Makale

GURBETTE VURAN TOPLU YÜREKLER

GURBETTE VURAN TOPLU YÜREKLER

Gaffar TETİK
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Belçika, bir ucundan diğer ucuna arabayla 3 saatte gidilebilen, bizim Konya büyüklüğünde bir ülke. Valum ve Limburg- Flaman-bölgesi olarak ikiyeayrılmış. Valum bölgesinin dili Fransızca, Limburg bölgesinin dili Flamanca, yani Hollanda’ca. İki bölge insanları birbirinin dilinden anlamıyor. İki bölgenin gazeteleri, televizyon görüntüleri, hatta eğitim sistemleri farklı.
Başkent Brüksel ve çevresindeki hani ünlü futbol kulüpleriyle adını duyduğumuz Anderlecht, Liege, Tongren gibi şehirler Valum bölgesinde; Antwerpen, Fiasselt, Genk gibi şehirler Flaman bölgesinde. Bu iki bölge insanları arasında siyasi ve ekonomik yönden müthiş rekabet var. Valum bölgesinin ekonomik durumu daha iyi, ancak Limburg bölgesinde sosyal yaşantı daha rahat ve daha güzel.
125 bin vatandaşımız yaşıyor Belçika’da. Her alanda olduğu gibi siyasi alanda da etkilerini göstermişler ve Hatice KAÇAR adlı Türk asıllı bir Milletvekilini Belçika Parlamentosuna sokmuşlar. Brüksel’de aynı mahallelerde hep bir arada yaşıyorlar. Diyanet Vakfı Merkezi ile Fatih Camii’nin bulunduğu mahalle ve sokaklar tamamen Emirdağlı.
Çok da cana yakın, hoş sohpet, yardım sever, dini-milli duyguları güçlü, bayrağına- ezanına çok bağlı, kısacası Anadolu’nun bağrından yetişmiş çilekeş insanlar.
Fıkra gibi anlatılıyor Emirdağlılar. Gazeteci-Yazar Yusuf ÇINAL “Brüksel’deki Emirdağ" adlı bir kitap bile yazmış. İş takibi için Belediyeye giden Emirdağlıların hep “Emirdağlıyım” sözlerini duyan memur, Emirdağlı Hasan’ın “Emirdağlıyım" sözü üzerine uzun uzun kafasını kaşıyıp sormuş: “Bu Emirdağ hangi ülke ve Dünyanın neresinde kalıyor?" "Dünyanın Türkiyesinde" diye cevap vermiş Haşan bozuk Fransızcasıyla. Bu cevaptan memur pek bir şey anlamamış ama tekrar başını kaşıyarak cevap vermiş. “Vıy, vıy (Evet, evet)"
125 bin Türk’ün sorunları var, sıkıntıları var. Sevinçleri var, neşeleri var. Bunların hepsini dile getireceğiz ama, sözü önce, sık sık aralarına girip dertlerini dinlemesinden dolayı vatandaşlarımızın takdirlerini kazanmış olan Büyükelçimiz Sayın Temel İSKİT’e bırakalım.

Temel İSKİT
Belçika Büyükelçisi

Sayın Büyükelçim! Belçika Okullarında İslam dersleri seçmeli olarak okutuluyor. Türkiye’den öğretmen getirilmiyor, buradan lise mezunlan imtihanla tespit edilip İslam dersleri öğretmeni yapılıyormuş. Böyle olunca da çocuklarımız dini bilgileri tam alamıyor, ancak camilerde öğrenebiliyorlarmış. Katolik okullarında ise İslam Dersi hiç verilmiyormuş. Konu ile ilgili bilgi verebilir misiniz?
