Makale

Ramazan, Oruç ve Güzellik

Ramazan, Oruç ve Güzellik

Prof. Dr. HAYRANİ ALTINTAŞ
Ankara Üniv. İlahiyat Fak. Öğr. Üyesi

Ramazan ile güzelliğin münasebetini anlamak için, güzel mefhumunu açıklamak icabetmektedir. Güzel nedir, eşya güzel olarak değerlendirilmiş olmak için hangi açılardan bu sıfatla nitelendirilebilir?
Güzellik, ilahi kitapların ve Kur’an-ı Kerim’in yüzyıllardır insana telkin ve tavsiye ettiği ve gözler önüne serdiği husustur.
Güzellik, varlığın her unsurunda, görülmeyi, hissedilmeyi ve akledilmeyi bekleyen muhteşem düzendir.
Güzellik, akılları ve gönülleri fethedecek ve fetheden ilahi sırdır.
Nihayet, güzellik, insan için insanda tezahür eden söz ve davranış ahengidir.
İşte biz, bu son tarifte ifadesini bulan güzellikten bahsedeceğiz. Bu manada, güzel nedir, açıklamak icabetmektedir.
Güzelle uğraşan bir ilim dalı vardır. Eskiler buna "bediyyet" veya "ilm-i bedayi" derlerdi. Şimdi bu ilme, Avrupa’dan ithal ettiğimiz bir kelime ile "estetik" diyoruz.
Buna göre biz, eşya veya insan hakkında, bazı değerlendirmelerde bulunuruz. Değerlendirdiğimiz varlığa, faydalı, iyi, güzel, hoş vs. deriz. Bu nitelikler, ucuzlukta bir ölçünün olduğuna işaret eder. Ölçü de, bir düzeni, bir tertibi ve bir ahengi ifade eder.
Bu anlamda, iyi olan güzeldir. İyi nitelendirmesi, ahlak ilminde güzelin karşılığıdır. Mamafih, bunlar birbirinin müteradifi olarak kullanılırlar.
Filozoflar, güzeli tarif ederken, yukarıdaki niteliklere, doğru ve hakikat sıfatlarını da ekleyerek:
"Güzel, iyi, faydalı, hoş, doğru ve hakikat olandır" derler.
Ahlâkî manada, hakikat veya doğruluk, fazilet ve iyi ile anlaşılır. Bu açıdan, en tabii güzellik, dürüstlük ve ahlâkî doğruluktur. Öyle ise, güzellik, fazilet ve iyi olandır.
Diğer taraftan, uyumlu ve güzel olan varlık, aynı zamanda, iyi bir varlıktır. Bu varlık harici bir varlık değil ruhi bir varlıktır. Zira, ruhla varlıkta, nisbet ve ahenk vardır; o da iyi ve ahlakî bir varlıktır.
Bu yüzden, iyi ve güzel bir ruha sahip olmak, insan mutluluğunun kaynağıdır.
Bu açıdan, güzel, iyi ve ahlakî olanın timsalidir.
Filozoflara göre, güzel mahsüsle ma’külün birleşmesidir. Her şeyin asli cevheri Allah’tır. Allah (C.C.) haddir, tamdır. Had ve tam olan şey güzeldir. Binaenaleyh, Allah’tan başka sanatkâr ve O’nun sanatından başka sanat yoktur. Sonsuz güzellik uluhiyettir.
Diğer taraftan, yüce Allah, güzel yaratan Allah’tır.
"Allah, yarattığı her şeyi güzel yaratan"dır. (Secde Suresi, 8. ayet) O, aynı zamanda, "En güzel yaratıcıdır:
"Fetebarekallahü ahsenü’l Ha- lıkîn (Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne uludur)" (Mü’minûn: 15)
Haşr Suresinin 24. ayeti bu hususu daha açık bir şekilde, yani güzeli güzelle tarif ederek tekrarlar.
"O, var eden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel adlar kendisinin olan Allah’tır."
Evet, güzel "Yaratan" ve "Güzel" olanın, yine "Güzel Adlara" sahip olmasından daha tabii bir şey olabilir mi? Elbette olamaz.
