Makale

İSTİKBALİN ÜMİDİ GENÇLİK

İSTİKBALİN ÜMİDİ GENÇLİK
KEMAL CENGJZ


Gençlik, insan neslinin fizikî yapı ve fikrî özellikleri bakımından bir seciyye simetriği şeklinde devamı demektir. Esasen, yaşamak durumunda olan her canlının istikbali, bugünkü gençliğinin gürbüzlüğüne bağlıdır. Konuşan, düşünen, fikir üreten tek varlık olan insanın kültürel şahsiyetinin devamı da buna bağlıdır.
Tarihin en eski milletlerinden biri olarak biliyoruz ki, milletlerin bekâ ruhu ve düşüncelerin ideal aşısı gençliktir. İnsanlığın duygusunu ve dünyasını canlı bir heyet hâlinde yaşanan gerçekler olarak hayata geçiren, gençlik kadar gerçekçi bir devamı olamaz. Taşlara, mermerlere kazınan ve kitaplara yazılan düşünceler de bu gençliğin kafasında hayat bulacaktır. Bilim ve sanatın pratiğe geçişi demek olan medeniyetin, millet hayatındaki devamlılığı da gençliğinin onu algılayış biçimine bağlıdır.
Tabiattaki tüm canlılar gibi milletler de hayatlarını genlik çekirdeğinin tazeliğiyle sürdürürler. Geleceğin umut ışıkları gençlerin gözlerinde parıldar. Toplumun hayata açılan tomurcukları, güzel meyvelerin bereket çiçekleri onlardır. Geleceğin mutluluk tohumları onların kafalarında çim tutar ve uzun yılların yetiştiremediği yeni fikirler onların kafalarında yeşerir. Hayata sığdıramayıp bir düş olarak bıraktığımız düşünceler onlarda gerçekleşir.
Gençliğini gürleştireme-yen milletler, gövdesi artık taze filizler yetiştiremeyen ağaçlara benzer; odunlaşan gövdesiyle artık gelişme arzusu bitmiş, hayat hırsı tükenmiş, kurumak onların kaçamayacakları kaderleri olmuştur. Bugün onların toprak altından çıkardığımız fosilleşmiş medeniyetleri hazin bir hâtıra olarak gözlerimizin önündedir. Tarihten günümüze kültür ve medeniyeti ile ayakta kalabilen milletler ise bu mirası, gençlikten geleceğe yenileyerek yaşamışlardır. Asırlık çınarları andıran görkemli gövdeleri, her dönemde yeniden tazelenen gençliği ile gelişmiştir. Gençliğine özünden bir şeyler veremeyen milletler, can suyunu doruklarına ulaştıramadığı için tepelerinden kurumaya başlamış köhne ağaçlara benzerler; verecekleri bir şey kalmamış, mücâdele azimleri bitmiş, umutları sönmüş, yıkılmak ve yok olmak için günlerini sayan bitkin bir bekleyiş içindedirler. Yeniden hayata dönecek mecalleri yoktur.
Milletler, varlık davasındaki bekâsını imanı ve irfanı gür gençliği ile sürdürürler. Milli bünyenin en taze uzviyetini teşkil eden gençlik, fi-lizleşen fikirleriyle gelecek demektir. Yaz gelince açılan yeşil yapraklar gibi hayatımıza canlı rengi veren onlardır. Düşüncelerimizi harekete geçirecek olan güç onların nabızlarında atar, yeni fikirler gençlerin dimağlarından fışkırır.
Milletlerin geleceğe üzerlerinden geçeceği nesil köprüsü gençliğidir. Dünü ve bugünüyle millet varlığı yarınlara onlarla yürüyecektir. Bu nedenle, milletlerin kültür ve medeniyet yolunu kesmek isteyenlerin, ele geçirip yıkmak istedikleri ilk hedefleri gençlik olmuştur. Gençliği elde tutmak, geleceğe sahip olmak demektir. Çünkü, medeniyet yolunda alınan mesafenin duraklamadan devamı, aynı inanç ve ideali sürdürecek gençliğin yetişmesiyle mümkündür. Milletini seven, iman ve ideal sahibi, şuurlu bir gençliğin fikir ve ruh birliğinden doğacak birlik ile elde edilecek gelecek ne kadar aydınlık ise; memleket meselelerine ilgisiz, kendine yabancı, düşman düşüncelerin oyuncağı olmuş "şaşkın" bir gençliğin tutumuna terk edilen memleketin geleceği de o kadar karanlık demektir. Bu sebebledir ki, yeni fikir çığırları açmak ve mefkureler meydana getirmek isteyenler genç nesile hitâb ettikleri gibi; cemiyetleri içinden çökertmek gayesini güdenler de, ele geçirilmesi gerekli olan kütle olarak doğrudan doğruya gençliği seçmişlerdir.
Unutmamak gerekir ki, bugünün gençliği, yarının yetişkin geleceğidir. Bugün milli mesuliyetin temsilcisi durumunda olanlar, dünün gençleri olduklarına göre, yarının meselelerini yüklenecek olanlar da, bugünün gençleri olacaktır. Bu bakımdan diyebiliriz ki, bir memleketin geleceği hakkında kesinliğe yakın bir hükme varmak için, yalnız gençliğinin fikir yapısına ve yetişme tarzına bakmak yeterlidir (1).
Dün cihanı dize getirmiş olan Osmanlı, omuzlarında yükseldiği Yeniçerinin çürüyüşüyle çöktü. Bugün biz de, fizik ve fikir gücüne güvendiğimiz, "Türk istikbâlinin evlâdı" gençliği, iman ve ideal adamı olarak yetiştiremezsek, "kökü mazide olan âtiyi" temsil etmesi gereken bu umut filizlerini kendi ihmâlimizle kurutuyoruz demektir.
Geçmişin gerçeklerine ışık tutarak, meçhul geleceğin seyrine sinyal fikirler veren tarihe ibretle bakmayanların aynı akıbete gafletle düştükleri bir gerçektir.
Netice itibariyle, geleceğe ümitle bakabilmek, geçmişten aldığımız derslerle bugünü iyi değerlendirebilmemize bağlıdır. Gençliğimize bu düşüncelerle baktığımızda, gördüğümüz manzara maalesef o kadar da ümit verici değildir. Sönmekle yanmak arasında çekişen ateş gibi, dumanlı düşüncelerle ideolojik kargaşa ve ahlâkî bunalım içindeki gençliğimize rahat nefes aldırmak için,onu iman ikliminin huzur atmosferine çekmek ve çıkarmak mecburiyetindeyiz. Ülkenin istikbâline kendini adamış idealist gençlik ancak bu iklimde yetişecektir.
Aksi takdirde, eyyamcı gençlikle birlikte, geleceğe ait parlak ümitlerimiz de sönüp gidecektir. Milletlerin mutlu yarınları demek olan bu umut filizlerini birer iman ve ideal adamı olarak yaşatmak ve yeşertmek mecburiyetindeyiz.
Meseleye bu açıdan baktığımızda, geleceğin bugünü demek olan gençliğin önemi ve yarına hazırlamak için bugünden alınması gereken tedbirlerin gereği açıkça ortadadır. Memleket istikbâli için en büyük gaflet bunu görememektir. Kapatılması zor kayıplara yol açacak en büyük zarar budur.

1- Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri, I.Kafesoğlu, shf.200.
2- Safahat, 495.