Makale

Toplumu Din Konusunda Aydınlatmada HUTBE VE SÜRELİ YAYINLARIN YERİ

MUSTAFA BEKTAŞOĞLU

Toplumu Din Konusunda Aydınlatmada
HUTBE VE SÜRELİ YAYINLARIN YERİ

İslâm’da eğitim ve öğretim, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e elinin tebliği emri ile başlamıştır. Bu eğitim ve öğretim evlerde, mescidlerde, medrese daha sonra okullarda devam etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Medine’ye hicreti ile birlikte sayıları çoğalan müslümanların ibadetleri eğitim ve öğretimleri için geniş bir yerin bulunması gerekiyordu. Bu sebeple Mescid-i Nebi inşa edildi. Bu mescidde toplumu din konusunda aydınlatmak, eğitim ve öğretimi yaymak gayesiyle okul görevini yapacak olan bir nevi yatılı mektep olan suffe yapıldı. Bu itibarla, burası İslâm’ın ilk üniversitesi sayılır.
Bununla beraber, Hz. Muhammed (s.a.s.) İslâm’ı tanıtmak, anlatmak, tebliğ etmek ve yaymak için çeşitli vasıtalardan da faydalanmıştır. Bunların başında vaaz, hutbe, eğitim, toplantı, heyetleri ziyaret, mektup yazma ve İslâm’ı bizzat yaşamak gibi olaylar gelmektedir. Aslında Resulüllah’ın tebliğ için kullandığı vasıtaları bunlarla sınırladırmak yeterli değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bütün hayatını İslâm’ı tebliğ etmeye ayırmıştır. Biz ancak İslâmî davet ve tebliğ tarihinde bugüne kadar süregelen, toplumu aydınlatmada kullanılan hutbenin ve süreli yayınların yeri üzerinde duracağız. Her devirde dini esasları halk kütlelerine anlatmak, onlara dinin gerçeklerine göre nasıl yaşamaları gerektiğini söylemek, kısacası, onlara manevi zevk tattırmak için din adamlarına lüzum görüldü. İnsanlar dinlerinin esaslarını, başta dinlerin Peygamberlerinden, sonra da din adamlarından öğrenegeldiler. Allah’ın yasaklarını ve emirlerini onlara öğrettiler.
Din gibi, hükümleri İlahî ve soyut mefhumlara dayanan bir konuda söz sahibi olmak, halkı aydınlatmak, inandırmak, onların imanlarını takviye etmek, vicdanlarını yıkamak kolay bir iş değildir. Bunun için, din görevlilerinin yetişkin birer hatip olmaları gerekir. İnsanlar irşat sayesinde olgunlaşır; kendilerine ve topluluklarına faydalı olurlar.
Bu bakımdan müslümanlıkta irşadın ayrı bir önemi ve kapsamı vardır. Din, insanlara nasihattan ibaret olduğuna göre “Hikmet ve güzel öğütle davette bulunmak, onlarla en güzel şekilde ilişkide bulunmak”1"lazımdır. Müslümanlara güzel öğütle davette bulunmanın dinî, millî her konuda bilgilendirmenin en etkin hitabet tarzlarından biri de Hutbe’dir.
Hutbe; hatiplerin minbere çıkarak cemaate karşı yaptıkları konuşmalardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in nübüvvetle gönderildiği dönemde, Araplar arasında şiir, edebiyat ve hitabet sanatı çok zirvede idi. Fakat Yüce Allah Rasûlüne gönderdiği Kur’an mucizesiyle onların bu üstünlüklerini geride bıraktı. Hz. Muhammed (s.a.s.) Kur’an’ın şu emrinde de anlaşıldığı gibi tesirli hutbeler okumuşlardır: Kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle” 2
Peygamberimiz (s.a.s.) hutbede halkı irşad için yüksek bir yere çıkarak tefekkür ve ibret dolu ifadelerle konuşurdu. Bu güzel ifadeler dinleyicilerin idrak, akıl ve duygularını etkileyerek gözlerinin yaşarmasına sebep olurdu. Genelde kısa konuşmayı uzun konuşmaya tercih ederdi, çünkü uzun konuşma yanlış anlamaya veya çabuk unutmaya sebep olabilir. Hutbede utandırıcı veya yanlış yorumlanacak söz söylemezdi. Özel bir iş veya kusur için kişiye cevap vermezdi. Dinleyenleri, dini heyecan ve hislerin içine garkeder, zevkli dakikalar, tatlı anlar yaşatırdı. Hitabette şüphesiz ki, sihir tesiri yapan bir tarz vardır. Ashap, Resûlüllah’ı sanki başlarında kuş varmış da onu kaçırmayacakmış gibi bir dikkat içinde dinlerdi. Kur’an’ın edebi bir mucize oluşu din adamının tesirli ve güzel söze vereceği değeri göstermeye kâfidir.
Minber ve kürsü hitabetlerinin az ve öz olması lazımdır. Cemaat huzurunda yapılan konuşmanın kısa olması kişinin irfanının alâmetidir. Ra- sulullah’ın namazı da, hutbesi de itidal üzere idi. Hutbede esas olan başka bir husus da zemm-i fâil değil, zemm-i fiildir. Yani, suçluyu tenkit değil, suçu tenkittir. İçki içeni değil, içkiyi; zaniyi değil, zinayı yermek daha uygun olur, çünkü Resulullah hoşuna gitmediği ve tasvip etmediği bir iş yapıldığı zaman bir konuşma yapar, fakat o işi yapanların isimlerinden bahsetmez, davranışlarını tenkitle iktifa ederdi.
Toplumu din konusunda aydınlatmada süreli yayınların yeri de eğitim ve kültür açısından hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır. Süreli yayınlar dendiği zaman düzenli aralıklarla çıkan gazete, dergi ve bülten gibi yayınlara verilen toplu ad akla gelir. Bu yayınlar tebliğ ve irşad açısından zaruridir. Halkı aydınlatmada süreli yayınlar bir okul mesabesindedir. Tebliğ ve irşad sınırları içerisinde projelendirilen dini konuların basın ve yayında yer alması sağlanırsa, toplumda kendiliğinden manevi ve sosyal bir kaynaşma ve beslenme meydana gelecektir.
Günümüzde basın ve yayın faaliyetlerinin, milli ve siyasî sınırları aşan gücünü gözden uzak tutmamalıyız. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerin topluma verilmesi gereken mesajlar ancak yayınlarla mümkündür. Camide mihrap, minber, ve kürsüden yürütülen tebliğ ve irşad hizmetleri kitap, dergi, ve gazete gibi dokümanlarla mutlaka beslenmelidir. Yayın organları; nesilleri dinen bilgilendiren, manen kaynaştıran ve ahlâken yücelten köprüler olmalıdır.

(1) Nahl, 125
(2) Nisa, 63