Makale

Erzurum'dan Ramazan Hatıraları

Geçmiş Zaman Olur ki

Erzurum’dan
Ramazan Hatıraları

Prof. Dr. Hüseyin ELMALI
Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Ramazan ayının genelde bütün Müslümanlar, özelde de ülkemiz insanları nezdinde çok saygın bir yeri vardır. Ancak bu saygının derecesi ülkeden ülkeye değiştiği gibi, bir ülke içerisinde yöreden yöreye göre de değişmektedir. Ülkemizde Ramazan ayına en çok özen gösteren yerlerden birisi -ve belki de en birincisi- hiç kuşkusuz Erzurum’dur. Ramazan ayını Erzurum’da ve diğer şehirlerimizde geçirme imkanı bulanlar bu farklılığı açıkça görmekte ve bunu Ramazana özel sohbetlerinde dile getirmektedirler. Bu vesileyle ben de bu yazımda, doğup büyüdüğüm ve tahsilimi yaptığım ve on yedi yıldan beri uzakta Ramazanı geçirdiğim, güzel şehrim Erzurum’un bu özelliğini ve güzelliğini okuyucularımla paylaşmak istedim.
Erzurumluların çok sevip değer verdiği ve "Alvarlı Efe’" diye andıkları Merhum Alvarlı Mehmed Efendi de Erzurum’u ve Erzurumluları anlattığı “Erzurum Destanı" adlı şiirinde yöre halkının bu özelliğini şöyle dile getirmektedir.

Ramazanda bir ali şan ederler
O şehr-i siyamı zişan ederler
Fakirler gönlünü gülşen ederler
Mevlaya emanet olsun Erzurum

Civanlar pirlere hürmet ederler
Duasın almağa gayret ederler
Ramazana güzel hürmet ederler
Mevlaya emanet olsun Erzurum.


Mehmed Efendi’nin de şiirinde açıkça ifade ettiği gibi, Ramazan ayı Erzurum ve Erzurumlular için bir başkadır. O ay, bir ibadet ayı olmasının yanında, bir şenlik ve neşe ayıdır da. Erzurumlunun neşesi, sevinci ta üç ayların başlamasıyla birlikte başlar. Ramazan yaklaştıkça tatlı bir heyecan kaplar Erzurumluları. Bu, Ramazan hazırlığı heyecanıdır. Çünkü, evlerde temizlik yapılacak, Ramazan için gerekli erzak alınacak, bu aya sıkıntı içerisinde girebilecek olan fakirlere yardım eli uzatılacak, evlerde okutulacak mukabele için hafız ayarlanacaktır.
Ramazana en az on gün kala evlerde temizlik hareketi başlar, evler baştan aşağı silinir, temizlenir, boyanır. Her taraf pırıl pırıl olur. Sanki evler de bütün kir ve pisliklerden tevbe ederek girer Ramazan ayına. Evin reisi Ramazan ayının kumanyasını almak için, hanımdan talimat alır. Zira evin hanımı Ramazan yaklaştıkça tedirgin olur. Hazırlıklar tamamlanmadan bırakmaz beyinin yakasını, sıkıştırır onu.
Çare yok artık bir an önce “Kuru Kapan” denilen gıda çarşısına gidilecek, Ramazan için dut, aşma, incir, ceviz içi, pestil, erişte vb. yiyecekler alınacaktır.
