Makale

TOPLUM BARIŞI VE İSLAM

Halit GÜLER/ Başkan Yardımcısı

TOPLUM BARIŞI VE İSLAM

Toplum barışına, daha fazla ihtiyaç duyulacak bir dünyaya doğru hızla ilerliyoruz. Bu kötü gidisi yavaşlatacak veya durduracak milletlerarası tarafsız ve objektif bir güce de henüz sahip değiliz. Birleşmiş Milletler ve Nato, şimdiye kadar vuku bulan siyasi olaylarda ve askeri hareketlerde barısın devamı konusunda maalesef başarılı olamadılar. Dünya barısını tehdit eden güçleri caydırıcı bir varlık gösteremediler.
Bunun en son örneği Bos- na-Hersek’te cereyan eden ve binlerce masum insanın ölümüne sebep olan savaştır.
Nüfusları hızla artan toplumların, yasadıkları topraklar arasındaki mesafe, gittikçe kısalmaktadır. Ses duvarını aşan ulaşım vasıtaları, gelişme hızı devam eden haberleşme ve iletişim araçları, dünyamızı iyice küçültmektedir.
Çöller, dağlar ve ovalar, binlerce canlıyı besleyen kara parçaları, sayısız canlıyı derinliklerinde gizleyen okyanuslar, hatta gökyüzü ve gezegenler, dünyanın herhangi bir yerinde yasayan bir insan için sır olmaktan çıkmakta, tabiatta insan ayağının basmadığı, ilim ve tekniğin ulaşamadığı yer, hemen hemen kalmamaktadır. Karada ve denizde araştırmalarını tamamlayan bilginler, dikkatlerini fezaya çevirmişlerdir. Fezadaki araştırmalar, hızla devam etmektedir.
İlim ve teknik sayesinde dünyamız o kadar küçüldü ki; dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen sevindirici veya üzücü bir olay, başka yerlerde yaşayan insanlara anında duyurulmakta, o insanlar da sanki hadisenin vuku bulduğu mahalde yaşıyorlarmış gibi, olayın tesiri altında kalmaktadırlar. Son savaş Dünya coğrafyasının çok küçük bir parçası sayılan Körfez bölgesinde cereyan etti, ama, sanki bütün dünya savaş alanıymış gibi milletlere heyecanlı dakikalar ve korkulu anlar yaşattı. Bosna-Hersek’teki müslüman katliamı, bütün dünyayı tedirgin etti.
Şehirleri harabeye çeviren depremler, bir yanardağdan fışkıran lavlar, evleri alıp götüren sel felaketleri, köyleri ve kasabaları yok eden toprak kaymaları, ağaçları söken, çatıları uçuran, otomobilleri deviren kasırgalar, ulaşım kazaları ve terör olayları yüzlerce, binlerce canlıyı ölüme götürmekte ve olay mahallinin dışında ve uzağında bulunan insanlar da hadisenin dehşetine kapılarak ister istemez tedirgin olmaktadırlar.
Görülüyor ki, insanı huzursuz edecek veya rahatlatacak bir olay, anında medya tafarın- dan, insan dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, kendisine duyurulmaktadır. İsterse Everest Dağı’nın zirvesine çıksın, isterse Büyük Sahra Çölü’nde dolaşsın, isterse okyanusların derinliklerine insin, netice değişmiyor. insanın artık dünyadaki gelişmelerden, yükseliş ve çöküşlerden, sevinç ve tasalardan habersiz yasaması mümkün değildir.
Toplum barışını tehlikeye sokan siyasi anlaşmazlıklar, insan hakları ihlalleri, sınır ve toprak kavgaları, etnik çekişmeler, sanayi atıkları, hava kirliliği, çevrenin tahribatı, nükleer atıklar ve ekonomik çıkarlar... gibi yalnızca maddi problemler değildir. Aynı şekilde yayılma istidatı gösteren içki, kumar gibi günahlar, eroin ve esrar gibi kötü alışkanlıklar, seks ve terör gibi felaketler, aids ve kanser gibi hastalıklar da toplum barışını tehdit eden manevi problemlerdir.
Başta alkol, kumar, esrar, eroin ve fuhuş olmak üzere benzerki kötülüklerle ve bunların sinema, tiyatro ve basında yer alan büyüleyici reklamlarıyla dejenere olmuş, beyni sulanmış, yüzü sararmış, sağlığı bozulmuş, aklı karışmış, sinirleri yıpranmış, ticari düzeni karışmış ve aile hayatı yıkılmış insanların, dünya nüfusu içinde sayıları arttıkça, toplum barışı daha da çok tehlikeye girecektir. Bu günahlar şehirleri yaşanmaz, ormanları gezilmez, denizleri yüzülmez, meydanları dolaşılmaz ve ömrü çekilmez hale getirecektir.
Bu kötü gidiş, gelecekte dünyanın ne hale geleceğini açık seçik gösteriyor. İnsanlık, ister istemez bu kötülüklerden kurtulmak ve dünyayı yeniden huzurla yaşanır hale getirmek için çaba arayacaktır.
Dünya, keşke bu çareyi bu kadar kötülüklere, felaketlere maruz kalmadan ve daha fazla kayba uğramadan, ahlaki değerlerini kaybetmeden ve insani faziletlerini yitirmeden düşüne- bilse...
Bu gün düşünmese bile bir gün mutlaka düşünecek. Bu çareyi bugün bulmasa bile birgün mutlaka bulmak zorunda kalacak. Çünkü dünyanın böyle yaşaması ve ilelebet bu kötülükleri ve felaketleri sırtında tasıma- sı mümkün değildir. Geçmiş tarih buna şahittir.
Dünyayı, problem ve sıkıntılardan kurtarmanın tek çaresi, şimdi de gelecekte de İslam’dır. Bu korkunç gidişatı durduracak ve ahlak dejenerasyonunu önleyecek, çeşitli hastalıklarla muzdarip hale gelmiş insanlığı tedavi edecek reçete; İslam’dadır.
