Makale

AMERİKAN ANAYASASI VE DİN -2-

Dr. Abdulbaki Keskin

AMERİKAN ANAYASASI VE DİN -2-

Yazımızın bu bölümünde konunun analizini yaparak önemli bir soruya cevap, vermeye çalışacağız.
Kaynakların incelenmesinden meydana çıkan Amerikan portresi, gerçekten, bugünkü Amerikan toplumunu, Amerikan halkını, kısaca bugünkü Amerika’yı yansıtıyor mu?
Bu soru, daha önce yazdığımız bir makalede kısmen cevaplandırılmıştı. (1) Bize göre, eski çerçeveler içerisinde beliren Amerikan imajı ile, bu günkü Amerikan görüntüsü, -teknolojik gelişmeler hariç - ekonomik, politik sistem, sosyal, kültürel, moral muhteva ve ideoloji bakımından büyük bir farklılık göstermiyor.
Amerikan tarihinin belkide en büyük karakteristiği, bu tarihte, iddia edilenlerle, icra edilenler veya söylenenlerle, yapılanlar arasındaki açık çelişkilerdir. Mesela, birinci bölümde görüşlerine temas ettiğimiz araştırmacılardan Peter Marshall ve David Marvel, Columbus’un Amerikan Kıtasını keşfetmek için İlâhî bir çağrı aldığını ve Amerikan tarihinin bu çağrı ile başladığını ve bu İlâhî çağrı ile devam ettiğini iddia ediyorlardı.
Halbuki kaynaklar, 1492’de Amerika Kıtasına gelen Columbus’un, İlâhî bir çağrıdan ziyade, 1478 de Engizisyon Mahkemeleri kuran ve bu mahkemelerde Yahudilere ve Müslümanlara Hıristiyan olmaları için korkunç işkenceler yapan ispanya Kraliçesi Isabella’nın talimatları ile geldiğini yazıyor. (2) Yine kaynaklar, Amerikan tarihinin, İlâhî bir çağrıdan ziyade, bir yağma ile başladığını ve bir süre katliam ve cinayetlerle devam ettiğini kaydediyor.
Mesela; 1492 de Columbus Amerika’ya geldiğinde, bu ülkenin zaten binlerce insanla meskun olduğu, AvrupalI kaşifler denilen Columbus ve benzerlerinin hattı zatında bu kıtayı talan ettikleri ileri sürülüyor ve bunların yaptıklarından dolayı sorumlu tutulup tutulamaya-cakları tartışılıyor.
Tarihçi Prof. Ali A.Mazrui ve Prof. Albert Schweitzer, "Holocaust", katliam, cenosit olayının tarihte sadece Nazilerin, Yahudilere karşı irtikap ettikleri istisnai bir cürüm olmadığını, Avrupa asıllı Amerikalılar tarafından da , Yerli-Kızılderili- Amerikalılar ile, Afrika asıllı Amerikalılara karşı işlenilmiş bir vahşet olduğunu belirtiyorlar. (3)
Başka bir çelişki...
Birinci bölümde görüşlerini incelediğimiz araştırmacılardan ünlü papaz, Jerry Falwell, Allah’ın özgürlükten, mülkiyetten, işte rekabetten yana olduğunu söylüyor ve "Bunlar bize, Allah’ın, hem Tevratta, hem de İncilde, "Old and New Testaments" öğrettiği şeylerdir." diyerek bilhassa özgürlüğü vurguluyordu.
Halbuki, 4 Temmuz 1776’da, Amerika’nın bağımsızlık ve hükümranlığını beyan eden belgeyi imzalayan İngiliz Kralı, III. Georgeun tebaasından 56 kişilik heyetin çoğunluğu toprak ağası, tamamı beyaz ve Avrupa asıllı idi. Bu guruptan biri olan Thomas Jefferson, bir taraftan insanların eşit ve hür olarak yaratıldıklarını ilan ederken bir taraftan da, heyetin diğer üyeleri gibi, bir sürü siyah köleye sahip bulunuyordu.
Amerikan tarihine, eleştirici bir gözle bakıldığı zaman, bundan 217 yıl önce, ülkenin bağımsızlığına imza koyanların, Kurucu Babaların, insan eşitliği, özgürlük, adalet, insan hakları ile ilgili çelişkili görüşlerinin, uygulamada da farklı formlar alarak halen devam ettiğini söylemek mümkün.
Protestan guruptan Rev. Car Macintyre, Bili Bright, R.J. Rushdoony, George Gilder gibi, tarihçi, araştırmacı ve dinadamlarının, Amerikan Anayasasının temeli olarak gösterdikleri Kitab-ı Mukaddesin, önemli öğretileri arasında bulunduğunu ileri sürerek kutsallaştırmak ve dünyanın kurtuluşu için yegane ekonomik reçete gibi sunmak istedikleri kapitalizm için; Hristiyanlık Dininin başta büyük bir temsilcisi olan Papa John Paul II, Batılı liderleri, komünizmin çöküşünü, kendi ekonomilerinin tek yanlı bir zaferi olarak görmemeleri konusunda ikaz ederken, kapitalizm ile Kitab-ı Mukaddes ilişkisini adeta reddedercesine, kontrolsüz bir kapitalizmin Marksizmle aynı zaafları paylaştığını söylüyor. (4).