Genelde Ramazandan bir gün önce hatime başlanacağından, evin hanımı konu komşuya haber salar. Hafız gelmeden, hatim dinleyecek hanımlar, başlarına ipek namaz örtülerini örtmüş, ihramlarına bürünmüş ve güzel kokular sürünmüş olarak hatim okunacak eve gelir, hafızı beklemeye başlarlar. Bu arada aralarında bir sohbet açılır, tatlı bir fiskos başlar. Tabii sohbetin konusu yine oruç ve Ramazandır. Bazen bunun dışına çıkıldığı da olur. Genellikle sohbetler sahura nasıl kalkıldığından, neler pişirildiğinden, kendisine kıyılmayıp da sahura kaldırılmayan küçük çocuğun son anda uykudan uyanıp “Beni niye seslemediniz?” diye nasıl ağladığından bahsedilir. Birden bire bir öksürük sesi duyulur. Bu hatim okumak için geldiği eve yaklaşmakta olan hafızın öksürüğüdür. Boğaz temizleme tarzındaki bu yapmacık öksürüğün anlamı, hanımlara, “toparlanın, hafız geliyor" demektir. Hemen hanımlar parolayı anlar “Hafız efendi geldi” diyerek toparlanırlar. Ehramlarını başlarına alırlar, Kur’an’larını açarlar. Hafız Efendi içeri girer, sessizce selam vererek, odanın üst başında kendisine ayrılan mindere diz çöker. “Tamam mıyız? Başka gelecek var mı?” diye sorup, “tamam” cevabını alınca başlar okumaya. Biraz sonra başka bir evde de hatim okuyacağından biraz acele eder, hızlı okur. Kur’an okumayı iyi bilenler bu duruma alışık olduklarından, hafızı hiç kaçırmadan takip ederler; ancak okuması zayıf olanlar, bazen onu izleyemez, hangi ayeti okuduğunu kaybederler. Bu durumda yapabilecekleri tek şey, sayfa sonundaki ayette hafızı bekleyip, onu orada yakalamaktır. Esasen bu durumun farkında olan hafız efendi de, sayfa sonuna geldiğinde ses tonunu değiştirip okuma hızını biraz keser, ayetin sonunu iyice uzatarak sayfanın bittiğini ima eder, yeni sayfaya biraz daha yüksek sesle ve değişik bir ses tonuyla başlar. Böylece sayfa ortala- rında-halkın tabiriyle- hafızın izini (okuduğu yeri) kaybedenler onu sayfa başında yakalamış olmanın heyecanını taşırlar. Hanımlar bazen hafızın hızlı okuduğundan şikayet ederlerse de, özellikle ezberden Kur’an dinleyenler, bu durumdan memnuniyetlerini: “yok hanım bizim hafız bir cüzü 20 dakikada ohir, filanların hafızı 15 dakikada ohir- miş.." diyerek dile getirirler. Hatm-i şerif bu şekilde Ramazanın sonuna kadar devam eder. Arefe günü hatim duası yapılır.
Evlerde durum bu iken, tabii camilerde daha başka olur. Erzurumlu erkekler de bu ayda ibadete daha çok vakit ayırırlar. Namazlarını daha fazla cemaatla kılmaya özen gösterirler. Hatta Erzurumlu bazı memur ve işçiler daha rahat oruç tutabilmek ve camilerdeki dinf faaliyetlere daha fazla katılabilmek için, yıllık izinlerini Ramazan ayında almaya çalışırlar. Camilerde vakit namazlarından önce ve sonra, güzel sesli hafızlar tarafından okunan mukabeleleri can-u gönülden dinlerler. Ekserisi Kur’an okuma bilen halkın çoğunluğu hatimleri Kur’an’dan takib eder. Dinleyiciler, hiç olmazsa yılda bir