Makale

İmparatorluktan Cumhuriyete-CAMİİLERİMİZ

İMPARATORLUKTAN CUMHURİYETE CAMİLERİMİZ

İMPARATORLUK döneminden I Cumhuriyet dönemine intikal eden cami sayısı 13 bin olarak, tespit edilmiştir. Şimdi bu sayı 65 bine ulaşmış bulunuyor.
Demek, bir yandan harp-darple uğraşırken, diğer yandan doğudan batıya 3 kıtaya yayılan geniş Osmanlı topraklan içerisinde Anadolu, Osmanlı imar faaliyetlerinde "imtiyazlı" bir yere sahip değildi. Ortadoğu, Balkanlar, Kuzey Afrika., gibi "bütün" içinde bir yurt parçası idi, o kadar...
Kuzey Afrika ve Ortadogudan Orta Avrupaya kadar uzanan 3 kıtada "Nizâm-ı Âlem" mefkuresine bağlı jandarmalık görevi yaparken, Anadolu’nun imarına eğilme fırsatı bulamayan Osmanlı, yüzyıllarca bekçilik yaptığı topraklardan adım a-dım çekilirken, elimizde kalan son vatan parçası çilekeş, yaslı ve yaşlı Anadolu, sadece dinî imar değil, e-ğitim-kültür ve iktisadi imkân açısından da, âdeta bir "yokluk" lar ülkesi idi. Cumhuriyet dönemine bu imkân ve imkânsızlıklarla girildi.
CAMİDE ÜSLÛP KONUSU
İmparatorluk döneminden kalan camilerimizde "Selçuk", "Osmanlı", "Melez", mutlaka bir üslûp mevcut.. Diğer yapılardan, tesislerden hemen farkedilen.. Her üslûbun kendine mahsus bir mantığı olan... İnşa teknigindeki gelişmelere paralel... Sağlamlık, kalıcılık, ihtiyaca uygunluk, aydınlık, ferahlık, güzeilik-zarafet... hepsi bir arada.
O günkü imkânlarla ortaya konan taş oymacılık, ağaç işlemecilik, azamet örneği bu şaheserlere ulaşmak, bugünkü teknik, imkânlarla bile henüz mümkün olamamıştır.
Tabandan ısıtmaya varıncaya kadar eskinin devamı olan Ankara Kocatepe’de, her ünitede "eski’nin üstüne çıkılmaya çalışılmıştır ama, bir Süleymaniye’nin, Selimiye’nin akustiğine, bu-günkü en modern, en pahalı seslendirme tekniklerine rağmen ulaşılamamıştır.
"Üslûp" ve "Zarafet" konusuna gelince, Ankara-Kocatepe, Elazığ-Izzetpaşa, Bingöl-Merkez ulucami başta, iyi taklit edilmiş klasik cami tipi yerine, Cumhuriyet dönemini temsil eden cami mimarîsine henüz sahip değiliz.
Cumhuriyet dönemi camilerimizin "iyi"ler sınıfına dahil olanları eskinin tekrarı-, çok büyük çoğunluğu ise, ihtiyaçların zorlaması, maddî imkânsızlık ve koordinesiz-lik dolayısıyla "dört duvar bir tavan", espirisiz, üslupsuz yapılardır. Halbuki ecdadımız cami mimarîsine büyük önem vermiş-, İmparatorluğun azametini, gönüllerinin zenginliğini, inançlarının inceliğini eserlerinde göstermişlerdir.

TİP-PROJE ÜRETİMİ
Mimarî, millî kültürün bir unsurudur. Her millet, kendi ihtiyacına, kendi zevkine, iklim şartlarına göre ayrı mimarî tarzlar üretmiş, edinmişlerdir. Bugün bile, Çin’deki bir cami ile, Iran ve Hindistan’daki cami arasında veya bir Türk minaresi ile bir Arap ve Iran minaresi arasındaki şekil, karakter ve üslûp farkını görmemek imkânsızdır.
Arap sanat eserleri mübalağalı bir süs zevki içinde, teferruata boğulmuş, kanşık tezyinattı, ağır e-serlerdir.
Iran eserleri, tezyinî fanteziye daha mütemayildir.
Hint sanat eserleri, Hint coğrafyasının-, içine girilmez ormanların, eski Hint dinlerinin mistik havasından etkilenmiş ve karışık süslerle bezenmiştir.
İslâm sanatı içinde gelişen Türk sanatı ise, yapısındaki sadelik biçimindeki ahenk ve mantikîlik ile varlığını bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Süleymaniye ve Selimiye’deki sadelik Sultan Ahmet’te zarafetle birleşmiştir. Müslüman Türk insanının karakterindeki incelik ve sadelik böylece sanat eserlerinde de temsil edilmiştir.
Mimarî farklılık, ülkeden ülkeye, iklimden iklime değiştiği gibi, tarihî dönemler ve inşa tekniklerindeki gelişmeye göre de farklı karakterler kazanmıştır. Bir Selçuk Camii ile Osmanlı Camii arasındaki farklılığı görmemek mümkün müdür? Hatta Osmanlılarda bile kuruluş dönemi, klasik dönem ve son dönem camileri arasında, fonksiyonları aynı kalsa da, farklılıklar vardır.
Cumhuriyet, döneminde ülkemize 50 binden fazla cami kazandırılmıştır. Fakat Bir Cumhuriyet dönemi cami mimarîsi geliştirilememiştir. Bu noksanlığı gidermek üzere Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar
Genel Müdürlüğü, vakıflar Bankası Genel Müdürlüğü ve Türkiye Diyanet Vakfı İşbirliği ile "Cami-Tip Proje Üretimi" çalışmaları başlanmıştır. Köy. kasaba, şehir, çeşitli büyüklük ve fonksiyonlar göz önüne alınarak hazırlatılacak projeler için, müellifler serbest bırakılacaktır. Böylece, bir yandan eskinin kalıcı özellikleri muhafaza edilirken, üreticiler yeni zevk ve tekniklere de açık olacaklardır.

.. VE SAYI KONUSU
„ İmparatorluk döneminden Cumhuriyet dönemine intikal eden cami sayısı ile Cumhuriyet devrinde inşa edilen cami sayısı mukayese edildiğinde, Cumhuriyet dönemi lehine beş kat gibi bir fazlalık görülmektedir.
Rakamlar değerlendirildiğinde ise, iki dönem arasında makul bir benzeyiş dikkati çekmektedir: Nüfus ve cami sayılan arasındaki orantı...
Cumhuriyetin başlarındaki 13 milyon nüfusa 13 bin cami, bugün ise, yaklaşık 65 milyon nüfusa 65 bin cami... Nüfustaki yaklaşık % 2 artışa paralel bir yükselme..
Bu da, dışarıdan bir müdahale edilmediği zaman bile millet irfanının "doğru"yu kendi kendine yakalayabileceğinin bir güzel ispatı...
Milletimiz nüfusça büyüdükçe, millî ve dinî kültür unsurları ile de gelişecek madde-mana dengesini gelecekte de sürdürecektir.