Makale

SİVAS’TA BİLİNMEYEN BAZI MİMARİ ESERLER

SİVAS’TA BİLİNMEYEN BAZI MİMARİ ESERLER

Dr. İlhan AKÇAY

Vakıflar Gn. M d. Uzmanı

Türk ve İslâm mimari dehâsının eritilmez örneklerinden birçoklarını sinesinde saklayan Sivas üzerinde çok az yayın yapılmıştır. Bu makalemizde biç bilinmeyen çok ünlü bir Sahâbe mezarı ve etrafındaki külliyesi ile yine bilinmeyen ve dünyanın en meşhur mimarı Sinan’ın bir eserinden bahsedeceğiz.

Yazımıza girmeden evvel, eski İslâm-Türk eserleri üzerinde biraz bilgi verelim,

Sivas, günden güne şeklini değiştiren ve modern hâl alan şehirlerimizden biridir, Turizm’den daha nasibini almamıştır. Fakat modern hale getirmek bahanesiyle Ana- dolumuzun diğer yerleri gibi Türk-İslâm havasım sür’atle yok ettiğimizin acaba far­kında mıyız? Tabancı memleketlerde şehir ve kasabaların eski havalarını yok etme­mek için, yeni inşaatları eski şehirlerin yanlarında yaparlar. Ancak böylelikle eski âdet ve an’anelerimlzl koruyabileceğiz. Şehirde eski tipik Türk evi diye bileceğimiz eserlere rastlayamadığunızı üzüntü ile belirtmek gerektir.

Şehir, Selçuklu san’atının kendi sahasında hattâ Konya’da bile bulunmayan âbi­devî örneklerine misal vereceğimiz şaheserlerle donanmıştır. Ulu Câmii, enlilemesine sahınlı ve kaidesi çini ile süslü tuğladan eğri minaresi ile Anadolu’nun en eski câmiilerindendir, (XII. yüzyıl.) Keykâvus 1. Hastanesi âbidevî büyüklüğü yanında eşşiz çini tezyinâtı ile, Avrupa’da zincirlere vurulan hastaların, hekim ve mûsikî, nihayet duâ yoluyla tedavi edildiği müesseseydi. (1217-18 yüzyıl). Karşısında adını çifte minâresinden alan “Çifte Minareli Medrese” bir yüksek okuldu. Böyle muhteşem cep­he, Selçuklu san’atında pek az görülürdü. Diğer kısımları maalesef XIX. yüzyılda yok olmuştu. Geri kısmında 1966 yılında yapılan araştırmalar da bol miktarda çini­lerle karşılaşılmıştı. Bu âbide tipinde, asrımızda, bir eser verileceğini hiç zannetmi­yoruz dersek mübâlâğa etmemiş oluruz.

1271-72 yılında her iki eser yanında Muzaffer Barucirci Medresesi yapılmıştı. Şimdi onarılan medrese, avlulu olup, taç kapısının ve iç kısmındaki çini türbesinin eşsiz güzelliği kopya edilemez halde gözleri büyüler. Bunların önünde, yeni bulunan ve temelleri dondurulan “Selçuklu Hamamı” küçük yıkanma yeri ile her üç müessesenin ihtiyâcını giderirdi. Daha üç-dört asır evvel bu hamam harap olmuş olacak ki, Osmanlılar Muzaffer Barucirci Medresesi gerisinde “Porit Hamamı” adıyla anılan ikinci büyük bir hamam yaptırmışlardır. Temizlik ve îlim-ibâdetin bir arada bulunu­şuna güzel bir misâl olmakla beraber külliyenin yakınında 988 H. tarihli ve Mahmut Paşa vakfı, âbidevî camii ile bir bütün olarak Anadolu’da eşi bulunmaz âbideler meşheri halindedir.

Gök Medrese halen Sivas Müzesidir. 1271 yılına âittir. Taç kapı, iç kısım da mescidinin çinili tasımlan, eyvanı şâheserdir.

Şeyh Hasan Bey Türbesi (Güdük Minare) 1340 yılında yapılmış ve giriş kısmım kaybetmiş olmasına rağmen muhteşem görünüşü vardır. Halen onarılmaktadır.

Sivas’ta ancak yarım düzine hamam kalmıştır. Meydan Hamamı ile Behram Kethüda vakfı Kurşunlu Hamam en önemlilerinden sayılır. İkincisi onarılmıştır ve yanında ayni vakfın askeriyece kullanıldığı için korunmuş bulunan iki katlı Hanı vardır.

