratıcı’nın mutlak güç ve ilâhlığını kendi acziyetinin farkındalığı içerisinde hiçbir şüphe olmaksızın tasdik ve ikrarı ile kurulmaktadır. İman olarak tanımlanan bu adımın gerekleri yerine getirilerken, nihaî gaye olan rızâ-i Bâri’ye ulaşmak en üst hedef olmaktadır. Bu, insanın tabiat, varlıklar, insanlar ve kendisiyle olan ilişkilerinde de esası oluşturmaktadır.

Yüce Allah’ı razı eden hal ve tutumlar aynı zamanda insanı da mutlu etmektedir. Çünkü adil, çok merhametli, çok şefkatli olan Yüce Allah’ın, insandan yapmasını istedikleri şeyler, insan için en iyi ve hayırlı olan, dünya ve ahirette saadetini sağlayacak olan şeylerdir. Bunun temelinde ise iman, ibadet ve amelleri sadece ve sadece ona has kılmak, onun rızasını kazanmayı hedeflemek, bunun için gayret etmek, verilen nimetlerin, musibetlerin birer imtihan vesilesi olarak Yüce Allah tarafından verildiğinin bilinci içerisinde hareket ederek rıza göstermek, müşteki olmamak vardır.

Özet olarak ihlâs/samimiyet kavramı ile karşılanacak bu hal, içerisinde, enaniyet, riya, kin, haset, düşmanlık gibi olumsuz duygu ve emelleri içermediği gibi, bunların zıddı olan tevâzu, muhabbet, yardımlaşma gibi güzellikleri tabii olarak taşımaktadır.
Bu minval üzerinde hareket eden insan, hem bireysel hem toplumsal hayatta ilâhî rızayı gerektiren emir ve düsturlara uymak durumunda olacaktır. Bu düsturlar, Hz. Peygamberin bizzat uygulamalarıyla gösterdiği gibi, kişinin sadece kendisinin değil bütün insanlığın huzuru ile netice vermektedir. Çünkü bunlar, insanın âlem içerisinde alabileceği en üst anlam ve değeri ona sağlamaktadır. Ona, Yüce Allah’a kul olma şerefini, Rabbinin kendisinden, kendisinin de ondan razı olma bahtiyarlığını sağlamaktadır.

Bu sayımızı, insanoğlunu yaşadığı sıkıntılardan kurtarıp gönül huzuruna eriştirecek ve ebedî saadete ulaştıracak kurtuluş yolu olan “İlâhî rıza” konusuna ayırdık. Konuya ilişkin farklı yazılarla sizleri baş başa bırakırken, manevî haz ve vecdin doruğa ulaştığı, rahmet ve bereket mevsimi ramazan ayının, hata ve günahlarımızdan arınmaya, toplumsal birlikteliğe, sevgi ve kardeşlik bağlarımızın güçlenmesine vesile olmasını ve “rıza-ı ilâhî’ye kapı aralamasını diliyorum.