defa hatmedilsin diye evlerinden kendi Kur’an-ı Kerimlerini getirirler. Hatmi onun üzerinde takib ederler. Böylece hem Kur’an-ı Kerimleri baştan sona bir defa daha okunmuş olur, hem de kendileri okuyuşlarını kuvvetlendirmiş olurlar. Hatim esnasında mihrabta Kur’an okuyan hafızın etrafında geniş bir halka oluşturulur. Hafız hata yapınca "cık, cık” sesleriyle onu uyarırlar. Kur’an-ı Kerim’i okuma bilmeyenler de camide uygun bir yere yaslanıp, okunan Kur’an-ı Kerim’i huşu içinde dinlerler. Dinleyicileri izlerler. Bu arada Kur’an-ı Kerim’in o tatlı nağmesiyle, bir ninni gibi istemeden kendisini uykuya kaptıranlar da eksik olmaz. Bu kişiler farkına varılınca yanındakiler tarafından anında uyarılırlar. Bu durumda uyuyanlar, hem uyarana teşekkür, hem de uyuduğundan dolayı duydukları mahcubiyetlerini başlarını sallayarak veya kaş-göz işaretleriyle ifade ederler. Lala Paşa Camii imamları, Yusuf Hoca, Hırtızlı Hafız, Gürcü Kapı Camii İmamı Nazif Hoca, Caferiy- ye Camii İmamı Mehmet Gürgür Hoca vb. gibi meşhur Kurra hafızların mukabelesini dinlemeye ayrı bir önem verirlerdi. Özellikle Lala Paşa Camii’nde alaturka saatla saat on- birde yani iftara bir saat kala tanınmış hafızlarca okunan ve yörede on bir hatimi diye bilinen, hatm-i şerifi dinlemenin ayrı bir önemi vardı. Bu ara yine Alvarlı Efe’nin dediği gibi:
Vaazları kürsileri bezetmiş
Candan geçmiş Emrullahi gözetmiş
Allah için sohbetini uzatmış
Mevlaya emanet olsun Erzurum.
Erzurum’da Ramazan ayında vaaz ve nasihatlarda da büyük bir artış olur. Normal zamanlarda vaaz yapılmayan camilerde vaazlar başlar. Bazı camilerin vakfiyelerinde Ra- mazan’da vaaz verilmesi ve vaaza ödenecek para da yazılıdır. Mütevelli heyetleri buna çok dikkat ederler. Tabii vaaz denince akla Lala Paşa Camii gelir. Çünkü orada Erzurum’un en meşhurları, halkın deyimiyle “en böyük, en derin hocaları” vaaz verirler. Bu sebeple çevre köylerden Erzurum’a özel olarak Lala Paşa vaazını dinlemek için gelenler olduğu gibi şehirde yapacağı işlerini vaaz saatine göre ayarlayanlar da çoktur. Kış aylarında akşam oturmalarında bu vaazların kritiği yapılır. Eski vaazlar yad edilir. Eski alimlerden bahsedilir. Uzun yıllar Lala Paşa Camii Kürsüsii’nden verdikleri vaazlarla halkı aydınlatan Erzurum Eski Müftüsü Solakzade Sadık Efendi, Sakıb Efendi, Müderris Hacı Faruk Efendi, kendisine has şivesiyle kürsüde dobra dobra konuşan Horasan Müftüsü Sıd- dık Taşkesenli Hoca Efendi, vaazları genelde fıkıh ağırlıklı olan ve hocalar arasında "ezi- zim" diye anılan rahmetli Osman Bektaş Hoca Efendi ve İhmal Camii İmamı gibi Erzurumluların gönüllerinde taht kurmuş, onlara kendilerini kabul ettirmiş büyük zatların vaazlarında bulunmuş’ olanlar, onlardan duyduklarını anlatırken, gençler ve bu imkanı yakalayamamış olanlar onları merakla dinlerler. Hele biri “ben bu meseleyi Solakza- de’den duydum" deyince kimse ona itiraz edemez. Hayatta olan