Makale

Gerçek Mutluluk

Gerçek Mutluluk

İBRAHİM DEĞİRMENCİ
Narlıdere Müftüsü

Mutluluk deyince akla devamlı olmayan çok kısa süreli sevinçler gelir. Mesela yarış yapan bir kimsenin yarışı kazanması, mal ve para isteyenin zengin olması, şans oyunlarından bir kimseye para çıkması, yüksek bir mevki ve makam sahibi olmak isteyenin muradına ermesi gibi geçici dünya arzuları bir gün gerçekleşse dahi bunlar insan için kalıcı mutluluklar değildir. İnsanı asıl mutlu eden ve sevinçleri sürekli kılan ruhî ve manevî değerlerdir. Eğer insanın sahip olduğu nimetler manevî yönünü aydınlatıyor, ruhuna huzur ve güven veriyorsa işte o zaman insan gerçek mutluluğa kavuşmuş demektir. Arzulanan böyle bir mutluluk ve sevinci kazanabilmek için insanın önce sağlam bir inanç ve imana sahip olması ve bu mutluluk kaynağının yüreğinde artarak devam etmesi lazımdır. Böyle gerçek ve ebedî bir sevinci sağlayan asıl nimet ise ALLAH ve Peygamber sevgisine sahip olmaktır. Mal, mülk ve dünya sevinçlerinin mutluluğu geçicidir. Kısa zamanda bitiverir.
İnsan belli bir gaye ve hizmet için yaratıldığı gibi hayvanlar da yine bir gaye ve hizmet için yaratılmışlardır. Mesela at, koşmak ve yük taşımak için yaratılmıştır. Bunları yapabildiği müddetçe at mutludur, sevinçlidir.
Kuş, uçmak ve ötmek için yaratılmıştır. Kuş uçtuğu müddetçe mutludur, işi yolundadır. At koşamaz, kuş uçamaz olursa o zaman mutsuzdur, perişan olmuş, işe yaramaz hale gelmiştir. İnsan da böyledir. İnsan niçin yaratılmışsa, ona bağlandığı ve o yolda yürüyüp çalıştığı sürece mutludur, sevinçlidir. Eğer insan bu yaradılış gayesi olan İlahî fermanın dışına çıkarsa aydınlık yoldan sapmış, karanlık yola düşmüş demektir. İnsanın yaradılış gayesinden ve kendisine gösterilen din yolundan çıkması onu şeytanî bir hayat sürmeye yönelteceğinden insan sonunda, tıpkı uçama- yan kuş, koşamayan at gibi bir gün işe yaramaz bir varlık haline gelir. İşte bunun için de insan ebedî hüsrana ve ALLAH’ın vereceği cezayı çekmeye müstehak olur. Cenabı Hak Kuran’ı Kerim’de yalnız malı ve dünyayı sevenleri şöyle uyarıyor: Ey Peygamberim! Söyle o insanlara ki onların ana babaları, karı kocaları, yakın akrabaların sevgisi, kazanılan mal ve mülkün sevgisi, yapılan ticaretin zararından korktuğunuz kadar Allah’dan korkmamanız, barındığınız konforlu evlere olan bağlılığınız ve sevginiz, Allah’dan, Peygam- ber’inden ve Allah yolunda harcamaktan daha sevgili ise, Allah’ın emri olan ölümü bekleyin. 0 çok yakında sizi yakalayacaktır. Allah din yolundan sapan günahkarları kurtuluşa erdirmez." (Tevbe Sûresi Ayet:24)
İnsan bu dünyaya yalnızca yemek, içmek, zevk-ü sefa sürmek için gelmemiştir. İnsanın asli vazifesi ALLAH’ını bilmek ve ölünceye kadar o yüce Mevla’ya kullak yapmaktır. İnsanın ebedî yurdu ahiret alemidir. Dünya hayatı ebedî aleme giden yolun bir durağıdır. Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) bu gerçeği şöyle açıklamışlardır: "Ben şu fani hayatta bir ağaç altında gölgelenmiş sonra oradan ayrılıp giden bir yolcu gibiyim" Cenab-ı Hak cümlemizi bu hak yolda giden ve cennetine kavuşan kullarından eylesin.