İslam, problemlere tek taraflı değil, çok taraflı bakar, olayları sübjektif değil, objektif değerlendirir, insanları siyah- beyaz, güzel-çirkin, zengin-fakir, yerli-yabancı diye ayırmaz. Her türlü muamelenin adil ve her türlü paylaşımın eşit şekilde yapılmasını sağlar. Tedbir alırken de, teşvik ederken de, ceza verirken de insaf ve merhameti elden bırakmaz.
O halde su soruyu sormanın tam zamanı:
Toplum barısında İslam’ın rolü nedir ve ne olmalıdır?
Bu soruya sağlıklı cevap ve rebilmek için önce İslam’ın ne olduğunu anlamak ve dünya meselelerine nasıl baktığını kısaca tetkik etmek gerekir.
“İslam, ilahi bir dinin ve ilahi bir sistemin adıdır.”
“İslam dini, hayatı tamamen mazbut olan Hz. Muhammed Aleyhisselamın, Allah katından tebliğ ve kendi hayatında tatbik eylediği ahkamdan ibarettir. Bu din, Kur’an’da İslam kelimesiyle hülasa ve tespit edilmiş, İslam ona has alem olmuştur. Allah katında gerçek din yalnız İslam’dır. Ondan başka bir din arayan zarar ve ziyandadır.
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed’in tebliğ eylediği bu dine, İslam adını veren Müslümanların kendileri değil,
Kur’an’dır, Allah-ü Tealadır.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de mealen söyle buyrulur:
“Allah katında din, şüphesiz İslamiyet’tir..”2
Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyrulur:
“Kim İslam’dan başka din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, Ahirette ziyan edenlerden olacaktır.”3
İnsanlar arasında birlik beraberlik ve kardeşlik ruhunun ve dolayısıyla toplumda barışın ve insani değerlerin yerleşmesi İslami esaslardan doğan neticelerdendir.
Allah’ın varlığına ve birliğine imandan hasıl olan birlik ve barış, her türlü birlikten daha kuvvetli, her türlü kardeşlikten daha samimi, her türlü teşebbüsten daha dengeli ve her türlü barıştan daha istikrarlı olur.
Barış ruhunun kaynağı, ibadettir. Allah sevgisinin, hak duygusunun ve barış ruhunun kaynağı olan namaz, bu ibadetlerin en başında gelir.
Unutmamak lazımdır ki, Allah’a ibadet etmekle, insanların iyiliğine çalışmak birbirine bağlıdır. Allah’a ibadet etmeyen insanlara iyilik yapmaz. Allah’a ibadet ettiği halde insanlara iyilik yapmayanın ibadeti eksik veya maksadından uzak demektir.
Kur’an-ı Kerim’e göre hakiki müslüman; hem Allah ile, hem de insanlarla tam bir barış içinde yaşayan kimse demektir. Toplum barısı, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmakla, İslam’a içtenlikle yönelmekle mümkün olur.
“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de o, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi o kurtarmıştı. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.4
Müslümanlık nazarında her insan, Allah’ın kuludur ve hepsi aynı tabii haklara sahiptir.
Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim, bu düğümü de şöyle çözer:
“Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah katında en değerli olanınız, O’ndan en çok kor- kanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir ve her şeyden haberdardır.”5
Toplum barışı denince, İslam tarihindeki su iki önemli olay hemen akla geliyor:
Birisi; Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicreti, diğeri de; Arafat’ta yüz binlerce müslümana irad buyurduğu Veda Hutbesi.
Bu iki olay iyi tetkik ve tahlil edildiği zaman, toplum barısının sağlanması konusunda insanlığa önemli mesajların verildiği görülecektir. Yeryüzü, tarihte çok büyük olaylara sahne olmuştur. Hicret ve Veda Hutbesi de yeryüzünde şimdiye kadar cereyan eden fevkalade olaylardandır. Bu olaylar içerisinde insanlığın saadetini, dünyanın yükselmesini gaye edinen düşünceler dikkat çekecek ağırlıkta yalnız Hicrette ve yalnız Veda Hutbesinde bulunmaktadır.
Peygamber Efendimiz, Hicretten sonra Medine’de su müesesselerin temelini atmıştır:
1- Cami, yani Allah’a ibadet ve itaat.
2- Mekteb, yani ilim ve hikmet.
3- Kardeşlik ve sevgi.
4- Yardımlaşma ve dayanışma.
Veda Hutbesinde de su önemli konular işlenmiştir.
1- Can ve mal güvenliği sağlanmış.
2- Eski kötülüklere dönmeme kararı alınmış.
3- Faizin her çeşidi yasaklanmış.
4- Kan davası gütmek kötülenmiş.
5- insan hakları teminat altına alınmış.
Toplum barısının en sağlam garantisi olan İslam’ın özünü, yukardaki esaslarda toplamak ve aramak mümkündür.
İslam’ın değişmez hedefi; toplumu barış içinde ve kardeşçe yaşatmaktır. Bunu temin edecek esaslar da Hicret ile Veda Hutbesi’nde yer alan esaslarda mevcuttur. Onları günün şartlarına ve ihtiyaçlarına göre ortaya çıkarmak tarafsız ilim adamlarına düşmektedir.

(1) İslam, A. Hamdi Akseki, Ifran Yayınevi 1966 İstanbul. Sayfa; XI
(2) Al-i imran Suresi, ayet; 19.
(3) Al-i imran Suresi, ayet; 103.
(4) Al-i İmran Suresi, ayet; 85.
(5) Hucurat Suresi, ayet; 13.