Makale

Deprem

Merhaba

Deprem

Ülkemiz kısa aralıklarla iki büyük felaketi yaşadı. 17 Ağustos Marmara ve 12 Kasım Bolu - Düzce - Kaynaşlı depremleri. Bu iki deprem de hiç, şüphesiz ki milletimizi derin üzüntüye ve acıya boğdu. 17 Ağustos sabahından bugüne kadar, depremle ilgili çok şeyler söylendi ve yazıldı. İki depremin de acılarını paylaşmak için milletçe seferber olup, devlet - millet bütünleşmesi içerisinde yardımlaşma ve kaynaşmanın eşsiz örnekleri verilirken, yazılanlar ve söylenenler her zaman bu atmosfere uygun olarak gelişmedi. Zaman zaman, acıları bir kat daha artırdı. İnsanımızı derinden yaralayan yorumlar ve ifadeler de yer aldı ülke gündeminde.
Bu yoğun gündem arasında dini açıdan depremin değerlendirilmesinde de aynı şeyler yapıldı. Depremi şu veya bu sebebe bağlayanlar, azap olarak değerlendirenler; içimizde yaşayan günahkarlar nedeniyle cezalandırıldığımızı söyleyenler; ülkede yaşanan diğer sosyal hadiselerle bağlantısını kuranlar; yıllar öncesinden topluma sunulan hurafe, saçma vasiyetnamesini bugün tekrar ortaya çıkaranlar vesaire. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Tabiri caizse herkes, anlamak istediği veya anlatmak istediği şekilde bu acı felaketi yorumlama çabası içerisine girdi.
Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri Yılmaz ve diğer üst düzey yetkililer, 17 Ağustos depreminin hemen arkasından yazılı ve görüntülü basma yaptıkları açıklamalarda, tabiatta olan her hadisenin Cenab-ı Allah’ın takdiriyle meydana geldiğini, O’nun takdiri olmaksızın bir yaprağın bile hareket edemeyeceğini açık bir şekilde ifade ettiler. Tabiatta Allah’ın koyduğu kuralların işlediğini ve bu kuralların da değişmeyeceğini (Sünnetullah) belirttiler. Bu nedenle tabiatta cereyan eden hadiselere karşı tedbirli davranmamız gerektiğini de vurguladılar. Sayın Başkanımızın bu açıklamalarını önceki sayılarımızda okuyucularımıza sunmuştuk.
Ateş, yakıcı olma özelliğiyle yaratıldığı için yakar, Güneş, aydınlatır ve ısıtır, su ise boğar. Bütün bunlara karşı tedbirli davranmayan insanın elde edeceği sonuç elbette ki kendi kazanı- mıdır. Ülkemiz çeşitli fay hatları üzerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla deprem kuşağında olan ülkemizde depremle birlikte yaşamak zorunluluğumuz vardır. Allah’ın takdiri ile de 17 Ağustos ve 12 Kasım’da olduğu gibi zaman zaman bu tür felaketle karşı karşıya kaldığımız bir gerçektir. Kainatta olan her şey bir sebepler zinciri içerisinde gelişmektedir. Tabiatta olan her hadisenin mutlak bir sebebi vardır. Ancak biz bunun asıl hikmet ve sebeplerini bilemeyiz. Bize düşen böyle zor anlarda Yüce Yaratıcıya sığınmak ve olan olaylardan tedbir sadedinde dersler çıkarmaktır. Bugün teknolojiden yararlanan ve depreme dayanıklı yapılar inşa eden ülkelerde, bizim yaşadığımız şiddette veya daha fazla bir şiddette depreme maruz kalınmasına rağmen, mal ve can kaybı açısından daha az zayiatlar verdikleri de bilinen bir husustur.
Deprem sonrası kamuoyunda ortaya atılan depremin manevi sebeplerine ilişkin mesnetsiz ve dini temeli de olmayan bazı görüşlerin, hem o bölgede yaşayan insanımızı ve hem de tüm vatandaşlarımızı rahatsız edici boyutlara da ulaştığını görmekteyiz. Nerede, ne zaman yaşadığı bile bilinmeyen bir şahsın gördüğü iddia edilen rüyasından yola çıkarak, depremde ölenlerin iman noktayı nazarından değerlendirilmeye tabi tutulmaları; din, vicdan ve akılla kabul edilmesi mümkün olmayan bir anlayıştır.
Gün, insanlarımızın incinmesine vesile olabilecek bu tür tartışmalarla geçirilecek bir gün değildir. Gün, kış mevsiminin ortasında evsiz, barksız kalmış insanlarımızın ihtiyaçlarını giderme, birlik ve beraberlik içerisinde yaraların sarılması günüdür. Böyle bir günde birliğimizi bozucu, devlet - millet bütünleşmesini engelleyici tavırlardan mutlak suretle kaçınmalıyız. Her zamankinden daha çok dayanışma ve kaynaşma içerisinde olmalıyız.
Rahmet, bereket ve mağfiret ikilimi mübarek Ramazan ayına ulaşmış bulunuyoruz. Bu ay yardımlaşma ve hayır duygularının, merhamet hislerinin en yoğun yaşandığı bir aydır. Böyle bir ulvi iklimde insanımızın depremzede kardeşlerimizi gözetip, kollayacağına ve yaptıkları yardımları artırarak devam ettireceğine inancımız tamdır.
Mübarek Ramazan ayının ülkemiz, İslam alemi ve tüm dünya insanlığı için hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Bir sonraki sayımızda buluşmak üzere, her şey gönlünüzce olsun. Hoşça kalın.

Harun ÖZDEMİRCİ
Dini Yayınlar Dairesi Başkanı