Makale

ÖRNEK AİLE REİSİ OLARAK HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)

DR. DURAK PUSMAZ / Haseki Eğitim Merkezi Müdürü

ÖRNEK AİLE REİSİ OLARAK HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)

Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz bütün ahlâkî güzellikleri kendisinde toplamıştı. Onun için Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de onun hakkında: “Muhakkak ki sen büyük bir ahlak üzeresin."1’ buyurmuş ve onu bütün insanlara örnek olarak göstermiştir: "Muhakkak Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’ın rahmetini ve ahiret nimetini arzulayanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir numune vardır."2
Peygamber Efendimiz her hususta olduğu gibi, toplumun temelini teşkil eden aile hayatı bakımından da bütün insanlar için en güzel model, yüce bir örnektir. Aile hayatı ile ilgili konularda da onda en güzel numune -i imtisal, en güzel örnek davranışlar vardır. Onun aile hayatına baktığımız zaman bunu bütün açıklığı ve güzelliği ile görürüz.

Örnek Aile Reisi

Sevgili Peygamberimiz örnek aile reisi idi. Hanımlarına ve çocuklarına karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirirdi, Onun evi örnek bir evdi, hanesinde her zaman burcu burcu saadet kokardı. Aile fertlerine karşı gayet şefkatli ve merhametli idi. Nitekim Hz. Peygamber’e Medine hayatı boyunca on sene hizmet etme şerefine nail olan ve bu sebeple onun aile hayatını en iyi bilenlerden biri olan Enes b. Mâlik (r.a.) der ki: "Aile fertlerine karşı Hz. Muhammed’den daha şefkatlisini görmedim."3

