Makale

İLİM VE DİN

BAŞYAZI

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı


İLİM VE DİN

İLIM, yani çeşitli alanlarda bilgi edinebilmek, onu değerlendirip kullanabilmek kabiliyeti sadece insanda vardır. İlim, insanoğlunun en bariz niteliklerinden birisidir.
DİN de, insanda fıtrî bir duygu, kabiliyet ve karakterdir. Dolayısıyla hem ilim, hem de din insanın fıtratında, yani yaratılışında mevcut olan niteliklerdir; Yaratan’ın insanoğluna bahşettiği nimetlerdendir. Her ikisinin kaynağı aynıdır; O da Cenab-ı Hak’tır. O, "Alîm"dir; her şeyi bilendir.
BU itibarla, ilim ve din arasında ortak noktalar bulunmaktadır. Hatta, yüce dinimize göre din, ilmin kaynaklarından birisidir. Vahiy, ilmi destekleyen, teşvik eden, ona yol gösteren mesajlarla yüklüdür.
YİNE İslâm’a göre, bilginin bir diğer kaynağı akıldır. Din aynı zamanda, kendisine aklı muhatap almaktadır. Dinî sorumluluk, akıl iledir. Aklı olmayanın dini olmaz. Aklı olmayan kimsede, bilgi de sözkonusu değildir. Zira insan, aklı ile insandır.
BU nedenle, akl-ı selimin hakemliğinde, ilmin, din ile çatışması, bunların birbirine ters düşmesi düşünülemez. Ancak, insanlık tarihinin bazı dönemlerinde, ilim-din çatışmasının varlığı bir vakıadır.
BUNUN iki sebebi olabilir: Ya, dindarlar dini, âlimler ilmi doğru kavramamıştır; ya da, dinin ve ilmin gerçekliğinde nakısalar vardır. Başka bir ifade ile din, yahut ilim, orjinalitesini kaybederek, yerine hurafeler hakim olmuştur. Bu tür dönemlerde insan, olması gerekenden farklı tanımlanmış veya değerlendirilmiştir.
BİR örnek vermek gerekirse, Hind dinlerinde durum böyledir. Bu dinlerde, akıl adeta dışlanmıştır; hatta, aşağılanmıştır. "Akıl, hakirdir." "Aklın ayağı kırıktır." Hind’de akıl yerine, maneviyata ve ruha yönelen özel bir bilgi yöntemi yerleştirilmiştir. Hinduizm’de bu özel bilgi yöntemine "Veda" adı verilmektedir.
BUNA kutsal akıl, gerçek aydınlık, ilme karşı irfan ve hikmet, yahut tek kelime ile "işrak" da denilmektedir. İşrak, insana gerçek hakikati gösteren ve anlamayı sağlayan, akla rağmen, aklın ötesinde bir faktördür. İşrak, tasavvufta "gönül" olarak adlandırılmıştır. Gönül, aklın anlamaktan aciz olduğu büyük hakikatları kolaylıkla anlar.
BİNAENALEYH beyin, "gönül"e karşı, akıl da "işrak"a karşı yer almaktadır. Hind çıkışlı dinler, akla karşı oldukları gibi, günümüz medeniyetinin dayanağı olan rasyonalizme de karşıdır. Maddî refahın ve tüketimin zıddıdır bu dinler... Yeni Çağda, Descartes ve Kant’a karşı, Pascal ve Bergson’un ileri sürdüğü de budur.
ORTA Çağda, Avrupa’da görülen ilim-din sürtüşmesi, haddizatında, ruhbanlık taassubunun, kuru akılcılıkla çatışmasından ibarettir. Günümüz insanlığı, halâ, kökü eski Yunana dayanan kuru akılcılıkla, Hind ruhaniliği arasında bocalamaktadır.
BİR tarafta akıl, ilim ve teknolojinin sağladığı maddî refaha rağmen tatmin olmayan bir kitle; diğer tarafta kurtuluşu, dünyadan yüz çevirerek "riyazette arayan başka bir kitle. Biri "ifraf’ta, diğeri "tefrit"te iki kitle. İslâm ve müslümanlar da, böyle iki aşırı anlayış ve kitle arasında...
GÜNÜMÜZ müslümanları, bu konuda çok dikkatli olmak mecburiyetindedir. Ortaçağ Avrupasındaki din-ilim sürtüşmesini, 19. yy. dan beri islâm’ı anlamadan ve şuursuzca ülkemize transfer etmeye çalışan bazı çevrelerin kasıtlı-kasıtsız çabalarına rağmen, İslâm’ın ilimle kardeş olduğu gerçeğine gölge düşürememiştir.
KUR’AN-I Kerim’de, "fuâd" ve "lubb" olarak da geçen "kalb" (gönül) ve "akıl" kavramları arasında herhangi bir çelişki sözkonusu değildir. Hatta, Kuran bunları "müteradifu’l-mânâ"
(eşanlamlı) kabul etmiş veya her ikisini kucaklamış ve "ilmi" kılavuz olarak benimsemiştir. Yani ifrâd ve tefrîde düşmeden, insan fıtratına uygun "mutedil" anlayışı getirmiştir.
İLİM sahibi olmadığın şeyin peşine düşme..." (el-İsra: 36) ayeti, müslümanın hayatında ilmin önemli yerini açıkça göstermektedir.
DERGİMİZİN bu sayısında gündem, ağırlıklı olarak "ilim-din" ilişkisine ayrılmıştır. Cenab-ı Hak’tan, bu çalışmaların toplumumuza hayırlar getirmesini niyaz ediyorum.