hocalardan, vaazlarında Arapça ve Farsça şiirler, edebi nükteler önemli yer tutan, ezbere (kitaba bakmadan) vaaz etmesiyle halkın dikkatini çeken Eski Çat Müftüsü Halis Emek Hoca Efendi ve son günlerde bölücü terör örgütüne karşı duyulan infial esnasında yaptığı etkili konuşmasıyla Güzel Erzurumumuzda kardeş kanının dökülmesine mani olup ve büyük bir felaketin önlenmesine sebep olan ve bir anda Tür- kiyemizde de adı duyulan Nairn Gölleroğlu hocamızın da Erzurum vaizleri arasında önemli bir yeri vardır. Genelde Cuma günleri, Ramazanda da ikindi namazından sonra Zeynel Camii’nde vaaz veren Nairn Hoca’nın Erzurum şivesiyle vaaz etmesi, kendisine has üslubu, jest ve mimikleri, kürsüde yaptığı diğer hareketleri ve espirileriyle, halk seviyesinde ve onların anlayacağı dilde yaptığı sohbetleriyle “ola Müslüman, ellem kullem yok!”, "ola vallah doğri söylirem", "Müslüman dikkat et hikmet konişirem" gibi kendine has cümleleriyle Erzurumlular arasında özel bir yeri vardır. Cemaat onun vaazlarından ayrı bir zevk duyar, neşelenir. Vaaz verdiği camide iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık bir cemaat olur, ta üniversite’den Zeynel Camii’ne vaaz dinlemeye gelen hocalar bile olurdu. Hoca efendi, Şeyhi Alvarlı Efe’den naklettiği beyitlerle, yer yer yaptığı espiriler, evliya menkıbeleri ve nüktelerle süslediği vaazlarıyla cemaatına hoşça vakit geçirtir, hem güldürür, hem ağlatır, hem düşündürürdü. İnsan onun vaazlarında vaktin nasıl geçtiğini bilemezdi.
Şu andaki Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri Yılmaz da gençlik yıllarında, vaazlarıyla Erzurum’da ün yapmış, ta o yıllarda kendisini Erzurumlulara kabul ettirmiş âlimlerimizdendir. O’nun, o yıllarda Caferiye Camii’nde yaptığı ateşli vaazlarını dinleyen Erzurumlular, kendisinin hocası Sakıb Efen- di’nin yerini dolduracağını ve gelecekte önemli mevkilere geleceğini tahmin ediyorlardı ki, zaman onların bu tahminlerinde yanılmadıklarını gösterdi.
Erzurumlular, vaizlerin, sözlerini taraf tutmadan, lafları ağızlarında eğip bükmeden, Nairn Hoca’nın ifadesiyle "ellem kullem etmeden” söylemesini beklerler. Kürsüde yeri geldiğinde celallenip bağıran hocayı severler, ’’adam kürsiyi kıracak" derler. Hocaya hak verdiklerinde "kitabın ortasından konişir" derler. Kürsüde konuşan hocaya itiraz etmezler. Bunu hiç hoş karşılamazlar. Hoca kitaptan konuştuğu müddetçe, kendilerine hakaret etse bile ses çıkarmazlar. Bu durumu bilen hoca efendiler de zaman zaman sert çıkışlarında kendilerini mazur göstermek için: "Ben demirem, kitap diyir!” diyerek, halkın deyimiyle “kafadan atmadıklarına" kitaptan konuştuklarına dikkat çekerler. Dışarıda tenkit edenler olursa onlara da “sus ola hoca doğri konişir” diyerek müdahele eder ve konuyu kapatmak isterler. Hocaların aleyhinde konuşmaktan hoşlanmazlar. Hocalara olan bu saygı ta eskilerden, Alvarlı Efe’den ve Müftü Solakzade Sadık Efendi’den gelmektedir.