Şimdi biz, daha da çarpıcı olan başka bir çelişkiye dikkatinizi çekmek istiyoruz.
Yine yukarıda isimlerinden ve görüşlerinden söz ettiğimiz Protestan yazarlardan LaHaye, insanların bir birleri ile ilşkilerini düzenleyen On Emirln son altı maddesi ile Tevrat’ın Sivil Haklar Bölümü, bizim kanunlarımıza, anayasamıza temel olmuştur derken; hukukçu -yazar John Whitehead de, Amerikan halkı ve Amerikan Anayasası hakkında şunları ileri sürüyordu: "Amerikan halkı, ya doğrudan doğruya İncil Ayetleri veya bu ayetlerden ilham alınarak yazılmış bir anayasa çerçevesinde yaşamıştır."
Bilindiği gibi, ülkelerin anayasaları ve bu anayasalara dayalı olarak çıkarılan kanunları, yurttaşların bireysel ve özellikle toplumsal yaşamlarını düzenleyen, genel ahlâk, moral, adalet, özgürlük, eşitlik, başkalarının inançlarına, haklarına ve kişiliklerine saygı gibi duyguları şekillendiren önemli belgelerdir.
Hele bu anayasalar, Amerikan Anayasası için iddia edildiği gibi ya doğrudan doğruya İlâhî bir kitabın ayetleri ile veya bu ayetlerden alınan ilhamlarla yazılmış ise; Allah’ın yarattığı insanlar arasında fark gözetmemek, özgürlük, adalet, kardeşlik prensiplerine bağlı, dindar hüviyetli, Hakka ve halka saygılı olmak, daha çok böyle bir anayasanın yurttaşlarından beklenen erdemlerdir.
Eğer bu analoji doğru ise ve eğer Amerikan Anayasası da gerçekten Kitab-ı Mukaddese istinat ediyorsa, bu anayasanın vatandaşları olan Amerikalıların yaptıkları işler veya sergiledikleri tavırlarla, anayasalarına ilişkin iddiaları arasındaki çelişkiyi izah etmek gerçekten güç.
Mesela, kuruluşunda Allah’ın eli, yapısında Hz. İsa’nın dokusunun bulunduğu iddia edilen bu ülkenin insanı, daha 1920’lerde Saratoga, Manhattan Beach ve Coney Island gibi, New York ve New Jersey’nin sayfiye yerlerine astıkları levhalarda, "No Jews or Dogs Admitted Here" (5), "Buraya ne Yahudiler ve ne de köpekler kabul edilir." diyerek, Yahudilerle köpekleri aynı kefeye koyuyorlar, 1960’larda, siyahlarla aynı mezarlığa gömülmeyi reddediyorlar, 1990’larda da yaratılışa tamamen ters, tab-ı selimin tiksinti duyduğu, İlâhî dinlerin şiddetle nehyettiği homoseksüelliği meşrulaştırmak için kanunlar çıkarıyorlar.
Diğer taraftan aynı insanlar, ülkenin anayasasının yazıldığı, bağımsızlığının ilan edildiği, ilk kanunların çıkarıldığı Philadelphia’daki siyasi meclislerde başlattıkları dua geleneğini, ülkenin Başkenti Washington D.C’de bugün de devam ettirmektedirler.
Başka bir araştırmamızda da temas ettiğimiz gibi, yine bu milletin ordusundaki en küçük birimden en büyük üniteye, erinden Genel Kurmay Başka- m’na değin, askeri üniforma taşıyan her ferdin hazarda, seferde ibadetlerini yapabilmeleri için, bağlı bulundukları kara, hava ve deniz kuvvetlerinde sabit ve portatif kiliseler, buralarda görev yapan papazlar, baş papazlar var.
İşte çok bilinmiyenli çelişki...
Bu çok bilinmeyenlinin çözümünde şüphesiz aklı zorlayan bir gerçekte, Amerikan Anayasasına baz olduğu ileri sürülen Kitab-ı Mukaddesin, orjinali ile ilişkisinin bulunup bulunmaması keyfiyetidir.
Bize göre, dün ve bugün, Amerikan toplumunun her kesiminde tezahürlerine şahit olduğumuz dinî görüntülü bu ak- tiviteler, aslında, ruh ve özden mahrum, gelenekselleşmiş, kültürün, folklorun, bir parçası haline dönüşmüş, İlâhî olmaktan çok beşeri karakterli, bağlayıcı olmayan, merasimler zincirinden büyük bir halka.
Amerika’daki dinî hayata, bu realiteyi kavramadan bakılacak olursa, belki de, Amerikan halkı politikacıları, askerleri, ilim adamları, diplomatları, teknokratları, esnafı ve tüccarları ile genelde dindar bir görünüm sergilemektedir denebilir...

(1) A.Keskin, Göçmenler Ülkesine Panoramik Bir Bakış, Diyanet Aylık Dergi, Ağustos, 1993.
(2) The Washinton Post, December 29, 1990, B7.
(3) TIME, July 8, 1991, pp. 13-20.
(4) "Centesimus Annus", May, 1991.
(5) J. D. Hunter, Culture Wars, pp. 35-40.