Makale

Cumhuriyetimiz 75 YASINDA

Abdullah CEYHAN / Viyana Din Hizmetleri Müşaviri

Cumhuriyetimiz
75 YASINDA
Osmanlı Devletini yıkan, parçalayan hatta öldüren hasım ve düşmanlarımız, aynı taktik ve stratejilerle Türkü de öldürmüş olduklarını zannediyorlardı. Ama bu düşüncelerinde yanıldılar. Sadece yanılmakla da kalmayıp iyi bir-, belki de binlerce ders aldılar.
Asya kıtasında bunca devlet kuran ve kurduğu devleti yıkılınca onun yerine öncekinden daha kuvvetli diğer bir devleti kurabilen Türk halkı ve yüce Türk milleti, aç, sefil, silahsız hatta yorgun ve yaralı olmasına rağmen dimdik ayakta durabiliyordu.
Zira Anadolu’da Selçuklu saltanatı dağılınca, ondan daha güçlü Osmanlı Devleti, Osmanlı dağılınca da, ondan daha kuvvetli diğer bir devletin kurulmasına adeta yemin edilmişti. 7’den 77’ye millet kenetlenmiş, aç, biîlaç düşüncesini gerçekleştirmek için ölümü göze alarak yola koyulmuştu. Bu milleti hiç bir güç engelleyemezdi. Zaten Cenab-ı Hakk’ın yardımı da onunla birlikte idi. Milli Mücadele kıvılcımı böylece ateşlendi.
Milli Kurtuluş mücadelesini bu bakımdan sadece askeri ve siyasi bir mücadele olarak değerlendirmek noksan olur, eksik sayılır. Bu mücâhede ve mücadele var olmak veya yok olmak savaşı şeklinde cereyan etmiştir.
Osmanlı’nın çöküşüne şahit olan Türk milleti, her yönü ile bağımsız, alnı açık bir devlet kurmaya çalıştı. Dolayısıyla İstiklâl Harbi, her bakımdan gayret, azim ve sebat gösterilen bir savaşın adı olmuştur. İnsanlık tarihinde böyle bir savaşa rastlayamazsınız. Beş dakika sonra öleceğini bilen ve şehadet şerbetini içmek kesin kes mukadder bulunan askerimiz, kurtulmak için fırsat varken bile, bulunduğu mevkiyi terketmemiş ve hemen oracıkta ruhunu teslim edebilmiştir. Bu ulvi ruhtur ki, yeni kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin harcını oluşturmuştur.
Milli Mücadelenin aslî hedeflerinden birisi hatta en önemlisi bize göre şudur, osmanlı Devleti çöküp yıkılırken, Türk yurduna girmiş bulunan yabancıları topraklarımızdan söküp atmak, üstüne bağımsız bir Türk Devleti kurmak ve bu kurulan yeni devleti, medeni milletler seviyesine çıkarmak olmuştur.
Ziya Gökalp, 12 Mayıs 1924 tarihinde bir günlük gazetede yayınladığı makalesinde, "Bu milletin en büyük mefkurelerinden birisi milliyetçilik, diğeri de cumhuriyetçiliktir." demiştir. Dolayısıyla millî hislerini ön plana alan halkımız, Cumhuriyet fikrini gerçekleştirmek için varını yoğunu öne çıkararak mefkuresini hatta düşünü somutlaştırmıştır.
Mustafa Kemal, Nutuk’ta, o dönemi yani Cumhuriyet öncesini şöyle özetlemektedir:
“Durum, 1919’da hiç de iç açıcı değildi. Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harb-i Umûmi’de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şerâiti ağır bir mütarekenâme imzalanmış...Ordunun elinden esliha (silahlar) ve cephanesi alınmış ve alınmakta itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da, Adana vilayeti, Fransızlar-, Urfa, Maraş, Ayıntap (Antep), İngilizler tarafından işgal edilmiş , Antalya ve Konya’da, İtalyan askeri kıtaları; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta ecnebi zabit ve memurları ve hususi adamları faaliyette..."
Anlaşılmaktadır ki, ülke tek kelime ile güç durumdadır. Buna rağmen bütün bu güçlükler aşılmış ve ilk Anayasa yani Teşkilat-ı Esasiye Kanunu hazırlıkları başlatılabilmiştir. Ancak bundan önce yapılacak işler kısa sürede ve bütün güçlüklere rağmen aşılmıştır. Bu bakımdan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’da 23 Nisan 1920’de açılması fevkalâde önemlidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir an önce açılması konusunda Mustafa Kemal acele ediyordu. Davet ettiği millet vekilleri ile bir toplantı yaptı. Onlara Meclis’in 23 Nisan’da Cuma günü açılacağını söyledi ve olurlarını aldı. Sonra da Heyet-i Temsiliye adına bütün idari, askeri ve sivil erkâna telgraf çekti.
Telgrafında; “Tanrı nın lütfuyla Nisan’ın 23’üncü Cuma günü Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından, o günden itibaren askerî ve sivil bütün makamlarla bütün mil- I letin tek merciinin Büyük Millet Meclisi olacağı bilgilerinize sunulur" deniliyordu.
Ayrıca Meclisin açılışı ile ilgili somutlaşmış düşüncesini şu şekilde ifade ediyordu.
“Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilayet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, Hatim indirilmeye ve Buhari-Î Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye
Cuma günü namazından sonra meclisin toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır." (Nutuk 1919-1927, TTK Basımevi, Ank. 1991, s.294-5)
Böyle bir manevi atmosfer içerisinde ve büyük bir heyecanla Meclis açıldı. Ama yapılacak daha çok iş vardı. ancak bütün bu işler peyderpey halledildi. Sıra Cumhuriyetin ilanına gelmişti. Mecliste sert tartışmalar oluyordu. Millet vekilleri arasında uyum sağlamak fevkalâde zordu. Cumhuriyet fikrine karşı çıkanlar olduğu gibi, saltanat ve hilafet taraftarları da mevcuttu.
Atatürk, bazı bakan ve milletvekilleriyle bir araya geldi. Yemek sırasında, kafasında tasarladığı Cumhuriyeti ilan etme düşüncesini onlara açtı. 28 Ekim akşamı “Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz” dedi. Oradakiler derhal Atatürk’ün görüşüne katıldılar. Cumhuriyetin ilanı ile ilgili kanun tasarısını hazırladılar. Üzerinde tartıştılar. (Nutuk, s. 546)
Ertesi gün 29 Ekim 1923 günü saat 1 3 30 da kanun tasarısı Parti Genel Kurulu’nda görüşüldü. Atatürk ilk konuşmayı yaptı.