Erzurum’da İslam’ın şartlarından biri olan oruç ibadetine çok önem verirler. Hemen hemen bütün Erzurumlular Ramazan ayında oruç tutarlar. Şehirde kimsenin açıktan oruç yediği görülmez. Ramazan ayında bütün lokanta ve kahveler gündüz kapalıdır. Açık olan bazı mahalle kahvelerinde de çay verilmez, insanlar birlikte oturup sohbet ederler. Çay ocakları kapalıdır. Servis yapılmaz. Özellikle yaz aylarında ve sıcak mevsimlerde işsiz çay ve sigara tiryakileri vakitlerini kahvehanelerin önünde oturup, Oltu taşından iri taneli teşbihlerini ellerinde hızla çevirerek, birbirlerine takılıp, şakalaşarak geçirirler. Oruç sanki ibadet olmasının yanında Erzurum’un hatta Erzurumluluğun bir simgesi olmuştur. Bu durumu Erzurum dışında yaşayan Erzurumlularda da görmek mümkündür. Nitekim ben 1988 yılı Ramazan ayında İzmir- Karşıyaka’dan konağa gelirken otobüste tesadüfen yanıma oturan ve Bayraklfda ikamet eden ve bir kaç sene önce İzmir’e yerleşmiş olan hemşehrilerimden biriyle sohbetim esnasında: “Sizin mahallede çok Erzurumlu varmış, orada yalnızlık çekmezsiniz. Nasıl hemşehrilerimizle zaman zaman bir araya gelip hasret gideriyor musunuz?" deyince: “Yok hocam, bunların bazılarında Er- zurumluluk-merzurumluluk kalmamış. Bu mübarek günde buralılar gibi oruç yiyir- ler."demişti.
Erzurum’da iftar vakitlerinin ve iftar sofralarının da ayrı bir yeri vardır. İftar vakti yaklaşınca evin hanımlarını ve çocukları bir telaşkaplar. Hanımlar sofra hazırlama, çocuklarsa iftar topunu gözetme ve geç kalmadan mahallenin meşhur çeşmesinden iftara su getirmek telaşı içerisindedir. İftar sofrasında Da bahane, Yazıcı, Akpınar, Şabahane, Cennet Çeşmesi gibi çeşmelerden su bulunması özellikle de sıcak mevsimlerde çok önemlidir. Bu tarihi çeşmelerin başında bazen uzun kuyruklar oluşur. Erzurum’da Ramazan’da ikindiden sonra özellikle iki yerde kuyruk görülür; biri çeşme başında, biri de kadayıfçıların önünde. İftar sofralarının değişmeyen yemeği kadayıf dolmasının yanında ayran çorbası ve yumurtalı kıymadır. Ayrıca yumurtalı ve susamlı taze Ramazan pideleri sofraya ayrı bir tat katar. Orucun hurma ve zeytinle açıldığı sofrada ailenin maddî durumuna göre, pastırma, bal, reçel, peynir ve turp ta bulunur. Sofralarda o gün ilk defa oruç tutan çocuk varsa ona ayrı iftarlık alınır, kendisine özel ilgi gösterilir.
Sigara tiryakileri için iftarın daha ayrı bir yeri vardır. Tütün içenler iftar topunun atmasına birkaç dakika kala bir iki sigara sarar, içmeye hazır beklerler. O anda çok hassastırlar, komutanın ateş emrini bekleyen siperdeki askerler gibidirler. Top atılır müezzin minareden Allahu Ekber derdemez sigaralar yakılır. Evin hanımı bunu bildiği için çeşme suyundan yeni demlediği çaydan bir bardak beyinin önüne koymayı hiç ihmal etmez. Halk arasında bu insanların o andaki halet-i ruhiyelerini anlatan güzel fıkralar bile vardır.
