Makale

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!

DOÇ. DR. ALİ SARIKOYUNCU

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!


Ağustos, büyük ve şanlı tarihimizin, pek çok siyasî hadiseleri içinde zaferlerle dolu olan bir aydır. Bir çok büyük Türk zaferi, kat’i neticeli ve milletimiz için hayatî önemi haiz en az sekiz büyük savaşımız bu ayın sıcak günlerinde kazanılmıştır. En az diyoruz, çünkü sadece yılı değil, ayı ve günü de kesin olarak bilinen meydan muharebelerinden sekiz tanesi Ağustos tarihini taşır. Türk orduları, 26 Ağustos 1071’de Malazgirt, 27 Ağustos 1389’da Kosova, 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli, 23 Ağustos 1514’te Çaldıran, 24 Ağustos 1516’da Merci Dâbık, 29 Ağustos 1526’da Mohaç, 4 Ağustos 1578’te Vâdl’s-Seyl, 30 Ağustos 1922’de Başkumandanlık (Dumlupınar) meydan muharebelerini kazanmıştır. Bu listeye Kurtuluş Savaşında Büyük Taarruzun başlangıç tarihi olan 26 Ağustos 1922yi de ilave edebiliriz.
Bu büyük meydan muharebelerinden başka, Ağustos ayı daha bir çok Türk fetih ve zaferinin kaydedildiği günleri içine alır. Kars’ın fethinden (16 Ağustos 1064) Çanakkale Savaşlarının bir kısmına (Ağustos 1915), Otranto’nun fethinden (11 Ağustos 1480), Sakarya Savaşının başlarına (23 Ağustos - 13 Eylül 1921) kadar daha bir çok Türk zaferi Ağustos aylarının koynunda yatmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:
Navarin Zaferi (12 Ağustos 1499), Belgrad’ın zaptı (29 Ağustos 1521), Kıbrıs’ın fethi (1 Ağustos 1571), Sengotar Savaşı (1 Ağustos 1664), Salankemen Meydan Savaşı (19 Ağustos 1691), Pe-tervaradin Savaşı (5 Ağustos 1717), Anafartalar Zaferi (8-9 Ağustos 1915), 2. Anafartalar Zaferi (20 Ağustos 1915), Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos 1921).
İşte, hepsi de Ağustos ayı içinde yapılan bu savaşlar, kazanılan bu büyük zaferler yine Ağustos ayında Malazgirt Meydan Savaşı’ndan başlar; son büyük Başkumandanlık (Dumlupınar) Meydan Savaşı’nda biter. Bütün bunlar uzun Türk Tarihi içinde sadece dokuz asırlık bir geçmişin birer hamasât, yüksek başarı destanlarıdır. Her ayın bağrına çeşitli zaferler yazmış bulunan, fakat Ağustos ayında bunun şahikasına ulaşmış olan Türk Milleti, bunlarla haklı olarak öğünür. Bunlar arasında aynı tarihlere rastlayan ikisi ötekilerden daha derin manalar ifade etmektedir: Malazgirt ve Başkumandanlık (Dumlupınar) zaferleri. Birincisinde Türkiye Devleti’nin temeli atılmış ve Anadolu’nun Türklüğü tescil edilmiştir. İkincisinde ise, devlet yeniden kurulmuş ve vatan bütünlüğü ebediyyen parçalanmayacak şekilde sağlanmıştır.
Malazgirt Meydan Savaşı
(26 Ağustos 1071)
Malazgirt Savaşı yalnız Türk tarihinde değil, bütün dünya tarihinde de dönüm noktasını teşkil edecek mühim vak’alardan biridir. Türk tarihinde yeni bir devrin başlangıcı olan bu zafer, Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan (1063-1072) ile Doğu Roma (Bizans) imparatoru Romanos Diogenes (1068-1071) arasında cereyan etmiştir.
Yıl 1071. Aylardan Ağustos. İşte bu ayın 26’sında Diogenes’in ordusuyla Alparslan’ın ordusu Malazgirt ovasında karşı karşıya geldiler. Türk ordusu 55.000, Bizans ordusu ise 200.000 kadardı.
Alparslan savaştan birkaç gün önce Bizans ordusu hakkında keşif yapmak üzere bir süvari birliği görevlendirdi. Bu birlik General Biyenos emrindeki Bizans öncü kuvvetlerini müthiş bir bozguna uğrattı. Sultan, son olarak kumandanlarından Sav Tigin’i İmparator’a elçi gönderdi ve barış istedi. Romanos Diogenes barış teklifine karşı Türk elçisine;
- "Barışı Rey’de görüşeceğiz. Ordum İsfahan’da kışlayacak, hayvanlarım Hemedan’da sulanacaktır." şeklinde son derece kibirli, nezaketsiz bir cevap verdi. Bunun üzerine Sav Tigin:
• "Atlarınız elbette Hemadân’da kışlayacak, ama sizin nerede kışlayacağınızı ancak Allah bilir!" dedi ve geri döndü.
Sulh teklifinin reddedildiği haberi gelince; Alparslan, Allah’a dua etti. Bu arada iki rekat namaz kıldı. Askerleriyle helalleşti. Beyazlar giyindi atının kuyruğunu turaladı. Yayını, okunu bıraktı. Yalnız kılıcını, kalkanını aldı. Büyük Türk Sultanı, savaş için mübarek Cuma gününü seçmişti. Gün doğarken bütün komutanlarını ve birliklerini toplayıp onlara şu kısa konuşmayı yaptı:
"... Askerlerim! İşte atımın kuyruğunu bağladım. Bir er gibi savaşa gireceğim. Üzerimde sultanlık belirtisi hiç bir şey yoktur. Şehit olursam, üzerimdeki şu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır".