Bir ticaret merkezi olan bölge, Selçuklu köprüleriyle diğer bölgelere bağlanmış­tır. Tollar arasında yine XIII. yüzyıl işi Anadolu’nun dünyada, o asırda benzerî olmayan ticari yollar İçin kervansaraylarla süslenmişti, Kayseri-Sivas yolu üzerindeki Sultan Hanı bunların en önemlilerinden ve asırlar boyunca dâima hayranlıkla anılan âbidelerden sayılır.

SİVAS ABDÜLVEHAP GAZİ KÜLLÎYESİ

Sivas’ın en değerli ve kutsal külliyesi olup, bölgede eşsiz ünü ile tanınır, Abdülvehâb-i Gazî diye de anılır. Yukarı Tekke denilen ve şehre hâkim tepe üzerinde bu­lunur. Hâlen burada Abdülvehâb-ı Gazî Türbesi, Camii, Veliaht Beyazıt ve Oğulları Türbesi, Anonim Selçuklu Türbesi ve tarihi Çeşme ile geniş mezarlık bulunur.

Külliye, çeşme hariç bir aradadır. Evvelce Abdülvehâb-i Gazî Türbesi ve kıble tarafında hâlen temelleri kalan Anonim Selçuklu Türbesi, XV. yüzyılda Veliaht Be­yazıt Türbesi yapılmıştır. Caminin yapıldığı devir bilinmiyorsa da, XIX-XX. yüzyıla kadar onarılmış ve son şeklini de tahminen asrın başlarında almıştır.

TÜRBE: Abdülvehâb-i Gazî’nin Anadolu’ya gelen ilk İslâm mücâhitlerinden ol­duğu ve Peygamber Efendimiz (S.A.S.) in bayraktarı olduğu söylenir. Buna göre yatanın Sahâbe olması gerekmektedir. Tarihi şahsiyeti yanında, ilk dört halîfe dev­rinde Anadolu’ya kadar akınlar yapıldığı gibi, meselâ Diyarbakır (Âmida) gibi yer­lerde şehit düşen Sahâbelerin kabirleri olduğu gibi, hattâ tâ İstanbul’da bile bunla­rın mevcut olduğu malûmumuzdur.

Türbe çok alâka çekici plâna sahiptir. Sekizgendir ve doğrudan doğruya kaya üzerinde yapılmıştır. Cenâzelik kısmı hakkında hiçbir bilgimiz bulunmamaktadır. Kuzeyde küçük giriş kısmı bulunur. Molozumsu kesme taşla yapılmıştır. Kıble kıs­mındaki mihrâbı oyuk şekil almıştır. Bir penceresi bulunur. İçte Ölçüleri her cep­hede 1,44 m., duvar kalınlığı 1,06 m. dir. İç kısmında boydan boya bir lâhit kapla­maktadır.

Lâhit ve tipi dikkati çeker. Dikdörtgen plânlı ve üstü düz, içten profil şeklinde bir bordürlüdür. Kâmilen Selçuklu çinileriyle süslüdür. Yanlarda çiniler altıgen mavi olup, kısmen de geometrik desenli birkaç renkli çini parçalarının şurada burada geli­şigüzel konduğuna bakarak türbede daha çinilerin olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre XIII. yüzyılda yapıldığı ortaya çıkmaktadır. Şehrin dışında türbesinin olması ilk İslâm mücâhidi olduğu kanısını kuvvetlendirdiği gibi, Selçuklular gibi bir kültür­lü milletin de buraya çinili, muhteşem sanduka yapması da bu evliyânın ününün kendi zamanlarında kuvvetle yaşadığını göstermesi bakımından önemlidir. Öyle ise burası daha evvelce muhtemelen bir tümsek halinde bulunuyordu.

CAMİ:

Cami, türbesinin doğu kısmında olup, arası yine XX. yüzyıl ahşap mimarisi ile birleştirilmiştir. Cami tonozlu, enliliğine sahınlı ve üzeri tonozludur. Tahta minaresi bulunur. Yapılış tarihi bilinmiyorsa da, buraya girişteki Beyazıd-ı Veli devri kita­besine göre, o zaman inşa olunduğu akla gelmektedir. Bir kenarda Sivas-i Şemsî Hazretlerinin (Türbesi Meydan Camisi önünde bulunur) yazdığı orijinal Abdülvehhab Gazi için manzûmesi bulunur.

Beyazıt II. devri kitabesi:

Tamam oldu hâze’l-mescid Elhamdü li’llah

Fî eyyâmi’d-devletü’s-Sultan, Beyazıd

Bi emri Ahmet Paşa selâmü’llâhi’l-mecid

Fiyzihükâne tarih bi anvi’l-vâhid

901 H (1481 M.)

(Devamı gelecek sayıda)