Ezanın okunmasıyla büyük bir mutluluk ve o günkü görevi hakkıyla yerine getirmenin vermiş olduğu sevinçle yemekler yenir, duadan sonra akşam namazına kalkılır. Namazdan sonra eğer imkân varsa alelacele birkaç bardak çay içilir. Teravihten önceki sohbete yetişmek ve camide yer bulmak için acele etmek gerekmektedir. Evden çıkarken evin küçük oğluna çaya ve suya tam kanmamış olan baba ve ağabeyler tarafından, Yazıcı, Tabahane, Dört Güllü, Şabahane gibi meşhur çeşmelerden veya eve yakın bir çeşmeden hem teravih sonrası içmek ve hem de çay demlemek için su getirmesinin tembihlenmesi de unutulmaz. Esasen soğuk ve tatlı suya düşkün olan Erzurumlunun bu hassasiyeti Ramazan’da kat kat artar. Bütün camilerde büyük bir şenlik havası içinde Teravih Namazı kılınır. Ayaz Paşa ve İbrahim Paşa gibi bazı camilerde Teravih hatimle kıldırılır. Bu camilerin özel cemaatı vardır. Bunun yanında on yedi, on sekiz dakika gibi çok kısa bir sürede Teravih namazı kıldıran imamlar da vardır ki, bunlar halk arasında "jet İmam’’ lakabıyla anılır. Bu imamların camilerinde namaz kılmak gençler tarafından özellikle tercih edilir. Hele teravihten sonra çekilen Erzurum’a has “İşfe’ lena..." duasının cemaat üzerinde büyük bir etkisi vardır. Duanın sonunda müezzin “amin" dediğinde Teravih namazının bütün yorgunluğu, bu dua ile sanki atılmış olur.
Teravihten sonra cemaatin bir kısmı evine giderken bazıları da kahvehanelere gider; sohbet eder, çay içerler, vakitlerini burada geçirirler. Bazı kahvehanelerde aşıklar sazları, deyişleri, hikayeleri ve atışmalarıyla müşterilerine hoşça vakit geçirtirler. Erzurum’da mahalle bakkalları da genelde sahura kadar açıktır. Bazı insanlar da bakkallarda oturup sohbet ederler.
Eğer havalar sıcaksa, çocuklar da caddeleri ve minareleri süsleyen mahya ve kandillerin ışığında sokaklarda oyun oynarlar. Birden bire davulcu davulunu dövmeye başlar. Sahur yaklaşmıştır. Sokaklar gündüz gibi şenliktir. Çocuklar uzun eşşek, tütünüm eğri, kozaleppik, itti bitti vb. yöresel oyunlar oynarlar. Kimileri tapa patlatır. Sahur vakitlerinde bir bayram şenliği vardır sokaklarda. Her mahallenin ayrı davulcusu vardır. Eskiden sokaklar davulcunun kayışına başranan dye- ci feneriyle aydınlattırmış. Çocuklar davulcunun etrafını sararlar. Gençler onun önünü keserek çifte telli, gosalma gibi barlar oynarlar. Bu arada bütün evlerin lambaları yakılmıştır. Bazıları da pencerelerinden sokaktaki şenliği seyrederler. Özellikle davulcuların olmadığı köylerde komşular birbirlerine dikkat ederler. Eğer uyanamamış olanlar varsa onun kapısını çalıp uyandırırlar. Köy bekçileri de bu hususa dikkat ederler.
Sahurlarda keşkek, erişte pilavı, mercimekli bulgur pilavı, dut-aşma karışımı hoşaf, kete-çörek gibi tok tutucu yiyeceklerin yenilmesine dikkat edilir. İmsak topunun atılacağı endişesiyle yemekler hararetle, hızlıca yenir. Ardından sabah namazı hazırlıkları başlar. Namazdan önce camilerde okunan mukabeleye geç kalmamaya çalışılır.
Mahallede bir yakını vefat etmiş, yaslı aileler varsa o evin iftar ve sahur yemekleri komşuları tarafından hazırlanır. Bu hususa çok önem verilir, hiç ihmal edilmez. Zenginler tarafından mahallede bulunan fakirlere de ayrıca iftarlıklar gönderilir. Onların ramazan harçları görülür. İhtiyaçları giderilir.
