Makale

ÇOCUĞUN AİLEDE DİNÎ EĞİTİMİ

ÇOCUĞUN AİLEDE
DİNÎ EĞİTİMİ

Hafsa Fidan

Pek çok ebeveyn, özellikle de çocukları ile babadan daha çok vakit geçiren anneler, çocuklarının küçük yaşlarından itibaren Allah hakkında sorduğu sorulara maruz kalmıştır. Çocuklar bazen Allah’ın var olup olmadığını, bazen O’nun kendilerini sevip sevmediğini sorarlar. Bu sorular karşısında azarlamak, ’sus bakayım, böyle sorular sorma, yoksa Allah seni cehennemde yakar’ benzeri sözler sarfetmek muhtemel cevaplarımız olabileceği gibi, çocuklarımızın anlayacağı bir dille onlara Allah’ı anlatmak da mümkündür. Tabi ki tercih edilmesi gereken, ikinci şıktır. Çocukların soyut düşünme melekeleri, büyük insan gibi gelişmiş olmadığı için, onlara Allah, melek, şeytan, ahiret gibi soyut kavramları anlatmak zor olacaktır şüphesiz ve elbette ki farklı bir dil, belki çocukça bir dil kullanmayı gerektirecektir.
Çocuğumuza aile içinde sağlayacağımız demokratik ortamın, onun kişiliğinin gelişmesindeki rolünü göz ardı etmemek gerekir. Çocuğun bireysel ve sosyal gelişimi için ebeveynlere çok iş düşmektedir. Bunun bilincinde olan ebeveyn, çocuklarının sorularını geçiştirmemenin, ya da azarlayarak geçiştirmemenin de öneminin farkındadır. Özellikle okul öncesi çocukluk döneminde pek çok çocuk, Allah’ı insan biçiminde tasavvur eder. Bu tasavvurda bizim de etkimiz vardır. Zira konuşmalarımız esnasında sık sık Allah’tan bahseder, onun bazı davranışlara kızacağını, bazı davranışlardan dolayı da cezalandıracağını, onun iyi olanları sevdiğini, kötü olanları sevmediğini vs. söyleriz. Bu ifadeler çocuğun zihninde, Allah’ın, adeta bir yan komşu gibi bir insan biçiminde algılamasına yol açar. Ancak az önce de kısaca temas ettiğimiz gibi bu çocuğun soyut düşünememesinden kaynaklanan geçici bir durumdur ve sevgiyle geçiştirilmelidir.
Çocuk Allah kavramı konusundaki ilk ve temel izlenimlerini şüphesiz anne-babasından alır. Bu ilk izlenimler daha sonra her ne kadar silikleşse de, kalıntıları tamamen yok edilemeyecek izlerdir. Bu sebeple Allah’ı, sürekli ceza veren, çocukları cehennem ateşinde yakan biri olarak anlatmanın, çocukta Allah sevgisi doğurmayacağının bilinmesi gerekir.
Bu konuyu bir örnekle açmak yerinde olacaktır. Bir gün, çocuk, annesine, Allah’ı değil de Peygamberi daha çok sevdiğini söyler. Annesi bunun nedenini sorunca da ’çünkü, peygamberin cehennemi yok, beni yakmaz’ diye yanıtlar. Rüzgar ekilen yerde fırtına biçileceğinin bilincinde olan bir anne, korkutarak değil sevdirerek çocuğuna Allah inancını aşılaması gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Bunun için çevremizde gördüğümüz her şey aslında bize yardımcı olacaktır. Mesela çocuğumuza ağacı, kuşları, böcekleri Allah’ın yarattığını, var ettiğini söylersek, bir süre sonra çocuğun da ’anneciğim ağaçtaki elmayı da Allah yarattı değil mi?’ dediğini duymaya başlayacağız. Böylece çocukta, Allah’ın yaratan olduğu fikri yavaş yavaş yerleşmeye başlayacaktır. Etrafımızda cereyan eden olayları da çocuğumuzun Allah’ı kavraması için bir anlatım vesilesi yapabiliriz. Mesela çocuklara bir hırsızlık olayı anlatıldığında, ona, Allah’ın başkalarının eşyalarını izinsiz alanları sevmeyeceğini söyleriz. Ya da çocuğumuz doğru, güzel bir işi başardığında, onu Allah’ın sevdiğini ve çok güzel bir bahçe olan cennete kabul edeceğini söyleriz. Böylece çocukta yavaş yavaş, iyi kötü, cennet ve cehennem ve tüm bunlarla ilgili olan Allah kavramı yerleşmeye başlar.
Çocukların hayal gücü geniş olduğu için, Allah’tan da farklı dua ile taleplerde bulundukları görülmüştür. Kimi çukulata vermesini isterken, kimi oyuncak araba, bisiklet, vs. ister. Bunları çocuğumuza kızarak geçiştirmemeliyiz. Ancak ona istediklerini elde etmek için, önce kendisinin çalışarak onları hak etmesi gerektiğini, sonra da Allah’a dua ederek yardım talep etmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Ayrıca daha başka duaları da yanına katarak, çocuğumuzun dua etmeye alışmasını sağlayabiliriz. Tüm bunlar bir tarafa, en iyi eğiticinin bizim davranışlarımız olacağını da unutmamalıyız.
Çocuklara soyut kavramları anlaması için, somut pek çok şey yardımcı olacaktır aslında. Bu sebeple, mesela çocukları camiye götürmek, gezdirmek, onda dini duygunun gelişmesine, çocuğun dini duyguyu bizzat yaşayarak hissetmesine yardımcı olacaktır. Çocukların dini eğitiminde, dil dökerek bir şeyleri anlatmaktan çok çocuğun güzeli tecrübe etmesine imkân tanınmalıdır. Duvarımızda asılı hat yazılı bir ayet, bir dua, dinletilecek huşu veren bir ezan sesi onda dinî duygunun gelişimini sağlayacaktır. Çocuklar sese karşı çok duyarlıdırlar. Bu sebeple belki de daha doğar doğmaz adını ezanla işleriz çocuğumuzun yüreğine. Bununla, bir kimlik, bir aidiyet duygusunu daha doğduğunda aşılamış oluruz bebeğimize.
Unutmamak gerekir ki ’ekmekten sonra eğitim bir milletin en önemli ihtiyacıdır.’ Bu sebeple hem davranışlarımızla örnek olarak, hem de aile içinde eğitimle çocuklarımızı diğer alanlarda yetiştirdiğimiz gibi dindar bireyler olarak da yetiştirmek bizim elimizde.