Örnek Koca

Peygamber Efendimiz kadınlara güzel davranılmasını emrederdi. Bir hadisi şeriflerinde: “Sizin en hayırlı olanınız, kadınlarınıza karşı en hayırlı olanınızdır.” buyurmuştur."
Peygamber Efendimiz çeşitli vesilelerle, kadınların sırça gibi hassas olduklarını, incitilmemeleri gerektiğini belirtirdi. Efendimizin Enceşe isminde siyâhî bir kölesi vardı. Sesi güzeldi. Develeri güderken türkü söyleyince develer hızlanır, hevdeçteki hanımlar rahatsız olurdu. Kâinatın efendisi Enceşe’ye: “Ey Enceşe! Develeri yavaşlat, zira sırçaları kıracaksın.”5 buyurmuştur. Sırçalardan kasıt hevdeçteki hanımlardı.
Sevgili Peygamberimiz hanımlarına karşı gayet güzel ve nazik davranırdı. Ümmetine de böyle olmalarını emrederdi. Bir hadis-i şeriflerinde: “Hayrukum hayrukum li ehlihî ve ene hayrukum li ehlî: Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı sizin en hayırlı olanınızım." buyurmuştur.6
Peygamber Efendimizin hanımları hep kendisine destek olur, üzerindeki maddi ve manevi ağır yükü hafifletmeye çalışırlardı. Nitekim Peygamber Efen- dimiz’e ilk inanan ve onu tasdik eden, eşi Hz. Hatice validemiz olmuştur. Böy- lece İslam tarihinde Hz. Muhammed’in peygamberliğini tasdik eden ilk müslüman ve ilk İslam kadını olma şerefine kavuşmuştur. Bir insana davasında ilk inanan kimsenin eşi olması fevkalade önem arzeder. Hz. Hatice validemiz Peygamber Efendimize ilk inanan kadın olmakla kalmamış, İslam’a davette her zaman Peygamber Efendimize maddi ve manevi destek olmuş ve yardımda bulunmuş, Peygamber Efendimiz’e, nübüvvet emaneti geldikten sonra, müşriklerin eza ve cefalarına birlikte göğüs germişlerdir. Hz. Hatice validemizin bu yardım ve desteği ölünceye kadar devam etmiştir. Bu yüzden onun ölümü, Peygamber Efendimizi ve müslümanları çok üzmüştür.
Peygamber Efendimiz, eşi Hz. Hatice validemizle evlendiğinde yirmibeş yaşında idi. Hz. Hatice validemiz de kırk yaşında dul bir kadındı. Efendimiz’in Hz. Hatice validemizle olan evlilikleri yirmi beş sene sürmüş, bu evliliklerinde gayet mutlu ve huzurlu bir hayat geçirmiş, ümmetine en güzel şekilde örnek olmuştur. Hz. Hatice validemiz öldükten sora da hep onu iyilikle anar, hayırla ya- deder ve: “O, kadınların en hayırlısıdır.” derdi. Hz. Aişe validemiz de onu kıskanırdı. Hatta bir defasında Efendimiz (s.a.s.) onu anınca, Hz. Aişe validemiz dayanamamış, atılarak:
“-O, tarihe karışmış yaşlı bir kadın değil midir? Allah onun yerine sana daha hayırlısını verdi.” demişti. Hz. Aişe validemiz bununla kendisini kasdediyor- du. Hz. Peygamber (s.a.s.), bu sözden dolayı kızmış ve Hz. Aişe validemize hitaben:
“-Hayır, Allah’a yemin ederim ki, Allah ondan daha hayırlısını bana vermemiştir. İnsanlar bana inanmadıkları zaman o inandı, insanlar beni yalanladıkları zaman o beni tasdik etti, insanlar beni yardımsız bıraktıkları zaman o bana yardım etti. Allah hanımlarım içerisinde çocuklarımı bana ondan verdi.” buyurmuştur.
Hz. Aişe validemiz demiştir ki:”Artık bundan sonra onu hiç kötülükle anmadım.”7
Ailenin huzur ve saadeti bakımından eşlerin, birbirlerinin yakınlarına karşı iyilik ve ikramda bulunması da son derece önemlidir. Peygamber Efendimiz bu hususa riayet ederdi. Efendimiz, Hz. Hatice validemizin akrabalarını gördüğü zaman hemen ayağa kalkar, onları karşılar ve yanına oturturdu. Eline mal geçtiği zaman onlara hediyeler gönderirdi. Hatta Hz. Hatice’nin arkadaşlarını bile gözetirdi. Nitekim Hz. Aişe validemizden şöyle rivayet edilmiştin “Efendimiz bir koyun kestiği zaman, ’bunun etinden Hatice’nin arkadaşlarına da gönderiniz’ buyurmuştur.8
Böylece Peygamber Efendimiz, Allah’ın rahmetine kavuşmuş, eski eşine karşı vefa ve sadakatin en güzel örneklerini ortaya koymuştur.
Resûlüllah’ın Mekke’de müşriklere karşı vermiş olduğu mücadelede Allah’tan sonra iki büyük destekçisi vardı. Biri amcası Ebû Talib, diğeri de eşi Hz. Hatice validemizdi. İkisi de nübüvvetin onuncu yılında kısa aralıklarla vefat etmişlerdir. Önce Ebû Talib, ondan üç gün sonra da Hz. Hatice validemiz vefat etmiş, bu iki büyük acı hem Resûlullah’ı hem de ashabını büyük üzüntüye sevk etmişti.