Sonra atından yere indi ve secdeye kapandıktan sonra ellerini göğe doğru açıp:
"Yarabbi! Azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah’ım, niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde yalan varsa beni kahret" diyerek askerlerinin başında hücuma geçti. Savaş çok çetin oldu ve sonunda Bizanslılar tam bir yenilgiye uğrarken, imparator Diogenes esir düştü.
İşte Türk ve islâm dünyası karşısındaki Hristiyan savletini böylece kıran ve bizlere bugün üzerinde yaşadığımız yurdumuzu açan büyük zafer budur. Türk ve islâm dünyası 26 Ağustos 1071 Cuma günü sabahı tekbirlerle hücuma geçen Alparslan’a ve askerlerine olan şükranlarını hiçbir zaman unutmayacaktır. Malazgirt Zaferi, Anadolu’nun kat’i olarak Türkleşmesinde ve islâmlaşmasında en mühim amil olmuştur. Yine bu büyük zaferdir ki, Türkleri on yıl gibi yakın bir zaman içinde tâ Marmara kıyılarına ve istanbul boğazına kadar getirmiştir.
’Başkumandanlık (Dumlupınar) Meydan Muharebesi
(26-30 Ağustos 1922)
Yıl 1922, aylardan yine Ağustos. Hem de 26’sı. Türk Milleti ölüm-kalım savaşı veriyor. Bu defa Türk ordusuna Mustafa Kemal Paşa komuta ediyor. Düşman ise, 15 Mayıs 1919’da güzel İzmir’imize ayak basan Yunanlılar. Türk askeri vatan topraklarını düşman istilasından kurtarmak için 26 Ağustos sabahı Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle harekete geçti, iki ordu Dumlupınar’da karşılaştı. Savaş 30 Ağustos’ta, silah, cephane ve insan gücü yönünden daha fazla olan Yunan askerinin mağlubiyetiyle sonuçlandı. Bu arada Yunan Başkomutanı Trikopis de esir alındı.
Bu zafer, Avrupa’nın Hasta Adam dediği bir Türk Devleti’ni bile hiç kimsenin yıkmaya gücünün yetmeyeceğini, onu ancak, yine kendi içerisinden yetişen taze bir filizin yeşererek onaracağını, Türk’ün _ istiklâl ve hürriyetinin nesillerden nesillere, kendi kurduğu bir devletten diğerine devredilip gideceğini ispatlamıştır.
Bu zafer dünya tarihi bakımından da önemlidir. Zira o tarihlerde Türk’ün kendi gayreti dışında, Yunanlıları Anadolu’dan çekip götürecek hiç bir kuvvet yoktu. Onların Anadolu’da kalmaları da, bölgede savaş halinin ve huzursuzluğunun sürüp gitmesi demekti. Bu bakımdan 30 Ağustos Zaferi Anadolu’ya, dolayısıyla bütün milletlere bu bölgede sulh ve sükun getirmiştir. Bu arada medeni âlemin, hür âlemin güvendiği bir Dost Devletin doğmasına imkân vermiştir.
26 Ağustos 1071’de Türk Milleti Alparslan’ın idaresinde Malazgirt’te kendisine yeni bir Anayurt’un kapılarını açmış, tarihin seyrini değiştirmişti. 30 Ağustos 1922’de de yine aynı millet, Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğündeki taarruzu ile, yeniden benliğine kavuşmuştur. Dolayısıyla Türk ve Dünya tarihlerinin akışına, bir defa daha istikamet verilmiştir.
Hemen bir hususu da işaret edelim. 30 Ağustos Zaferi, başka bir ifadeyle Kurtuluş Savaşı ordu-millet olarak kazanılmıştır. Bunu belirli ve küçük bir zümre yapmamıştır. Milli Mücadele, Türk Milleti’nin tüm fertlerinin eseridir. Zaferi çoluğuyla çocuğuyla, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla bütün bir millet kazanmıştır. Kadınlarımız cephelere mermi taşımış, çocuklarımız vuruşmalara katılmış, başta Müftülerimiz olmak üzere tüm hocalarımız vazifeye koşmuşlardır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Çeteler, Erzurum, Sivas Kongreleri, gönüllüler derken millet kudretli bir liderin etrafında top-lanıvermiştir. Ordu yokken meydana getirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Antlaşması (30 Ekim 1918) hükümleri uyarınca ordularımız dağıtılmıştı. Silahlarımız da toplatılmıştı.
Düşmanla vuruşmak için maddi yönden Türk Milleti çok zayıf bir durumdaydı. Fakat bu milletin kalpleri birdi, iman ve ülküsü aynıydı. "Ya istiklâl ya Ölüm" parolasıyla dile getirilen bu inanç, kudretini Kuvay-ı Milliye Ruhu’ndan alıyordu. Bu ruhun kaynağı ihtişamlı bir tarihti. Bilhassa bin yıllık bir İslâm-Türk medeniyeti ve bu medeniyetin esaslarından olan yüksek bir iman, ahlâk ve vatanseverlikti. Bu rûh ile, tarihin en büyük ordu-milleti yeni kahramanlık destanları yazdı. Kısaca maneviyat karşısında maddiyat bozguna uğradı. Türk halkı, ölüm-kalım savaşından engin imanıyla çıkmıştı. Milli Şairimiz Mehmet Akif, bu ruh ve imanı şöyle dile getirmektedir:

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın, bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ
Canı, cânânı, bütün varımı alsında Hudâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;
Bu ezanlar-ki şehadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.
Başka bir şairimiz de şöyle haykırıyordu:
Şu kopan fırtına Türk ordusudur. Yarabbi!
Senin uğrunda ölen ordu budur. Yarabbi!
Tâ ki yükselsin ezanlarla meyyed nâmın
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.

Maddenin herşeye kadir olduğunu zanneden Avrupa yanılmıştı. Yunanlıların yaptığı tahkimat için, "Türkler bunu altı ayda ele geçirebilirlerse, iftihar edebilirler" diyen İngiliz Başvekili Loyd Corc, hücuma geçtikten altı saat sonra Türklerin burasını aldığını duyunca, oturduğu koltuktan düşmüştü.
Milli Mücadele yalnız Yunanlılara karşı değil; işgalci, istilâcı, emperyalist bütün Batı dünyasına karşı kazanılmıştır. Onun temelinde, Türk’ün imanı, inancı, istiklâl aşkı, hür yaşama azmi bulunmaktadır.
Malazgirt Zaferinin 922., Otuz Ağustos Zaferinin de 71. yıldönümünde şehitlerimizin aziz hatırasını saygıyla anarız. Bu büyük bayramlar milletimize kutlu olsun. Tabi diğer zaferlerimiz de.

Kaynaklar:
- Erol Güngör, Tarihte Türkler, İst. 1988.
- Türk Kültürü, Sayı: 58.118.