Makale

Düşkünlerin Sığınağı DÂRÜLACEZE

Düşkünlerin Sığınağı
DÂRÜLACEZE

İ. M ahir Durmaz


BURASI Darülaceze... Bir başka deyişle "âcizler evi”
20 Ocak tarihi, kuruluşunun 97. yıldönümü. 1895 yılında, zamanın padişahı Sultan II. Abdülhamid, Sadrazamı Halil Rıfat Paşa’ya, bir âcizler, düşkünler evi kurulmasını ferman buyurmuş. Bunun üzerine Halil Rifat Paşa, bir komisyon kurdurmuş. Bu komisyon, Okmeydanı semtinde böyle bir müessesenin kurulmasını uygun görmüş ve hızla işe başlamıştır.
Burası; bakılmaya muhtaç olanların, kimsesizlerin, sokağa bırakılmış, kaderine terkedilmiş olanların, yaşlıların, güçsüzlerin, kimsesizlerin ümit kaynağı bir yuva...
"Darülaceze, henüz dünyayı tanımaya başlamamış bebeklerden, iki büklüm ihtiyarlara, felçli âmâlara kadar, kaderin çeşitli sillelerini yemiş birçok insanı sinesinde barındırmış ve barındırmakta olan Darülaceze, böylesine duygulu, böylesine mukaddes bir hizmeti, insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, tam 97 yıldan beri başarı ile sürdürüyor.
Osmanlı Türkleri’nde ilk darülaceze fikri, 1876 Osmanlı-Rus savaşından sonra, yetim, öksüz, dul, sakat ve kimsesizlerin korunması ve barınmaları için bir ihtiyaç olarak kendisini göstermiştir. Böylece, Dârülaceze’nin ilk çekirdeğini "Dulhâne/Dullar evi"nin kuruluşunda görüyoruz.
Daha sonra; Sultan II. Abdülhamid, böyle bir sosyal yardım müessesesini, sadrâzam’ı, devlet ricali ve müslim veya gayr-ı müslim zenginlerin yardımları ile gerçekleştirmişti. 1892-1895 yılları arasında Şişli semtinde, Okmeydanı’nda inşa edilen binanın yapılış gayesinin başında, şehrin muhtelif yerlerinden toplanacak dilencilerin barındırılması da vardı. 1895’ten önceki yıllarda, sokaklarda başıboş gezen ve dilenen binlerce kişiyi ve sefalet içerisinde yüzen kimsesiz çocukları toplayıp barındırmak, işe, gücü-kudreti olanları çalıştırmak, aynı zamanda bu gibi kimselere sanat öğretmek, Darülaceze düşüncesinin esasını teşkil etmişti. O sırada, 1876 Osmanlı-Rus savaşı sonrası istanbul’a gelen göçmenlerin arasındaki binlerce dul kadınla, anasız-babasız yetim ve öksüzlerin sayıları çoğalınca, bunların bir kısmının İstanbul halkına evlâtlık olarak verilmelerine, hükümet tarafından Gülhâ-ne’deki kışlanın âmâ, sakat ve iş göremeyecek derecede yaşlılara hasta-hane ve barınma yeri olarak tahsis edilmiş olmasına rağmen, ihtiyaçlar karşılanamayacak hâle gelmişti.
Dulhâne’nin idâresinin Muhacirin komisyonu’ndan belediye’ye verilince, hasta ve yatalak kadınlar Haseki Kadın Hastahanesine, yetim çocuklar Darüşşafaka’ya, kısmen de yatılı askerî okullara nakledilmişlerdi. Sultan II. Abdülhamid, Sadrazamı Halil Rifat Paşa’ya 10.000 altın lira ile 7.000 altın lira değerinde eşya vermiş, ayrıca bir de yardım kampanyası tertip etmişti. Toplanan bağışlarla birlikte kısa zamanda 60.000 altın lira kadar bir para toplanmıştı. Sadrazam Halil Rifat Paşada, evindeki değerli eşya ile gümüş takımlarını satarak bu teşebbüse iştirak etmiştir.
İşte o tarihte henüz Dahiliye Vekili iken, kendisine Sadrazam olma fırsatını veren bu hayırlı müessesenin kurucusu Halil Rifat Paşa’nın bir büstü, şimdi 97 yıldan beri insanlığa hizmet ve-ren, Dârülaceze’nin girişinde, bu aziz hatırayı temsil ediyor.
Halil Rifat Paşa, o günlerde yalnız bu mukaddes yuvanın kuruluşunu plânlamamış, aynı zamanda, hükümet adına temelini bizzat atmış, inşaatını çabuklaştırmış ve nihayet açılış törenini o yapmıştır.
Dilenciliğin önlenmesi hakkındaki nizâmnâme, Dârülaceze’nin inşaatı sırasında yapılmıştır.
Müslümanlardan başka gayrı müslimlerin de faydalandıkları bu müessesede; cami ile birlikte kilise ve havrada yaptırılmıştır.
ilk kuruluşu sırasında, şehir hatları vapur ücretlerinin küçük bir kısmı, tapu işlemleri ve tiyatro biletlerine konulan küçük zamlarla, anonim şirketlerin kuruluşlarında alınan yardımlar, Dârülaceze’nin belli başlı gelirlerini teşkil etmiştir.
Darülaceze, kuruluşundan bugüne kadar geçen 97 yıl içerisinde, 14.541’i kadın, 21.903’ü erkek ve 25.402’si çocuk olmak üzere, 61.846 kişiyi barındırmıştır.
Darülaceze sakinleri arasında; Recep Paşa’nın kızı Şehime Hanımefendi Mehmed Paşa’nın kızı Ser Hanımefendi, Küçük Cemal Paşa’nın eşi Melek Hanımefendi, Bahriye Nazırı Naci Paşa’nın eşi Calibe hanımefendi, Şükrü Paşa’nın eşi Edâ Hanımefendi, Serasker Rıza Paşa’nın kızı Ayşe Hanımefendi ve Sultan Abdülhamid’in gelini prenses Kâmuran Hanımefendiler... bulunmaktadır.
Bunlardan başka; Cenap Şahabet-tin’in oğlu Müeyyed Adnan İnanışlı, Galatasaray Lisesi Tarih-Coğrafya öğretmeni Şevket Köprülü, Tarih-Coğrafya öğretmeni Mithat Kula, Sultan Abdülhamid’in yaverlerinden Topçu Rıza paşa’nın oğlu Fazıl Atabey, Ressam İbrahim Çallı’nın eşi Münire Çallı, Bestekâr Mustafa Nafiz Irmak, Bestekâr ve Neyzen Gavsi Baykara, aktör ve tiyatro müdürü Hasan Memduh Alper, aktör Mâruf Kiş-mir, udî bestekâr Sedat Öztoprak ve istiklâl savaşımızın kahraman mücâhidlerinden Kara Fatma, yoksulluk yüzünden hayatlarının son günlerini burada geçirmişlerdir.
Darülaceze’den buruk duygularla ayrılıyoruz.