Hz. Aişe Validemiz

Peygamber Efendimiz hep ashabının içerisinde idi. Onlarla iç içe yaşıyordu. Saraylar içerisinde, onlardan ayrı bir hayat yaşamıyordu. Kendisine ulaşılması güç değildi. Her isteyen her zaman onunla rahatlıkla görüşebilirdi. Hayatının her safhası ashabının içerisinde cereyan ediyordu. Onun için Efendimizin hayatının bütün safhası en ince tereferruatına kadar tesbit edilmiştir. Ashab akşama kadar Efendimiz’in aile hayatı ile ilgili sorular soruyorlardı. Yine bir defa Hz. Aişe validemiz’e: “Resûlüllah’ın evdeki durumu nasıl idi?" diye sorduklarında şöyle cevap vermişti:
“Resûlullah (s.a.s.) evinde insanların en yumuşağı ve en iyisi idi. Çok tebessüm eden ve çok gülen bir insandı,"9
Hz. Aişe validemiz zaman zaman benzer sorulara muhatap olmuştur. Bir defa yine kendisine aynı şey sorulunca şöyle cevap vermiştin “Rasûlullah (s.a.s.) elbisesini diker, ayakkabısını yamar, erkeklerin evde yapacağı her işi yapardı."10
“Ev işlerini yapardı. En çok yaptığı şey dikilecek şeyleri dikmekti.”" Demek ki, Peygamber Efendimiz evde gayet yumuşak, nazik ve çok mütebessim idi. Ümmetini de güler yüzlü olmaya teşvik eder ve: “İnnellâhe teâlâ yuhıbbü’s-seh- le’t-talka: Şüphesiz ki Allah’ü teâlâ mülayim huylu ve güler yüzlü kimseyi sever.”’2 buyururdu. Aynı zamanda ev işlerine yardımcı oluyordu. Hz.Hatice validemiz ona:
“-Yâ Ebe’l-Kâsım! Yorulma, evde iş görecek kimsemiz var” dedikçe o, sevgili zevcesinin bu iltifatından memnun kalır ve ona:
“-Yâ Hatice! derdi, bu dünyada dört şeyden hiç mi, amma hiç hoşlanmam; onlardan Allah’ıma sığınırım: Korkaklık, cimrilik, tembellik bir de pislik.”13
Peygamber Efendimiz, sevgili eşi Hz. Aişe validemizin hal ve hareketlerini gayet dikkatle takip eder, hoşnut olup olmadığı anları anlardı. Nitekim Hz. Aişe (r.a.) dan şöyle rivayet edilmiştin Resûlullah (s.a.s.) bana:
“-Ben senin bana kızdığın ve benden razı olduğun zamanları biliyorum.” buyurdu. Ben:
“-Bunu nereden anlıyorsun?” diye sordum.
“-Benden razı olunca bana: “Hayır, Muhammed’in Rabbine yemin olsun” diyorsun. Bana öfkeli olunca: "Hayır, İbrahim’in Rabbine yemin olsun” diyorsun.” dedi. Ben:
“-Doğru, ey Allah’ın Resûlü, ben sadece senin adını terkederim." dedim.’14
Öyle anlaşılıyor ki karı-koca arasında vuku bulan dargınlık ve kırgınlıklar Resûlullah ile hanımı Hz. Aişe arasında da .nadiren de olsa oluyordu. Ancak Hz. Aişe validemizin Resûlullah’a olan dargınlık ve kırgınlığı sadece isminde kalmakta, kalbindeki ona karşı olan asıl sevgiye sirayet etmemektedir. Hz. Aişe validemiz bu hususu: “Ben sadece senin adını terkederim." sözüyle pek güzel ifade etmiştir.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Aişe validemizi çok sever ve buyururdu ki:"Aişe- nin diğer kadınlara karşı fazileti, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.’”15
Mısır Fatihi ve Arab’ın dâhilerinden olan Amr b.As Hudeybiye Sulhu’ndan sonra müslüman olmuştu. Resûlullah (s.a.s.) onun askerî ve siyâsî kabiliyetlerini gördüğü için, hicretin sekizinci senesinde vuku bulan Mûte Gazvesi’nden sonra, Zâty’z-selâsil Gazvesi’ne, içlerinde Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Ebû Ubeyde gibi ashabın ileri gelenlerinin de bulunduğu askerlerin başında komutan olarak göndermişti. Amr b. As böyle büyük sahâbî- lerin de bulunduğu bir gazvede komutan olarak görevlendirilmesi ve muzaffer olarak geri Medine’ye dönmesine çok sevinmişti. Resûlullah (s.a.s.)’in yanındaki değerini öğrenmek istiyordu. Amr b. As hadiseyi şöyle anlatıyor: Gazveden dönünce Peygamberimizin yanına gelerek:
"-Ya Resûlellâh! Sizce insanların en sevgilisi kim?" dedim. Resûlullah:
"-Aişe." diye’cevap verdi. Ben:
"-Erkeklerden kim?" dedim, Efendimiz:
"-Aişe’nin babası." dedi.
“-Sonra kim?” diye sordum. Allah Resûlü:
“-Ömer" buyurdu. Sonra birtakım kimselerin adlarını saydı, beni en sonunda zikreder endişesiyle sustum."16
Bu olayda, konumuz olan aile hayatı bakımından iki şeye dikkat çekmek istiyoruz:Birincisi Peygamber Efendimizin eşi Hz. Aişe’yi çok sevmesi ve sevdiğini açıkça söylemesidir. Demek ki eşler birbirlerini çok sevmeli ve bu sevgilerini zaman zaman izhar etmelidir.
İkinci olarak Peygamber Efendimiz Hz. Ebû Bekir’i sevdiğini söylüyor. Bunu söylerken "Ebû Bekir’i demiyor, Aişe’nin babasını" diyor. Efendimizin böyle ifade etmesinin aile saadeti bakımından ayrı bir güzelliği, ayrı bir inceliği var.
Peygamber Efendimizle eşi Hz. Aişe validemiz arasında bazı incitici olayların olması gayet tabiidir. Bir defa Hz. Ebû Bekir böyle bir olaya şahit olmuş ve kızına müdahale etmek istemiş, fakat Peygamber Efendimiz buna mani olmuştur. O zamanlar küçük yaşta olan Numan b. Beşir, şahit olduğu bu olayı şöyle anlatıyor: Birgün Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a.) Peygamber Efendimizin yanına girmek için izin isterken, Aişe’nin Efendimize bağırdığını işitti ve içeri girince: "Re- sûlullah’a karşı nasıl bağırıyorsun?" diye ona tokat atmaya davrandıysada Peygamber Efendimiz bırakmadığı için oradan kızgın olarak çıktı. Ebû Bekir çıktıktan sonra Peygamber Efendimiz Aişe’ye: “Gördün mü ben seni babanın elinden nasıl kurtardım.” dedi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Ebû Bekir bir daha izin isteyip Peygamber Efendimizin yanına girdiğinde bu sefer Peygamber Efendimizle Aişe’nin barışmış olduklarını görerek sevindi ve onlara: "Beni nasıl kavganıza kattınızsa barışınıza da katınız" dedi. Resûlullah da “kattık kattık" buyurdu.’17
Peygamber Efendimiz aile içerisindeki meseleleri kimseyi incitmeden en güzel şekilde hallederdi. Buna, aşağıdaki misali zikredebiliriz. Hz. Aişe validemiz şöyle anlatıyor:
Birgün Resûlullah (s.a.s.) yanıma girdi. Ben ağlıyordum.
“-Niçin ağlıyorsun?" buyurdu. Ben de-.
“-Fatıma bana hakaret etti." dedim. Resûlullah kızı Fatıma’yı çağırdı ve:
“-Yâ Fatıma! Aişe’ye hakaret ettin mi?” buyurdu. Fatıma:
“-Evet yâ Resûlellah!" dedi.
Şimdi Resûlullah ne yapacaktı? Durum gayet nazikti. Bir tarafta ilk eşi Hz. Hatice validemizden dünyaya gelen ve annesini kaybettiği için hem baba ve hem de anne olarak büyüttüğü kızı, diğer tarafta ondan daha küçük yaşta olan hanımı. Resûlullah Fatıma’ya sordu:
“-Benim sevdiğim kimseyi sen de sevmez misin?" Fatıma:
"-Evet severim." dedi. Resûlullah:
“-Benim buğzettiğim kimseye sen de buğzetmez misin?" buyurdu. Hz. Fatima:
“-Evet ederim" dedi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz kızına asıl söylemek istediğini söyledi.
“-Öyle ise benAişe’yi seviyorum, sen de onu sev.” Hz. Fatıma:
“-Artık Aişe’yi incitecek hiçbir şey söylemiyeceğim.” dedi.’18
Efendimiz böylece hiç bir tarafı kırmadan meseleyi gayet tatlılıkla halletmişti.

Eşinin İsteğini Yerine Getirirdi

Hz. Aişe validemiz zeki bir kadındı. Peygamber Efendimizden neyi ne zaman isteyeceğini gayet iyi bilirdi. Resûlullah da onun isteklerini yerine getirirdi. O diyor ki: Birgün Resûlullah’ı gayet hoş ve neşeli bir halde görünce:
“-Yâ Resûlellah! Benim için dua et." dedim Resûlullah hemen:
“-Allah’ım Aişe’nin geçmiş ve gelecek, gizli ve açıktan işlemiş olduğu günahlarını bağışla."diye dua etti. Bu durum hoşuma gitti, güldüm, öyleki başım Resûlullah’ın kucağına düştü. Resûlullah:
“-Duam seni sevindiriyor mu?” buyurdu
“- Duanız beni niye sevindirmesin?” dedim. Bunun üzerine Resûlullah:
“-Vallahi bu dua her namazda ümmetim için yaptığım duadır.” buyurdu.”
Görüldüğü gibi Hz. Aişe validemiz, Peygamber Efendimiz’den dünyalık bir- şey istemiyor, kendisi için dua etmesini istiyor. Peygamber Efendimiz de Hz. Aişe validemiz için özel olarak dua ediyor, Fakat ümmetini de unutmadığını, her namazda ümmeti için de aynı duayı yaptığını söylüyor.

Ailesiyle Koşu

Peygamber Efendimizin, aile fertlerini hoşnut edip gönüllerini almak için onlarla koşu yaptığı olurdu. Hz. Aişe validemiz şöyle anlatıyor. “Bir sefer esnasında Resûlullah (s.a.s.) ile koşu yaptım ve onu geçtim. Aradan zaman geçince şişmanladım ve onunla bir koşu daha yaptık, bu sefer o beni geçti ve: “Bu, öncekinin karşılığıdır, yani ödeştik.” buyurdu.20

Davete Eşini de Götürürdü

Peygamber Efendimiz’den en çok hadis rivayet edenlerden biri olan Enes (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.s.)’in tranlı bir komşusu vardı, güzel et yemeği yapardı. Birgün Resûlullah için yemek hazırlayıp onu davet etmeye geldi. Resûlullah Aişe’yi göstererek: "Bu da benimle gelsin mi?" dedi. İran’lı gelmesi için Efendimize üç defa işaret etti. Efendimiz de her defasında: “Bu da benimle davetli mi?” buyurdu, iranlı üçüncüde: "Evet" dedi. Böylece Efendimiz eşiyle beraber İranlı’nın davetine icabet etti.

Kadının Dövülmesi

Bugün batıda ve doğuda İslam’a karşı çıkanların en çok üzerinde durdukları konulardan biri de İslam dininin kadının dövülmesine müsade ettiği meselesidir. Hiç şüphesiz islamı en iyi bilen ve en iyi uygulayan Hz.Peygamber (s.a.s ) dir. Biz Peygamber Efendimizin hayatına baktığımız zaman 38 yıllık âile hayatı döneminde ailelerinden hiçbirine, dövmek şöyle dursun, elini bile kaldırmadığını görürüz. Hz. Aişe validemizin haber verdiğine göre, Peygamber Efendimiz ne hanımlarına ne de hizmetçilerinden hiçbirine, bir fiske bile vurmamıştır.

Yemek Seçmezdi

Bazı ailelerde yemeğin zamanında yapılmaması veya erkeğin istediği şekilde olmaması huzursuzluk sebebi olur. Hz. Peygamberin hanesinde bunu görmüyoruz. Allah Rasûlü hiç bir zaman yemeği problem edinmemiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) mescidden sabahleyin eve gelir, yiyecek bir şey var mı, diye sorardı. Bazen evde yiyecek bir şey bulunmaz ve kendisine:”Yok ya Resûlellah!" diye cevap verilirdi. Resûlullah da “öyle ise ben oruçluyum” derdi.
Evde yiyecek bir şey olmadığından dolayı üzülmez, hanımlarına da kızmaz, aksine bunu oruç tutmak için fırsat kabul ederek, hemen oruç tutmaya niyet ederdi. Böylece hem Allah’ın rızasını kazanıyor ve hem de ashabına ve kıyamete kadar gelecek olan insanlara örnek oluyordu.
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan şöyle rivayet edilmiştir.”Resûlullah (s.a.s.) hiçbir zaman herhangi bir yemeğe kusur bulmazdı; iştah duyduğu bir yemekse yerdi, hoşuna gitmeyen bir yemekse yemezdi.
Ümmü Sa’d anlatıyoruz. Peygamber birgün Hz. Aişe’nin yanına geldi, ben de orada idim.
“-Yiyecek bir şey var mı?" buyurdu. Hz. Aişe:
“-Ekmek, hurma ve sirke var.” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
“-Sirke ne güzel bir katıktır. Yâ Rabbi sirkeyi mübarek kıl. Zira sirke benden önceki peygamberlerin de katığı idi. İçerisinde sirke olan ev fakir olmaz." buyurdu.
Peygamber Efendimiz sadece kendi hane-i saadetlerinde değil, misafir olarak bulunduğu yerlerde de yemek hususunda bulduğu ile iktifa eder, evde bulunan yemeğin en güzel yemek olduğunu söylerdi, ümmü Hânî (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber Mekke’nin fethi günü evime geldi ve:
“-Yiyecek bir şey var mı?" diye sordu.
“-Hayır, yâ Resûlellah, sadece kuru ekmek ile sirke var.” dedim.
“-Getir onu, içerisinde sirke bulunan ev katık bakımından fakir sayılmaz." buyurdu.26
Hanımlarına Sıkıntılarını Anlatırdı
Peygamber Efendimiz dertlerini, sıkıntılarını hanımlarına anlatırdı. Hanımları da hep kendisini desteklerlerdi. Buna iki misal vermek istiyoruz:
Peygamber Efendimize ilk vahiy Hira Mağarasında gelince, kalbi titreyerek eşi Hz.Hatice validemizin yanına dönüp:
“-Beni örtünüz, beni örtünüz.” buyurmuş, üzerindeki korku gidince Hz. Hatice’ye olanları anlatıp: "Kendimden korkuyorum.” demişti. Hz. Hatice validemiz aklının yüceliğini ve büyük bir kadın olduğunu göstererek, Resûlullah (s.a.s.)’e şöyle hitabetmiştir:
“-Sana müjdeler olsun. Hayır Allah’a yemin ederim ki o, seni asla mahcup etmeyecektir. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, doğru sözlüsün, işini görmekten aciz olanların yüklerini taşırsın, fakire yardım edersin, misafiri ağırlarsın ve hak yolunda musibete uğrayanlara yardımcı olursun.”2’
Böylece Hz. Hatice validemiz İslam tarihinde Hz. Muhammed’in peygamberliğini tasdik eden ilk müslüman ve ilk İslam kadını olma şerefine kavuşmuştur. Peygamber Efendimiz de İslâmî davette, ailesinin destek ve yardımına mazhar olmuştur.
Hicretin altıncı senesinde Peygamber Efendimiz ve ashabı, umre yapmak üzere Mekke’ye hareket etmişlerdi. Müşriklerin karşı koymaları üzerine Hudeybiye Musalahası yapılmıştı. Bu mu- salahanın şartları ashaba ağır gelmişti. Kurbanlarını keserek ihramdan çıkıp Medine’ye dönmeleri gerekiyordu. Resûlullah (s.a.s.) üç defa, kurbanlarını keserek ihramdan çıkmalarını söyledi. Ashab ağır aldılar. Resûlullah üzülmüştü, çadırına girdi, durumu eşi Ümmü Seleme validemize anlattı, Ümmü Seleme validemiz:
"-Yâ Resûlellah! Emrini bir daha tekrar etme, belki muhalefet ederler de mahvolurlar. Fakat sen onların gözü önünde kurbanını kes ve onlara bir şey söylemeden ihramdan çık. Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlayınca ister istemez, sana itaat ederler.” dedi.
Eşinin gösterdiği yol, Peygamber Efendimizin hoşuna gitti. Hemen çadırından çıkarak kurbanlarını kesmeye başladı. Onu gören ashabı da aynı şeyi yaptılar. Ümmü Seleme validemizin söylediği gerçekleşmiş, mesele tatlılıkla halledilmiş oldu.28
Bu konuda söylenecek olan söz, kısa bir makalenin hudutlarına sığmayacak kadar çok. Netice olarak diyebiliriz ki; Hz. Peygamber (s.a.s.) on dört asır önce hanımlarına karşı gayet güzel ve nazik davranışlarıyla mükemmel bir aile reisi olduğunu ortaya koymuştur.