Evvela şunu ifade edeyim. Belçika’da 125 bin Türk vatandaşımız var. Bu toplumun temel ihtiyaçlarından en önemlisi, İslam Dini açısından dini ihtiyaçlarının yerine getirilmesidir. Dini ihtiyaç derken, ülkemizdeki laik sisteme uygun olarak hurafeden uzak İslam Dini’nin esaslarının öğretilmesidir. Bu ihtiyaçları vatandaşlarımız 1960’lardan beri bazı aksaklıklar içinde kendi gayretleriyle gidermeye çalışmış, fakat son yıllarda bir düzene oturtulmuştur. Bugün bu ihtiyaçlar Diyanet İşleri Başkanlığımız kanalıyla buraya gönderilen din adamlarımız tarafından karşılanmaktadır. Bunlar hem imamlık, hem İslâm Dersi Öğretmenliği yapıyorlar, hem de kültürel faaliyetlere katılıyorlar. Bugün halen 60 tane camimiz var. Bu camiler 125 bin vatandaşımızın % 80’inin ihtiyacını karşılamaktadır. Türkiye’den Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla önceleri 5 yıl, şu anda da 3 yıl süreyle gönderilen din adamları bu camilerde görev yapıyorlar.
Ancak Belçika Devleti artık, sadece Türkiye’den değil, başka Müslüman ülkelerden de din görevlisi getirmeyerek, bu ihtiyacı buradan karşılama yönünde çalışmalar yapmaktadır.
Belçika onların ülkesidir, politikalarını istedikleri gibi belirlerler. Bu durum belki de daha iyi olur. Neden? Çünkü madem ki vatandaşlarımızın istikbali buradadır, bu toplumla bütünleşeceklerdir. Öyle ise kendi içlerinden çıkan kişilerin din görevlisi, Din dersi öğretmeni olarak yetişmesi daha iyi olabilir. Ancak biz, bunların ücretlerinin de o ülkeler tarafından verilmesi gerektiği hakkında Belçika makamlarıyla görüşüyoruz.
Fakat bu konudaki en önemli husus, buradan yetişecek kişilerin hurafe ve bidatlar- dan uzak, dinin özünü temelde iyi öğrenmiş olmaları gerekir. Onlar bunu tam öğrenemezlerse, hurafe ve bidatlarla dini sömürme duygusu içinde olanlara, meydana gelecek boşlukta fırsat doğmuş olur. Bu da çok tehlikelidir. Onun için bir geçiş dönemindeyiz. Belçika makamlarını ikna ettik. Bu geçiş döneminde din görevlilerimiz yine vize alarak gelecekler. Bu 60 camide 50 küsür kadromuz var. Bir kısmı boş maalesef. Onlar da doldurulacak ve bu geçiş süresi hasarsız atlatılabilecek. Belçika makamlarıyla temasta olduğumuz konu, bu görevlilerin ya Türkiye’de eğitim görmeleri, yahutta burada yalnız İlahiyatla ilgili öğretim kurumlarının kurularak kendilerinin bu eğitimi verecek öğretmenlerden eğitim almaları şeklinde olmasıdır. Beş-altı-yedi yıllık bu geçiş döneminden sonra iş rayına oturur zaten ve ihtiyaç karşılanmaya başlanır.
Belçika Hükümet yetkilileri, "Biz bu işe karışmayız, din mensupları kendi içlerinde bunu halletmeleri lazım" diyorlar. Bunun için Belçika-islam Konseyi’ni teşekkül ettirdiler ve bütün Müslüman ülke insanlarının dini ihtiyaçlarını karşılamayı bu konseye bıraktılar. 260 bin Fas’lı var. Ve bu Konseye nüfus oranına göre temsilciler seçildi.
Hauthalen’de cami açıldı. Konsey Başkanı Fas’lı Nurettin Beyefendi, "Türkiye’den 17 imam gelecek biz müsade ettiğimiz için Belçika İçişleri Bakanlığı bunlara vize veriyor” dedi. Bu söz, “Acaba bu kapı kapanıyor mu?” diye vatandaşlarımız arasında panik yarattı. Konu hakkında bir açıklama yapabilirmisiniz?
Biz bu kapıyı açık tutmayı başardık. Aksi takdirde Belçika Hükümeti bizim din görevlilerimize vize vermemeye başladı. Biz bunun sakıncalarını anlatınca, “Konseyle görüşün" dediler. Görüştük, şimdi İçişleri Bakanlığı vize veriyor. Fakat bir ara bloke olmuştu. Vatandaşlarımız bundan tedirginlik duymasınlar. Bu, meselenin hallolduğunu ve imamlarımızın gelmeye devam edeceğini göstermektedir.
