Makale

Halil İbrahim TUĞRAN: "Başarı inancın tabii sonucudur"

Röportaj:

Abdulbaki İŞCAN

Halil İbrahim TUĞRAN: "Başarı inancın tabii sonucudur"

Halil İbrahim TUĞRAN 1956 An- kara-Kazan doğumlu. İkisi erkek beş kardeşin en küçüğü. Belki de bu yüzden kardeşlerinin içerisinde babasının ilgi odağı olmuş ve babasına en düşkün olma ayrıcalığını yaşamış. Babasının ona layık gördüğü tek meslek olan İmam-Hatip olabilmesi için, İmam-Hatip Lisesine kaydı yaptırılmış. O, okulda öğrendiklerini ilk önce ailesine anlatmakla işe başlamış ve o zaman 55 yaşında olan babasına Kur’an okumayı zevk ve gururla öğretmiş.
Halen Ankara-Çankaya İlçe Müftülüğü’nde İmam-Hatip olarak görev yapmakta olan Halil İbrahim TUĞRAN, aynı zamanda Türkiye Taekwondo Hakemler Birliği Başkanı ve Merkez Hakem Komitesi Üyesi. Geçmiş yıllarda Taekwondo Milli Takım Antrenörlüğü görevinde de bulunmuş, 1985 ve 1994 yılları arasında yaptığı çalışmalar sonucu ulusal ve uluslararası başarılara imza atmış, pek çok şilt ve kupanın sahibi olmuş. 1994 yılında Dünya Taekwondo Federasyonu (WTF) tarafından Seul’de yapılan olimpiyat denemesi mahiyetindeki turnuvaya ülkemizden hakem olarak bir tek o çağrılmış.
Siyah kuşak 5. dan sahibi Halil İbrahim TUĞRAN, son olarak Dünya Taekwondo Federasyonu tarafından Türkiye’de en yüksek klas olan, ikinci klasa terfi ettirilmiş.
O mücadelelerle dolu hayatını çevre ve ailesinin de yardımlarıyla doğru stratejilerle yönlendirmiş. Çocukluk dönemlerinden hatırladığı pek fazla bir şey yok. Hafızasında yer eden bir Kur’an okuyan babasının içli sesi, bir de antreman salonlarının burcu burcu ter kokusu.