1. Kalem Sûresi: 68/4.
2. Ahzab Sûresi-, 33/21.
3. Müslim, Fedâil, 63; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III,
112.
4. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 472.
5. Buharı, Edeb, 111-, müslim, Fedâil, 70-73.
6. ibn Mâce, Nikah, 50.
7. M. Ali es-Sâbûni, Şubûhat ve ebâtil teaddudi zev- câti’r-rasûl (SAS), Mekke, 1980, s. 36-37.
8. Müslim, Fedâilu’s-sahabe, 75.
9. ibn Sa’d, Tabakât, III, 365.
10. Ahmed b.hanbel, Müsned, VI,121,260; en-Nebhâni, el-fethu’l-kebir, II, 217.
11. en -Nebhâni, ei-Futhu’l- Kebir, II,223.
12. en-Nebhâni, el-Futhu’l-Kebir, I, 325.
13. A.Hİmmet Berki-Osman Keskioğlu, Hâtemül-Enbiya, 217.
14. Buhârî, Nikah, 108, Edeb, 63; Müslim, Fedailu’s-sahâbe, 90.
15. Müslim, Fedailu’s-sahâbe, 89.
16. Buhâri, Meğazi, 63; Müslim, Fedailu’s-sahâbe, 8.
17. Ebû Dâvud, Edeb, 84.
18. Muhammed Said Mubeyyid, Mevsûatü hayti’s-sahâbiyyât, Dâru’s-sakâfe 1990, s.538.
19. Muhammed Saı’d Mubeyyid, age, s.538.
20. Ebu Dâvud, Cihad, 60.
21. Muhammed Sâid Mübeyyid, ağe, s.537; İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, x ,494.
22. bk.Müslim, Fedail, 79.
23. bk.Müslim, Siyam,169.
24. Buhâri, Et’ıme, 21 ; Menakıb, 23; Müslim Eşribe, 187; Ebû Davud, Et’ıme, 14; Tirmizi, Birr, 84.
25. ibn Mâce, Et’ıme, 33.
26. Tirmizi, eş-şemâilü’n- Nebeviyya, s.219-220
27. Buhari, Bed’ül-vahy, 3;Müslim, İman, 252
28. bk. Buhâri, Şurût,i5