Ramazan ayının on beşinden sonra iftar davetleri başlar. Yeni dünürler varsa onlar davet edilir. (Nişanlı görmenin yasak olduğu yörelerde) bu vesileyle fırsattan istifade nişanlı da görülmüş olur. Konu komşulara, eş-dosta ve fakirlere verilen iftar yemeklerine mahallenin imamı ve müezzini de mutlaka çağırılır. Makbul mazeretleri yoksa, imam ve müezzinler de bu davetlere icabet etmek zorundadırlar, aksi takdirde davet sahibi küser. Yemekten sonra hoca efendi yemek duası yapar. Bu arada şakayla, davetin tekrarının nasib edilmesini dilemeyi de ihmal etmez. Bu son dileğe misafirler gülerek “amin!" derler, ev sahibi de değişik tepkilerle memnuniyetini izhar eder. Eskiden ramazanın yirmisinden sonra, son on gününde Peygamberimizin (s.a.s) sünnetine uyularak camilerde itikafa girilirdi. Şimdilerde bilebildiğim kadarıyla bu sünnet Yukarı Mumcu Camii’nde hâlâ sürdürülmektedir. Camiinin müezzini Muhterem Hacı Şefik Güllük Hoca Efendi bu geleneği yıllardan beri sürdürmekte, dostu Hacı Hilmi amca da bazı ramazanlarda O’na eşlik etmekteydi. Hacı Şefik Hoca Efendi: “bir sünnet-i kifaye." olduğunu söylediği bu ibadetin mahallede mutlaka biri- leri tarafından yapılması gerektiğini söylemekte ve görevi kendisi üstlenmektedir. İti- kaf süresince ta bayram namazı kılınana kadar cami içerisinde ayrılan bir bölümde namaz kılmakla, Kur’an okumakla, zikir ve duayla meşgul olunur. Gece-gündüz ibadet yapılarak Allah’a yalvarılır-, dünya kelâmı etmekten sakınılır. İtikâfa giren kişi tuvalete gitmek ve abdest almak gibi zaruri ihtiyaçlarının dışında camiden hiç çıkmaz. Yiyecek ve içeceği iftar ve sahur vakitlerinde camiye getirilir. Bu arada Kadir gecesinin de ayrı bir özelliği ve güzelliği vardır. O gece bütün camiler cemaatla dolup taşarlar. Bazı camiler sabaha kadar açık kalır. Birçok camide cemaatla teşbih namazı kılınır. Özellikle hanımlar bu namazı kılmaya daha çok önem verirler. Ramazanın sonuna doğru bir hüzün ve sevinç kaplar insanları. Üzülürler, çünkü on bir ayın sultanı, mübarek Ramazan ayı sona erecektir. Sevinirler çünkü görevlerini yapmış olmanın mutluluğu içerisindedirler. Son teravihte hafızlar tarafından “elveda..." İlâhileri okunur. Dua ve göz yaşlarıyla Ramazan uğurlanır. Birbirleriyle musafaha yapan mü’minler bir dahaki Ramazana kavuşmayı Yüce Mevlalarından dileyerek hüzünle son teravih namazından ayrılırlar.

1) Prof. Dr. Hüseyin Elmalı, Erzurum Merkez Umudum Köyü’nden olup, Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü’nde asistan iken, buranın İslâmî İlimler Fakültesiyle birleştirilerek İlahiyat Fakültesi haline getirilmesinden sonra 1983 yılında İzmir de Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesine atanmıştır. Halen adı geçen fakültede Arap Dili ve Belağati Öğretim Üyesi olarak çalışmaktadır. Aşağıdaki yazı, onun atmışlı ve yetmişli yıllarda orta ve yüksek tahsili yaparken Erzurum’da edindiği izlenimleridir.
2) Erzurumlu Naim Hoca diye tanınan Naim Gölleroğlu Hocamızı maalesef... Ekim 1999 da kaybettik. Allah rahmet etsin.
3) İşfa’ lenâ yevme’l- ’arâsâti ve’l- mîzân, İrham bi fazlike yâ Rabbe’l-alemin, limen kale min abîdike âmin” (Arasat ve mizan günü bize şefaat nasib eyle. Ey alemlerin Rabbi “âmîn" diyen kullarına lütfunla merhamet et) şeklindedir. Teravih namazının bitiminde okunur. Kısa bir duadan sonra Vitir namazına geçilir.