Kur’an-ı Kerim, her yönden güzel olan Allah’ın güzelliğini bildirdikten sonra, insanı kainattaki ve bizzat insanın kendindeki güzelliği görmesini ister. Kainattaki güzelliğe temaşa ettirmek için, insana, en yakından, bizzat kendisinden başlaması tavsiye edilir ve eser- müessir münasebeti vurgulanır.
"Size şekil vermiş ve şeklinizi de güzel yapmıştır" (Teğabûn:3)
Böylece, güzelde olması gereken tenasüb (uygunluk), düzen şekil güzelliği ve bu güzelliği yapanın güzelliği gösterilmek istenir.
Sonra, güzel yaratan’ın yaratışındaki güzellik, ulvilik (yücelik) ile daha da güzelleştirilir ve bu güzelliği tetkik edip görmesi, sonra da geçici güzelliklerden kurtulup esas ve sonsuz güzele yönelmesi lazım geldiği insana ima edilir:
"Yarattığı herşeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu bayağı bir suyun özünden yapan, sonra da onu şekillendirip Ruhundan üfleyen Allah’tır." (Secde: 7-9)
Yaratıcı’nın ruhundan birşeyler alan insan bununla yücelik kazanmış ve güzelleşmiştir. Yücelik güzelliktir. Öyle ise, insan iki defa güzeldir. Güzel Yaratan’ın eseri olması itibariyle güzel; bir de Allah’ın ruhundan kendisine üflenmiş ve bununla yücelmiş olmasıyla güzeldir.
Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın "güzel yaratan Allah" oluşu, bu defa dış dünya ile birlikte zikredilerek, insanın hem kendisinin güzel olduğu, hem de kendisini çevreleyenin güzel olduğu bir defa daha vurgulanır; güzelin güzelliğini kazanması veya koruması için nasıl güzel bir ortam vücuda getirildiği anlatılır:
"Sizin için yeri durak, göğü bina eden, size şekil veripte şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah’tır..."
(Mümin: 64)
Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’ın, "güzel yaratan", "yaratıcıların en güzeli" oluşunu "Yaratılışta Düzenin Bulunduğunu" belirterek ifadelendirir. (Furkan:2), (Rahman:?), (Mülk:3-4) ayetleri v.b. bu düzene işaret ederek onun ortaya çıkardığı güzelliği keşfetmek için insanı davet ederler. Esasen, bu güzellik modern ilimler sayesinde, günbegün keşfedilmekte, insanın bilgisine sunulmaktadır.
ALLAH ŞEKİL VEREN YARATICIDIR
Güzelde bulunması gerekli görülen, nizam, simetri ve uygunluk ve muayyen hudud, güzelin şeklini meydana getirirler. Bu üç unsur en güzel tarzda, insanda mevcuttur. Gerçekten insanda, kesik düz, dolayısıyla köşeli bir taraf yoktur. Zira yuvarlak ve yumuşak çizgi ve hareketler sevimlidir, insanın şeklinde de müşahade edilen, onun şeklini güzelleştiren bu yuvarlak ve yumuşak görünümdür. Kur’an bu hususu belirtip şöyle demektedir.
"Allah onu yaratıp şekil vermiştir." (Kıyamet: 38, Ala: 2, Sa’d: 72, Hicr: 28, Infitar: 7, Secde: 9, Kehf: 37)
Yüce Allah sadece insana şekil vermemiş, onu çevreleyen her şeye de güzel bir şekil vermiştir:
"Ey inkarcılar, sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve şekil vermiştir.
(Naziat: 27-28)
Allah’ın şekillendirmesi ve güzelleştirmesi her şeyi kaplamaktadır. Çünkü O, bir ayet-i kerimede "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır"
buyurmaktadır, işte bu rahmet, bizi tasallutu altına alıp kendi istekleri doğrultusunda ve ekseriyetle de kural dışı isteklere meylettiren nefse şamil olmuştur:
"Nefse ve onu şekillendirene, sonra ona iyilik ve kötülük kabiliyetini verene..." (Şems: 7-8)
Bu ayetlerin bildirdiği veçhile, yaratılış sanatındaki güzellik, gerçek manada bu güzeli yaratana yönelmekte ve mutlak güzelliğin sadece yüce Allah’a ait olduğu billurlaşmaktadır.