VEFAT


DR. DURAK PUSMAZ


BAŞSAĞLIĞI


İki Ünlü Hafız ve Okuyucumuz,
İSMAİL BİÇER VE YUSUF GEBZELİ’Yİ KAYBETTİK


• • Ülkemizin güzide hafız ve okuyucularından İsmail BİÇER ve Yusuf GEBZELİ’yi 26 Mart 1998 Perşembe günü elim bir trafik kazasında kaybettik. Kur’an ehli her iki hocamıza Cenab-ı Hak’tan geniş rahmet temenni ediyor-, aile efradına, yakınlarına, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.
Aynı kazada ağır yaralanan yine iki ünlü hafız ve mevlithan Amir ATEŞ ve Fevzi MISIR’a da acil şifalar, uzun hizmet yılları, sağlıklı ömürler niyaz ediyoruz.
Bir beklenmedik kazada milletimizin gözbebeği 4 güzide hafızımızı aynı arabada yakalayan ilahi kadere rızamız sonsuz olmakla beraber her gün, her saat can almaya devam eden trafik canavarının durdurulması için yetkili, yetkisiz, -özellikle- direksiyon başına geçen herkesi akl-ı selime ve insafa davet ediyoruz.
Elim kazada kaybettiğimiz merhum İsmail BİÇER, 1996 yılından bu yana Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Merkezl’nde Kur’an-ı Kerim (talim ve tashihi huruf) derslerini okutuyordu. Ondan öğrencilerine ve bizlere unutulmayacak hatıralar ve "Sadaka-i Cariye" hükmünde eser ve hizmetler kaldı. Ondan “Kıraat" ilminin inceliklerini, nüanslarını, özel tek-niklerini alan yetişkin ve ergin talebeleri, öğrendiklerini -şüphesiz- kendilerinden sonrakilere de öğretecekler ve merhum hocamızın amel defteri inşallah kapanmayacak; hatıraları nesilden-nesile intikal edecektir.
Merhum İsmail Biçer Hocamız, hayatı boyunca “Kur’an"ı sadece okumadı... Okudu, okuttu ve yaşadı... Malezya, Tunus, Pakistan, İran ve Libya’da yapılan “Beyne’l-İslam” Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışmalarında Türkiye’yi temsil etti. Uluslararası pek çok toplantının “Açılış” kıraatim okudu. Ülkemizin her yanından yapılan davetlere, konu “Kur’an"dır diye yetişmeye çalıştı. Kur’an-ı Kerim tilavetinde, hangi meclis ve toplantıda, nerelerin okunacağını bilmek, seçmek ve okumak, kıraat adabındandır. O, bir mecliste okuyacağı ayetleri önceden mutlaka talim eder, manası üzerinde düşünür, hatta bazan etrafına danışır, ondan sonra o meclise çıkardı. Onun okuyuşundaki hayatiyetin bir sırrı da bu olsa gerektir... Manaya ve sebeb-i kıraata vakıf olmadan güzel okumanın mümkün bulunamadığını sık- sık söylerdi.
Onun bir özelliği de, okuduğu Kur’an- dan maddi bir karşılık beklememesi idi. İmam-Hatib’i olduğu Beyazıd Camii’nde ve hocalık yaptığı Haseki Eğitim Merke- zi’nde resmi mesaisinin dışında, münfe- rid veya grup halinde gelen herkesle meşgul olur, onları okutmaktan; sorularına, ihtiyaçlarına yetişmekten kendisini alamazdı. Nöbetçi olduğu günler, görev yaptığı cami adeta bir “Kur’an Kursu" özelliği kazanırdı. Öğrencilerin “Hediye” tekiflerini ise “Hocamın bana vasiyeti var, Kur’an okutma karşılığında birşey almam" diyerek, reddederdi.
İsmail BİÇER bize, merhum Haşan AKKUŞ ve uzun ömür dilediğimiz Abdurrahman GÜRSES hocalarımızın hediyesidir. Merhum Akkuş, onu küçük yaşta Göynük’ten-istanbul’a getirmiş; genç Biçer ilk kıraat ve talimini ondan yapmıştır. 1969 yılında İstanbul İmam-Hatip Li- sesi’ni, 1976 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdikten sonra bir süre Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nde Müezzin-Kayyımlık yapmış; bilahare -askerlik dönüşü- Abdurrahman Gürses Ho- caefendi’ye “Halef olarak Beyazıd Camii İmam-Hatipliğine başlamıştır. Bu resmi halefiyet ona, Abdurrahman Gürses Hoca ile bütünleşme ve gerçekten bu Kıraat üstadının hakiki halefi olma şerefini kazandırdı. Abdurrahman Gürses İsmail Biçer’i eviadı gibi benimsedi; sadece derunundaki bilgi ve hünerleri vermekle kalmadı; taşıdığı bütün faziletleri; ilmin izzetini; Kur’an’la yaşamayı ve Kur’an ahlakını daha sağlığında ona devir ve emanet etti.
Cenazesi mahşeri bir kalabalıktı.
Onun ve merhum Gebzeli’nin ruhuna Türkiye’nin heryanında ve Kabe-i muazzamada okunan hatm-i şerifler bağışlandı.
Hayatlarında kıraat, tilavet ve temsil ettikleri Kur’an onlara ebediyen yoldaş ve şefaatçi olsun...
Yaralı / gazi üstadlanmız Amir ATEŞ ve Fevzi MISIR’a Cenab-ı Hak acil şifalar ve uzun hizmet yılları nasip etsin...