Tekrar altını çizerek söylüyorum, bu bir geçiş dönemidir. 6-7 yıl sonra kendi içlerinden imam-öğretmen çıkacaktır. Vatandaşlarımız buna hazırlansın, imam-öğretmen olmak isteyenler de hazırlıklara başlasın. Ya burada Üniversite açılacak biz öğretmen yollayacağız, veyahutta Türkiye’ye gidecekler, eğitimlerini görüp buralara dönecekler. 0 zaman gerçekten daha sağlıklı olacak. Aksi takdirde önümüze hep böyle müşkülat çıkacaktır.
Türkçe dersleri ders aralarında değil de, dersler bittikten sonra veriliyormuş. Böyle olunca da öğrenci yorgun olduğu için verim alınamıyormuş. Konu ile ilgili çalışmalarınız var mı?
Tabii ki var. Çocuklarımızın Türkçeyi iyi öğrenebilmeleri bizim için çok önemli. Eğitimlerini iyi alırsa Türk toplumu, Belçika’daki konumları kuşkusuzki daha iyi olacak. Yani beyinleriyle Belçikalı, gönülleriyle Türk gibi olacaklar. Buraya uyum sağlamaları lazım. Bu da eğitimle olur. Kendi kültürü olmadan bir fert, üzerine başka kültürü alamıyor. Onun için burada şu an 93 tane öğretmen var.
Bazı güçlükler var tabii. Örneğin Belçika’da Fransızca ve Flamanca dilleri konuşuluyor. İlköğretim yıllarında bu iki dilin dışında başka bir dille eğitim yapılıyor. Fransız bölgesinde oturanlar mutlaka Fransızca, Flaman bölgesinde oturanlar Flamanca eğitim alıyorlar. Yardımcı dilleri de Fransızca bölgesinde Flamanca, Flaman bölgesinde Fransızcadır. Böyle olunca Türkçe yardımcı ders olarak müfredat programına sokulamıyor, çocuğun yorgun olduğu ders saatleri sonunda verilebiliyor. Böyle olunca çocuk bunu bir angarya gibi görüyor maalesef. Fakat yaptığımız anlaşmaya göre Valum bölgesinde en azından Türkçe, karnede not olarak verilecek. 0 dersten sınıfta kalmak gibi birşey yok ama yine de çocuğu teşvik edecek bir durum oluyor. Flaman tarafında verilmesi için de çalışıyoruz. Öyle zannediyorum ki, yakında imzalanacak.
Daha başka bir adım, ortaöğretimde Türkçe’nin seçmeli ders olması. Bunun da çalışmasını yapıyoruz. Orta öğretimde İngilizce, Almanca v.b. var, Türkçe de olabilir, uğraşıyoruz.
Vatandaşlarımız Pasaport alma konusunda da sıkıntılarını dile getiriyorlar. Tatile gideceğiz, çocuğumuzun okuduğuna dair Brüksel’de Eğitim Müşavirliği’nden belge isteniyor. Brüksel’e gideceksiniz, sonra Antverpen’e döneceksiniz. Hem çok zaman harcanıyor, hem de boşa masraf oluyor. Nüfus kağıdı unutulmuşsa tekrar geri dönülüyor. Yani diyelim ki kırtasiye işleri çokmuş.
Eğitim Müşavirliği yerine okullardan belge alınsa , Genk ve Hasselt gibi merkezlere birer büro açılsa, nüfus bilgileri zaten bilgisayarlarda var, tekrar tekrar istenmese gibi isteklerde bulunuyorlar.
Gaffar Bey! Meslekte 37 yılım doldu. İlk görev yerim 1965’te Almanya idi. O zamandan beri bu Başkonsolosluk işlemleri sorundur ve vatandaşlarımız haklıdır. Aradan geçen yıllar içinde işler kolaylaşmıştır ama tabiatıyla ideali tamamen yakalayamadık.. Şunu demek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 35 yıllık bir tecrübesi var. Ve sizi temin ederim ki, ne kadar basitleşecekse o kadar basitleştirildi ancak bir de imkan meselesi. Örneğin Brüksel Başkonsolosluğunun yeri yeterli değil, bina yetmiyor. Daha büyük bir binaya geçmeleri lazım. Bunun için adımlar atıldı. Yakında mümkün olabilecek.