Bütün bunlar gösteriyor ki; insan güzel bir Yaratıcı nın, güzel bir eseridir. Ancak, yaratılışta en güzel bir şekilde yaratılan insan, bu güzelliğini nasıl muhafaza edecek veya hangi şekilde sözü edilen güzelliği nasıl kazanacaktır?
Vahiy, bu konuda, insana yardımcı olmaktadır. İlahi emir ve tavsiyeler manzumesi, bu konuda takibedilecek yolu, usülü veya yöntemi belirlemektedir. Fert, eşya ve cemiyet planında ele alınmıştır. İnsanın hissi akli dünyası birlikte değerlendirilerek, emir, yasak ve tavsiyeler ona göre indirilmiştir. Eksik hiç bir yön bırakılmamıştır.
Doğrudan doğruya Allah’a yönelik ibadetler ile ferdi ahlaki ve içtimai hayatını çerçeveleyen emirler, nefs ve maddeden mürekkep bir bütün olan insanın tabiatına uygun bir şekilde bildirilmiştir.
Ayrıca emirler, tavsiyeler ve yasaklar, ferdin aklına, ruhuna, iradesine, kalbine aynı zamanda hi- tabetmektedir.
İnsan, kendisine verilen en güzel şekli ve kapasitesini gerektiği şekilde kullanabilecek yeteneklerle donatılmıştır. Bunların başında akıl ve irade gelmektedir. Ayrıca, yardımcı olmak üzere ibadetlerle yükümlü kılınmıştır. Bu ibadetler, bilindiği gibi, namaz, oruç, hac ve zekattır.
İşte orucu ve Ramazan ayını bu yönde değerlendirmek lazımdır. Ramazan ayı ve oruç, insanda mevcut güzelliğin muhafazasına veya kazanılmasına yardım eden şu önemli ibadetlerden biridir:
İnsan, aklıyla kainatın yaratıcısına ibadet etmek zorunda olduğunu bilir. Ancak, akıl, birçok defalar doğruyu bulma konusunda engellenir. Böyle bir engelleme, ya dışardan gelen telkinler veya içten gelen insiyaklarla gerçekleşir. Böyle bir durumda, doğruyu gösteren ve uyarıcı görevini yapan vahiydir.
İnsan nisyan ile malüldür. (Unutma hastalığı vardır); bu yüzden, görevlerini sık sık unutmaktadır. İçgüdüleri hisleri, nefsinin tahakkümü onu doğru ve hakikat olandan uzaklaştırmaktadır. Bunlar, insanı, en geniş manada, bencilleştirmektedirler.
O zaman insan, bütün isteklerinin gerçekleşmesini, bazen lehinde, bazen de aleyhinde olan işlerini hep lehinde olmasını arzu etmektedir.
Bencillikte, güzel ve iyi sadece, ferdin kendinde vardır. Bundan dolayı, fertte, gurur, kibir, öfke gibi, kötü sıfatlar baş gösterir. Çekememezlik, kıskançlık, kin ve nefret insanda yer eder. Hatta, daha ileri giderek, davranışlarında ortaya çıkarlar ve zulüm, şiddet, haksızlık, intikam şeklinde vücud bulurlar.
Bütün bunlar, söz, davranış ve düşüncede, aklın, iradenin ve kalbin rol oynamadığının bildirisidir.
Böyle bir halde, şiddetli bir uyarıcıya, düşünceyi kaplayıp bir mütenebbi he ihtiyaç vardır. Allah Teala, orucu bu nitelikte mütelaa ederek bütün ümmetlere farz kılmıştır.
Elbette, oruç sadece Allah (c.c.) için yapılan ibadettir. Bütün bu söylediklerimizden önce, bir ibadet olarak gerçekleşmesi lazımdır. Fakat, bütün ibadetlerde, insanın iyileşmesi ve ahlaken güzelleşmesi murad edilmiştir. Bütün ahlaki emirler, insanın iyileşmesi ve dolayısıyla da mutlu olması için gönderilmiştir. Hem "iyi olma", hem de "mutlu olma" bir şuur halidir. Buna "mü’min şuuru" denir. Oruç böyle bir şuur halini kazandırmaktadır. Bu şuura sahip olan fert, iyi insandır. Bu şuur hali, mecburiyetlerini ve mesuliyetlerini bilme durumudur.
