Makale

İman Yapıları, Vatan Tapuları- CAMİLER

iman Yapıları Vatan Tapuları CAMİLER

Kemal CENGİZ
Bolvadin Muhlisti

Cami, müslümanları toplayan, birleştiren anlamına gelir. Bu manada, camilere devam eden cemaat, sadece bedenen bir araya gelmiş olmazlar. Aynı zamanda ruhen, kalben, zihnen ve fikren de birleşmiş olurlar. Camide kabile, aşiret, ırk, zengin, fakir, soylu, sıradan gibi sınıf ayırımı yoktur. Tüm cemaat aynı inancı, aynı düşünceyi ve aynı duyguyu yaşayan bir tek vücud haline gelmiştir (1).
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını,
Orada görür varlığının bir yere toplandığını (2).
Günde beş vakit namazlarda cemaatle başlayan birlik şuuru ve hidayet nuru, merkezi nokta cami olmak üzere halka halka genişleyerek yayılmaktadır. Yüce Allah Kur’an’ında, “Nurunun, içinde adının anılmasına ve yüceltilmesine izin verdiği evler olan camilerde parladığını” (3) söylemektedir. Demek oluyor ki, Allah aşkı cami kapılarından Ka’be eşiğine kadar bütün benliğimizi kuşattığı zaman, muhteşem mabedlerimiz Allah’ı arayan gönüllerin ümit kaynağı, manevi dünyamızın huzur iklimini oluştururlar (4).
Müslümanların sosyal yapılaşmasında cami, bir cemiyet ve cemaat dini olan İslam’ın temel taşı durumundadır. Peygamberimiz (SAS) cemiyet planında İslam’ı kurumlaştırmaya cami’den başlamıştır. Sosyal kurum olarak İslam’da inşa edilen ilk bina mescid olmuştur. Bu demektir ki, İslam Peygamberi müslümanları cemaatten devlete teşkilatlı bir toplum (ümmet) olarak organize etmek üzere hicretle geldiği Medine’de İslam Devletinin temellerini atarken, ilk iş olarak mescidini inşa etmiştir. Müslümanları burada toplamış, cemaat şuuru ve cemiyet ruhu burada gelişmiş, meşveret meclisleri burada kurulmuş, savaş planları burada yapılmış, kararlar burada alınmıştır. Özetle, din ve devlet işlerinin görüldüğü genel merkez cami olmuştur.
Anlaşılıyor ki, Kur’an ve sünnete göre şekillenecek olan İslam toplumunun oluşmasında cami, cemiyetin tezgahını teşkil etmektedir. Toplum fertlerinin bir inanç ve ideal etrafında monte ve motive merkezi burasıdır.
Gerçek şu ki, gönülden bağlananların ipleri kopmaz. İnançta birleşenlerin kaynaşması özden olur. Toplumun kültür hayatında aynı değerleri paylaşması bakımından camilerin ayrı bir yeri vardır. Kültür seviyeleri ve meslek grupları ne olursa olsun, her kesimden insanın aynı inanç ve duyguların terennümü ile toplandığı camiler, kardeşlik, birlik ve beraberlik ruhunun arındığı müstesna mekanlardır. İnsan kalabalıklarının içinde toplandığı hiçbir mekan, ma’bedler kadar, arınmış gönüllerde gelinen yerler değildir. Aynı inanç atmosferinde yaşayanların birliği bozulmaz, kaynaşması kopmaz, bütünlüğü parçalanmaz. Hiçbir unsur iman kadar birleştirici olamaz. “Sen yeryüzünde ne varsa hepsini harcasan, yine de onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah onların aralarını birleştirdi” (5) buyurulmaktadır.
İnanan insanlarla en güçlü diyalog mabedlerde kurulur. Arınmış gönüllerle gelinen mabedler, samimi düşüncelerin içten duygularla benimsendiği mu’fena semtlerdir. Paslı kap kalay tutmaz denmiştir. İrşadın tesiri bakımından paslı kalpler de böyledir. Yüreklerden pasların silinip gönüllerin cilalandı- ğı cevher ocakları cami’lerdir. Arzuladığımız temiz toplumun arınağı buralardır. Allah huzurunda günde beş vakit namazla arınanlar, kirli işlere bulaşmaktan daha çok sakınırlar. Bedenen temiz olanlar gibi, ruhen temiz bulunanlar da kirlenmemek için daha çok dikkatli olurlar. Hadis-i Şerifte, günde beş vakit namazını kılan müslümanın günah kirinden temizliği, evinin önünden akan berrak bir nehirde günde beş defa yıkanan kimsenin beden kirinden temizliğine benzetilmiştir (6). Yüce Allah Kur’an’ında, “Namaz kıl. Şüphesiz namaz ahlaksızlıklardan ve kötülüklerden vaz geçirir” (7) buyurmaktadır.
Hatırlayalım ki milli mücadelemizde düşmanı dize getirdiğimiz şahlanışın hareket noktası camilerimiz olmuştur. Bu milletin heyecanı sönmüş, Sütçü imamları ölmüş değildir. Yeter ki, o heyecanın itici gücüne inanılsın, kalpler ve kapılar kapatılmasın!... İslam düşüncesine göre, cemiyet ruhunun özü olan cemaatı, cami olmadan inanç atmosferi dışında kaynaştırmak özde değildir. Bu nedenle Peygamberimiz, müslümanların cemaat oluşturdukları her yerde camilerinin de bulunmasını istemiş ve cami yapanları cennette köşklerle müjdelemiştir (8).
Camilerimiz beldelerimizin iman belgeleridir. Gökteki yıldızlar gibi seçkin, yeryüzünde parlayan nur mekanlarıdır. Tevhid sembolü minareleri, yanlarına diktiğimiz iman işaretleridir. Gök kubbede yankılanan ezan ve Kur’an sesleri imanımızın şehadeti, dinimizin istiklal sesidir.
“Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes,
Nice bin dalgalı tekbir oluyor tek bir ses” (9).
Tarih boyunca ma’bedler, hem dini, hem de sosyal hayatın merkezi olmuşlardır. Tarihin hiçbir döneminde ma’budsuz millet ve ma’bedsiz şehir görülmemiştir. İnsanlığın ilk tevhid ma’bedinin Mekke’de kurulduğu haber verilmektedir (10). Yerleşik medeniyetin, tarihten günümüze yaşayan en eski merkezi, “Ümmü’l-Kura” (11) burasıdır. Yüce Allah kitabında, “Biz beyti (Ka’be) insanlara bir yerleşme ve emniyet yeri kıldık” (12) buyurmaktadır. Böylece, "ma’bedlerin dini ve sosyal hayatın merkezini teşkil ettikleri" tarih tezi, Kur’an tes- biti ve teşhisiyle doğrulanmaktadır.
Bu Kur’an-ı değerlendirmenin ışığında diyebiliriz ki, camiler yıkılmaz yapılarıyla yurdun yıpranmaz tapularıdır. Ma’bedsiz yurt, mühürsüz yazı gibidir; kimliği tescil edilemez. Tarihimiz bize göstermiştir ki, toprağın kazanılması kanla, vatanlaşması imanla olmuştur, "inancın yerleşmediği yurt vatan değildir" gerçeğinden hareketle, "Vatan sevgisini imandan" (13) bilen müs- lümanlar, gittikleri her yere ma’bedlerini götürmüşler, inançlarının işareti minarelerini dikmişlerdir (14).
Bu bakımdan, milli ve manevi kültürümüzün canlı şahitleri olan camiler, takva ile atılmış temeli, ih- las ile karılmış harcı, inançla örülmüş duvarları, sanatla yontulmuş taşlan, sabırla işlenmiş mermerleri, sevgiyle süslenmiş çinileri ve hikmetle yazılmış silinmez yazılarıyla yaşadığımız toprakların bizim olduğunu ebediyete kadar anlatacak olan iman abideleridir.

(1) Dr. Süleyman ULUDAĞ, İslam’da Irşad, 243.
(2) Y. Kemal BEYATLI, Kendi Gökkubbemiz, 10.
(3) Nur Suresi, 36.
(4) Selçuk ERAYDIN, Nesil Dergisi, sayı 12/23.
(5) Enfal Suresi, 63.
(6) Riyazü’s-Salihin, Trc. 2/1046-47 nolu hadisler.
(7) Ankebut Suresi, 45.
(8) Et-Tac... 1/229 (K. Salat, 8. Bab).
(9) Y. Kemal BEYATLI, a.g.e. 10.
(10) Al-i Imran Suresi, 96.
(11) En’am Suresi, 92.
(12) Bakara Suresi, 125.
(13) ACLUNİ, Keşfü’l-Hafa.. 1102.
(14) Ahmet ÖNKAL, Rasulullah’ın İslam’a Da ‘vet Metodu, 248.