► Spora ne zaman başladınız? Neden taekwondoyu seçtiniz?
İmam-Hatip Lisesi orta kısmında okurken, spora boksla başladım. 1,5 sene kadar bu spor dalı ile uğraştım. Aynı zamanda o günlerin revaçta olan spor dallarından taek- wondoya da ilgim artmaya başlamıştı. Zaman zaman antremanlarını seyretmeye giderdim ve 1971 yılının başlarında, o zaman Türkiye’nin ilk ve tek kulübü olan Ankara Taekwondo İhtisas Kulübü (ATİK)’nde ta- ekwondoya başladım. 1975’de siyah kuşağa kadar yükseldim. Aynı yıl hocalarımızın da yönlendirmesi ile (ATlK)’e antrenör oldum.
Taekwondoyu seçmemin nedeni ise, taekwondoda beden eğitiminin yanında insan ruhuna hitap eden mistik bir hava yakalamış olmamdır. Ki disipline aşık Türk milletinin karakterine uygun düştüğü için dikkatleri kısa sürede üzerine çekmiş ve bugün iyi bir yönlendirme ile de Türk ta- ekwondosu dünya klasmanında iyi bir yere oturmuştur.
► Ailenizin ve çevrenizin bu spora olan ilginize bakışı nasıl oldu, onlardan destek gördünüz mü?
O dönemlerde bir dövüş sporu olarak bilinen taekwondoyla ilgilenmeme babam rıza göstermemişti. Taekwondoyu o da bir dövüş sporu olarak görüyor, çalışmama müsaade etmiyordu. Fakat her yönü ile beni kendine çeken taekwondoyu öğrenmek ve başarılı olmak için hem çok istekliydim hem de çok kararlıydım. Bu nedenle babamdan habersiz cep harçlıklarımla kulübün aidatını ödeyerek, çalışmalarıma devam ettim. 6 ay süren bu izinsiz ve habersiz çalışmadan sonra kulüp içinde ilk teknik madalyamı kazandım. Ve bununla beraber babamın rızasını da kazanmış oldum. Okurken elde ettiğim başarılardan dolayı hocalarımın da takdirini ve ilgisini kazandım ve o sene okul spor kolu başkanı oldum.
1974-75 ve 76 da katıldığım Türkiye şampiyonalarında derece yaptım. 1976 da milli oldum ve o sene milli takıma çağrıldım. Fakat babamın vefatı üzerine katılmış olduğum milli takım kampından ayrılmak zorunda kaldım.
► İmam-Hatiplik görevinizin yanında halen bu spor ile de yakından ilgileniyorsunuz. Bu spor dalında yurtiçinde ve yurtdışında ne gibi başarılar elde ettiniz?
Türkiye’de spor faaliyetleri fahri olarak yürütülür. Her dalda her sporcunun, antrenörün, hakemin iaşesini temin edeceği bir işi veya memuriyeti vardır. Ben de müsabık sporculuk dönemimde sıkı sarıldığım bu spora, antrenörlük ve hakemlik görevlerimde de bu ilgiyi devam ettirdim. 1980 sonrasında Federasyon İl Hakem Komitesi Üyeliği’ne, 1985’te Milli Takımlar Kamp Müdürlüğü’ne, 1986’da Merkez Hakem Komitesi Üyeligi’ne, 1990’da da Milli Takım Antrenörlüğüne getirildim. Bu görevlerim 1994 yılına kadar devam etti. Yani bir fedarasyonda olması gereken her kurulda aktif görev aldım. Milli takımı çalıştırdığım dönemlerde Türk taekwondoculari Dünya ikinciliği ve Avrupa şampiyonluğunu kazandılar ve korudular. Özellikle bayan taekwondo Milli Takımımızın dünya ikinciliğine ulaşması başarısında en önemli etken oldum.
Taekwondonun ihtiyaç duyduğunu hissetiğim anda tekrar göreve dönmek üzere kendi rızamla 1994 yılında bu görevi bıraktım.
► Taekwondo bildiğimiz kadarıyla Kore kaynaklı bir spor dalı. Kelime olarak taekwondo ne demek, diğer uzakdoğu spor dalları ile farkı nedir?
Evet taekwondo Kore kaynaklı bir spor dalıdır. Üç ana kelimeden oluşmuştur. Tae; ayak, dolayısı ile tekme elemektir. Kwon; el yani yumruk demektir. Do, ise ahlak ve yol anlamına gelir. Özetlersek taekwondo, el, ayak ve ahlakla yapılan bir savunma sanatıdır.
Teakwondoyu diğer uzakdoğu sporlarından ayıran en önemli özelliği, milletlerin karakteristik yapısında bulunan ahlaki değerlerin bu sporun adında (Do) yer almasıdır. Yani bu spor hangi ülkede yapılıyorsa o ülkenin ahlaki özelliklerini içerir. Taekwondo uluslararası nitelikte disipline edilmiş büyük organizasyonları olan en aktif Uzakdoğu sporudur. 1996 olimpiyatlarında son defa gösteri sporu olarak yarışmalara katılacak olan taekwondo, 2000 yılında da inşallah olimpikleşecektir.
► Taekwondonun ülkemize gelişi ve yayılması nasıl oldu?
Ülkemizde oldukça ilgi uyandıran taekwondonun gelişi 1967’lere uzanmaktadır. Adanalı spor adamı Dr. Şükrü GENÇEL’in çalışmaları sonucu Koreli General HWA 1967’de ülkemize gelerek büyük bir gösteri düzenledi ve Türk kamuoyu taekwondo ile tanıştı. Daha sonra 1968’de Koreli SO SE CHO Dünya Federasyonu tarafından Türkiye’ye antrenör olarak tayin edildi ve asıl yayılma bu şahsiyet tarafından gerçekleştirildi. 1978’den 1990 yılına kadar da yerli antrenörlerle bu spor yaygınlaştırılmıştır.
► Peki 1967’lerden günümüze baktığımızda ülkemizde taekwondonun durumu nasıl, ne gibi başarılar elde ettik.
1976’da fert olarak ilk Avrupa şampiyonunu Türkiye çıkardı. 1978’de bizim federasyon kapatıldı. 1981’de tekrar faaliyete başladı. 1983’de takım olarak Dünya 4.sü, 84’te Avrupa 3.sü, 1985’te de Dünya 3.sü olduk. 1986’da Avrupa 2,ligini, 87’de Dünya 2.liğini, 1988’de Avrupa Şampiyonluğunu, 1989’da Dünya 3.lüğünü elde ettik. 1990’da
Avrupa Şampiyonluğumuzu koruduk. 1991’de bayanlarda Dünya 2.si, erkeklerde Dünya 4.sü, 92’de Avrupa 2.si, 93’te Dünya 5.si, 1994’te de Avrupa 5.si olduk.
1992 den itibaren federasyonda istikrarın bozulması nedeni ile ciddi çalışmalar yapılamamıştır. Bu nedenle milli takıma eleman yetiştiren taban diye tanımladığımız bu sporun asıl sahipleri sıkıntıya düşmüş, bu yüzden de milli takımımız gün geçtikçe başarısını biraz daha kaybetmiştir. Fakat eminim ki bu geçici bir olaydır. Türkiye taekwondoda iyi bir hava yakalamıştır. Dürüst gayretli bir çalışma ile eski başarılarımıza ulaşacağımıza ben işin bir uzmanı olarak inanıyorum. Bunu sağlamak için de gerekli çalışmalara başlanılmak üzeredir.
^ Bu kadar başarıdan sonra sırada ne var. Yani şimdiki hedefiniz ne?
Önce şu hususu belirtmeliyim ki, hangi konuda olursa olsun başarılı olabilmek için inanmak lazım. Bir sporun başarıya ulaşmasının temelindeki en önemli etkenler; spor bilgisi, sporcuyu tanıma, inanma, inandırma yatmaktadır. Bunu da ehil olan insanlar grubu becerebilir. Buna halk dilinde ekip denmektedir. Her zaman ve her dönemde iyi hizmet ekibi bulunan spor dalları başarıya ulaşmıştır.
Bundan önce taekwondo’nun başarıya ulaşmasında rol almış fakat bu gün herhangi bir nedenle yalnız bırakılmış ilgili ve bilgili teknik elemanlar aynı heyecan, aynı ilgi ile taekwondodaki olumsuzlukların giderilmesini beklemektedir. Biz bu spora gönül vermiş insanlar olarak, bu sporun her kademesinde hizmet verdik, bundan sonra da veririz.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Taekwondo Hakem Birliği Başkanı olarak, başarıdan başarıya koşan Fatih Terim sorumluluğundaki Futbol Milli Takımımızı elde ettiği başarılardan dolayı tebrik ediyor, bu başarıların devamını diliyorum. Ve Dergimiz aracılığı ile de camiamızın değerli mensuplarına selam, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.