Görülüyor ki, mü’min şuuru, bilgi ile alakalıdır. Ferdin, kendisi, görevleri, cemiyet ve kainat hak- kındaki bilgiler, bu şuur halinin gerçekleşmesine yardım eder.
Oruç tutan bir kimsede, herşeyden önce, Allah’a (c.c.) ibadet etme şuuru vardır. Her an O’nun huzurunda bulunduğunu ve ister istemez O’nun kitaptaki emirlerini yerine getirip getirmediği, yasaklardan kaçınıp kaçınmadığı hususunda düşünür. Ramazan ayı öyle bir şuur halinin tahakkuk ettiği kutsal bir zamandır.
Allah Teala, Ramazan ayı ve bu ayda tutulan oruç ile, ferdin, ihtiraslarından, tutkularından, insiyaklarından, kin, öfke, kıskançlık, hased gibi kötülüklerden kurtulmasını temin etmektedir.
İnsan, ahlâkî güzelliği, iyilikler ve faziletlerle kazanmaktadır. Faziletler, ifrat ve tefrite varan davranışlar arasında orta hali gösteren fiiller demektir. Tıpkı, cimrilik ve müsriflik gibi iki aşırı ucun tam ortasında yer alan cömertliğin fazilet olması gibi. Kur’an-ı Kerim’de ifade buyurulan "Orta ümmet (ümmeten vasatan)" olma hali faziletlerle gerçekleşmektedir.
Mü’min kişi Ramazan ayında, her türlü bencil davranışlardan alışkanlıklardan uzaklaşmaktadır. Gereği gibi oruç tutma gayretiyle, en küçük bir hata, yanlış veya günahtan, yani kötü olandan uzak kalmaya çaba sarfetmektedir. Böylece, iyiliğe ve iyi olmaya yaklaşmaktadır. Bütün bir Ramazan boyunca yapılan her iyi davranış, sarfedilen her iyi ve güzel söz, kişinin kalbinde ve ruhunda, yeni bir hayatın izlerini şekillendirmektedir. Fert, Hz. Peygamber aleyhisselamın temsil ettiği zihniyeti kazanma yolunda ve onun şekillendirdiği "güzel ahlak" istikametinde, bir cehdin, bir gayretin ve bir çabanın içinde olunca, Yüce Yaratıcımız, Halik’-ı zülcelâl, buna karşılık vermektedir. Bu sebeple, gerçekten oruç tutan kimsede, orucun rengi, secdenin eseri dolayısıyla da güzel ahlakın vechi müşahade edilir. Böyle bir kimsenin şuurunda, her insan, her varlık, cemiyet ve millet layık olduğu yer ve değerdedir.
Ramazan ayı ve oruç, insanı, kendi özellikleriyle renklendirirler. Bu ay, yeni bir hayatın başlangıcıdır. İyiliği, doğru seyreden bir hayatın başlangıcıdır. Ruhen sükun bulma halinin ilk anlarıdır. Faaliyetler iyi ve güzel istikametinde yeni bir yön kazanmışlardır. Hatta, değerler bile değişikliğe uğramış olabilir. Ruh, huzur bulmuş, sükunet avdet etmiş ve rahat olma hali gerçekleşmiştir. Kalb, iyi ve güzeli yaşamaktan dolayı mutmain vaziyettedir. Endişe, tereddüt ve kaygılardan uzak olan kalb, artık, huzur, huşu ve zevk içindedir. Çünkü, her kötü davranışın kalbde, üzüntü ve acı hali meydana getirmesi gibi, aksi bir şekilde, her güzel söz ve her iyi davranış da kalbde sevinç ve neşe halini ortaya çıkarır. Her an iyi hareketler içinde olan oruçlunun yüzünde, bu sevinç, neşe ve sevgi halini görmek mümkündür.
Böyle bir durumda, "en güzel yaratıcı"nın güzel eseri, en güzel şekilde yaratılmış olan "insan" kainat aynasında boy gösterir. İnsan, gerçek hüviyetini bularak, yaratılışına uygun şekli kazanır.
İşte, Ramazan, böyle bir güzellik ayı, oruç da bu güzelliği temin eden ibadettir.