Formaliteler dediniz, Sizin sorularınızdan halledilmiş bir örnek vereyim. Şimdiye kadar 18 yaşından küçükler için de Eğitim Müşavir- liği’nden belge alınırdı, bundan 2-3 ay önce 18 yaşından küçüklerin öğrenci belgesi alınmasına ihtiyaç kalmadı.
Bunu vatandaşlarımıza bir müjde olarak alabilir miyiz dergimize Sayın Büyükelçim?
Tabii tabii, alabilirsiniz. 18 yaşından sonra ise biliyorsunuz askerlik meseleleri falan giriyor, onlar için gerekli. Bunun dışında tek tek değil, hepsi için söylüyorum, imkanlar ölçüsünde vatandaşlarımızın her türlü problemi konusunda gece gündüz kafa yoruyoruz.
25-30 seneden beri Türk bankalarına 100 binler tutarında döviz yatırıyoruz fakat bir araba bile götürebilme imkanımız yok. Bir Kereye mahsus gümrüksüz bir araba çıkaralım, şu kadar sene de satamaz şartı koysunlar talepleri var vatandaşlarımızın.
Bu, çeşitli Hükümetler nezdinde yıllardan beri tartışılan bir konu. Fakat Maliye Bakanlığı bir kural koyduğu zaman 65 milyonu düşünmek zorunda. Devlet Bakanımız Sayın Şükrü sina GÜREL geldiklerinde kendilerine aynı soru yöneltildi, kendileri de, “Gerek enflasyona etkisi dolayısıyla ve gerek toplum çıkarı bakımından Maliye Bakanlıklarınca konuya olumlu yaklaşılamıyor. Hesabı kitabı yapıldı ama çeşitli mahzurları sebebiyle ger- çekleştirilemiyor, vatandaşlarımızdan özür diliyoruz" dediler.
Sayın Büyükelçim! Her nereye gittimse vatandaşlarımız, “Dini-Milli günlerde ve diğer zamanlarda aramızda oluyor, dertlerimizi dinliyor” diyerek Zat-ı Alinizden sitayişle bahsediyorlar. Ancak bazı konularda Müşavir ve ataşelerimizin kendilerini daha çok bilgilendirme talepleri var.
Efendim, ben geldiğimden beri bu işe çok önem verdim. Maliye ve Gümrük, Din Hizmetleri, Çalışma, Eğitim v.b. konularında bilgilendirme toplantıları yapılıyor. Ben takip ediyorum, ama bir bölgede bir cami lokalinde, dernek vasıtasıyla yaptığımız toplantıya bazı vatandaşlarımız gelmiyor, bazısı o gün orada bulunamıyor. Şimdi bir aya kalmaz Büyükelçiliğin, Brüksel ve Antverpen Başkonsolosluklarının internette veb sayfaları açılacak. Burada bütün güncel bilgiler yer alacak. Bununla da yetinmiyor, dernek temsilcileri ile sık sık toplantılar yapıyoruz. Yani her konuda onların yanındayız.
Biz onlar için varız. Devletimizin ve vatandaşımızın menfaati nerede ise biz oradayız, herkes müsterih olsun.
Yalnız vatandaşlarımızın kendi dertlerine biraz daha ilgi göstermelerini bekliyorum. Kendi sorunlarının halli için derneklerde bira- raya gelmeleri lazım. Bu arada dernekleşsin- ler. Eğitim, ekonomi, entegrasyon konularını derneklerde görüşsünler. Dil öğrensinler, haklarını müdafaa etsinler.
Kendilerinin ve çocuklarının geleceklerini burada gördüklerine göre, buranın şartlarına uyum sağlasınlar. Uyumun birinci şartı da eğitimdir. Çocuklarının eğitimine ağırlık versinler. Türkiye’yi kalplerinde yaşasınlar ama, beyinleriyle burada yaşasınlar.

Derginiz aracılığıyla bütün vatandaşlarımıza sağlık ve başarı dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunuyorum.