Makale

İslam'da Adalet ve Zulüm Anlayışı

İslam’da Adalet Ve Zulüm Anlayışı

Doç. Dr. Abdurrahman ÇETİN
Uludağ Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim
Üyesi İlahiyat M. Y.O. Müd

Toplumları ayakta tutan, insanlara gerçek huzur ve güveni sağlayan unsurların başında adalet gelir. Adaletin bulunmadığı bir toplumun kalkınıp ilerlemesi ve hatta yaşaması bile mümkün değildir.
Adalet; bir şeyi yerli yerine koymak, hakkı yerine getirmek, doğru hüküm vermek demektir. Ayrıca doğru olmak, ölçülü hareket etmek, aşırılıktan kaçınarak dengeli davranmak., gibi manalara da gelir. Bunun zıddı ise zulümdür, haksızlıktır, hak tanımazlıktır.
Zulüm; bir şeyi kendine ait olmayan yere koymak, fazlalık veya eksiklik yapmak, zamanını veya yerini değiştirerek koymak demektir. Ayrıca, konulan sınırı aşmak anlamını da taşır ki, bu manada “günah”a da zulüm denilmiştir.
Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, üzerinde en çok durulan hususlardan birisi adalettir. Adaleti hakim kılmak, adil olmak, zulümden uzak durmak, Allah ve Elçisinin en önemli buyrukları arasındadır.
Kur’an’da Adalet
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, her şeyden önce, kendisinin adil olduğunu bildirmiş, dünya ve ahirette herkese adaletle hükmedeceğini açıklamıştır 0>. Bir kudsi hadiste de: “Ey kullarım! Ben, zulmü kendime haram kıldım, sizin aranızda da onu yasakladım; artık birbirinize zulmetmeyin!.” buyurmuştur (2). Allah’ın isimlerinden birisi de “Adi” dır ki, çok adaletli, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden anlamını taşımaktadır (3).
Bundan sonra Peygamberimiz (S.A.S)’e dosdoğru ve adil olması emredilmiş <4> ve onun ümmeti de “ılımlı, dengeli ve adil”
olarak nitelendirilmiştir(5). Birçok ayette de mü’minlerin, kendilerinin ve yakınlarının aleyhinde bile olsa, adaletle davranmaları ve hatta düşmanlarına bile adil olmaları emredilmiştir. Sözkonusu ayetlerden bazılarının anlamı şöyledir: “Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emreder..” (Nahl: 90). “Ey inananlar! Adaleti tam yerine getirerek, Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhinde bile olsa (ve şahitlik ettiğiniz kimseler) zengin veya yoksul da olsalar (adaletten ayrılmayın).. Keyfinize uyarak doğruluktan sapmayın.. (Nisa: 135). “Allah size, emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi buyurur...” (Nisa: 58). “Ey mü’minler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın; takvaya yakışan budur. Allah’tan korkun; şüphesiz Allah, yaptıklarınızı çok iyi bilmektedir” (Maide: 8).
Hadislerde Adalet
Peygamber Efendimiz de, bütün hayatı boyunca verdiği hükümlerle, yaptığı uygulamalarla adaletin en güzel örneklerini vermiş; ayrıca, adil davrananları, adaletli hakim ve yöneticileri büyük sevap ve cennetle müjdelemiştir m. Buna mukabil zulmü şiddetle yasaklamış; şu veya bu şekilde birisinin hakkına tecavüz ederek zulmeden kişinin, hak sahibiyle hesaplaşmadıkça cennete giremeyeceğini bildirmiştir: “Cennet ehlinden hiç birisinin, üzerinde kul hakkı olduğu halde cennete girmesi helal olmaz” <7). Müslüma- nın, müslümana zulmetmemesini ve onu zalimin eline bırakmamasını buyuran Peygamberimiz (8>, başka bir hadisinde de: “Mazlumun (yani haksızlığa uğrayanın) bedduasından sakının; çünkü onun duasıyla Allah arasında, duanın kabulüne engel hiçbir şey yoktur (duası kabul edilir)” buyurmuştur (9). Onun şu sözleri, müslümana bir taraftan sorumluluk şuuru aşılamakta, diğer yandan da İslami yardımlaşmanın en ince örneğini vermektedir. Rasulüllah:
- Din kardeşine ister zalim olsun, ister mazlum olsun yardım et, buyurdu. Orada bulunanlardan birisi:
- Ey Allah’ın Elçisi. Mazluma yardım edebilir, fakat zalime nasıl yardım edeceğiz?, diye sordu. Peygamberimiz şu cevabı verdi:
- Onun zulmetmesine engel olursun; bu da ona yardımdır..(10)

Ve Bir Örnek
Adalet denilince, Hz. Ömer (r.a)’i hatırlamamak mümkün değildir. Yazımızı, İslam’ın yetiştirdiği adalet sembolü bu ulu kişiden bir kıssa ile süsleyelim:
Hz. Ömer zamanında, bir savaş sonrası ordu ganimet elde etmiş ve bunun, müslümanlar arasında taksimi yapılmıştı. Ganimetler arasında bir miktar elbiselik kumaş da vardı ki, bu da herkese eşit olarak paylaştırılmıştı.
Bu olaydan birkaç gün sonra, müslümanlar Cuma namazı kılmak için camide toplandılar. Hz. Ömer, hutbe irad etmek üzere minbere çıktı ve şöyle seslendi:
- Ey insanlar. Beni dinleyiniz ve bana itaat ediniz. Cemaatten birisi yerinden kalkıp:
- Seni dinlemeyiz ve sana itaat da etmeyiz, diye karşılık verdi. Hz. Ömer, bunun sebebini sorunca, adam şunları söyledi:
- Ey Mü’minlerin Emiri. Görüyorum ki sırtındaki elbise, ganimetten paylaştırılan kumaştan yapılmıştır. Oysa biz biliyoruz ki, dağıtılan parçalardan sana bir elbise çıkmazdı. Sen bunu ner- den temin ettin?. Halife Ömer, cemaat arasında bulunan oğlu Abdullah’a seslenerek:
- Abdullah! Kalk, buna sen cevap ver, dedi. Abdullah:
- Halifenin üzerindeki elbisenin yarısı, bana verilen kumaştan, diğer yarısı da kendi hissesine düşendir; ben hakkımı ona vermek suretiyle şu gördüğünüz elbise çıkmıştır, diye cevap verdi. Bunun üzerine suali soran kişi şunları söyledi:
- Ey Ömer! Şimdi konuş, seni dinliyoruz ve sana itaat edeceğiz
Bu seçkin insan, bir gün, şehir dışında bir agaç altına uzanıp uyumuştu. Onu gören bir gayr-i müslim, yanındaki arkadaşının duyacağı şekilde şöyle mırıldan- mıştı:
- Uyu koca arslan uyu. Öyle bir düzen kurmuşsun ki, adalet ve güvenin girmediği en uzak bir köy bile düşünülemez.
İşte böyle bir adalet anlayışı, Müslüman Türklere asırlarca üç kıtaya hükümran olma imkanını bahşetmiştir.

Adaletin Çerçevesi
Adalet önce insanın kendisinde başlar; yani insan öncelikle kendisine karşı adil davranmalıdır. Hayatını tehlikelerden koruması, sağlığını bozacak zararlı şeylerden, kötü alışkanlıklardan uzak durması; kendisini ilahi azaba götürecek günahlara bulaşmaması, dünya ve ahirette yararına olacak iyi işler yapması, adaletin gereklerindendir. Bu şekilde davranmayanlar, iman ve ibadetten uzak duranlar, Kur’an-ı Kerim’de “Nefsine zulmedenler, kendilerine yazık edenler” diye tanımlanmıştır. Bir ayette: “Kim, Allah’ın sınırlarını aşarsa, kendisine zulmetmiş olur.." (Talak: l)buyurulurken başka bir ayette de “Allah inananlara asta zulmetmez, fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler.’^ Yunus: 44) buyrul- muştur.
Kişinin, Allah’ı tanımaması, buyruklarına boyun eğmemesi, ona ortak koşması; O Yüce Varlığa haksızlık etmek ve korkunç bir karanlığa düşmek demek olduğundan, Kur’an’ın ifadesiyle bu “büyük bir zulümdür” (Lokman: 13). Çünkü adalet, hakkı yerine getirmek demek olduğuna göre, en büyük hak, Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır ki, bunun yerine getirilmesi için, O’na boyun eğip itaat ve ibadet etmek ve yalnız O’na bağlanmak; nimetlerine şükretmek, hükmüne razı olmak gerekir.
Bundan sonra, aile fertleri arasında adaletin sağlanması lazımdır. Anne babanın, çocuklarına karşı adil davranması, dünya ve ahirette mutlu olmaları için, onların en iyi şekilde yetiştirilmesi; çocukların da anne babalarına ve diğer büyüklerine karşı görevlerini yerine getirmeleri, onlara itaat ve saygıda kusur etmemeleri; bundan başka, eşlerin birbirlerine karşı hak ve görevlerine riayet etmeleri, ailedeki adaletin gereklerindendir. Adaletin bulunmadığı yuvada zulüm var demektir. Çünkü birisi gidince, diğeri onun yerini alır ve zulmün bulunduğu bir yuvada da huzur ve mutluluk yoktur. Bu bakımdan ailede adalet, hakkaniyet, sevgi ve hoşgörü hakim olmalıdır ki, toplumun temeli olan bu kurum, varlığını devam ettirebilsin, sağlıklı ve problemsiz nesiller yetişebilsin.
İnsanın kendisi ve ailesinden başka, komşularına, yakın çevresine diğer bütün insanlara karşı haksızlıklardan uzak, doğru ve adil olması da dini ve insani vazifeleri arasındadır. Mesleğini ve işini dürüst olarak yapmak da buna dahildir. Alış verişte, ölçü ve tartıda hile yapmak, adaleti ihlaldir, zulümdür. İşi ehline vermemek, verilen işi yapmamak, milli servete zarar vermek, çalışana hakkını vermemek de zulümdür. Hakimin, mahkemedeki taraflara, amirin memura, işverenin işçisine, öğretmenin öğrencisine, ustanın çırağına, devleti yönetenlerin halka daima adil davranmaları farzdır; aksi ise zulümdür, büyük günahtır. Üstelik bunda kul hakkı da olduğu için, haklar ödenip helal- leşilmedikçe, bu çeşit zulmün tevbesi de yoktur.

Sosyal Adalet
Bütün bunlardan başka, bir de “sosyal adalet” vardır ki bu da; toplum bireyleri arasında hizmetlerin, nimet ve külfetlerin dengeli bir şekilde dağıtılması, işin ehline verilmesi, herkese fırsat ve imkan eşitliğinin sağlanması, hak ve hürriyetlerin korunması, huzur ve güvenin temini demektir, Ayrıca, toplumu suça iten sebeplerin kaldırılması, her türlü haksızlıkların, haksız kazanç ve harcama yollarının engellenmesi, gelirin beden ve zihin emeğine dayandırılması ve dağılımında dengenin sağlanması hususlarıdır ki bu ayrı bir yazı konusudur. Sosyal adaleti gerçekleştirecek olan da devlettir. Ancak bunda da başarılı olmak için, öncelikle fertlerin vicdanında adalet duygusunun yerleşmesi lazımdır; zulmün büyük günah olduğunun bilinmesi lazımdır.
Konumuzu özetlersek; herşeyin başı ve temeli adalettir. İnsan, Rabbine karşı adil olmalıdır, O’nun hakkını gözetip, buyruklarına uymalıdır. Sonra kendisine karşı adil davranmalı, sağlığını ve hayatını korumalı, kendisine dünya va ahirette faydası dokunacak işler yapmalı; İlahi azaba götürecek söz ve davranışlardan kaçınmalıdır. Bundan başka, aile içindeki görevlerini yerine getirmeli; komşularına, çevresine ve bütün insanlara, hatta hayvanlara karşı adil olmalı, kimsenin maddi ve manevi hakkına tecavüz etmemelidir. Adaletin ve adil olmanın gerekleri bunlardır. Ve, Kur’an-ı Ke- rim’in ifadesiyle. Yüce Allah, adil olanları sever (,2); zalimleri ise asla sevmez,(3)

1- Yunus 10/47,54; Zümer 39/69.
2- Müslim, Blrr, 55; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 160.
3- Tirmizi, Daavat, 83.
4-A’raf 7/29, Şura 42/15.
5-Bakara 2/143.
6- Buhari, Ezan, 36; Hudud, 12; Müslim, Zekat, 91; Hudud, 8,9.
7- Buhari’den Tecrld Trc., VII, 354 ve
356.
8- Buhari’den, aynı eser, VII, 361.
9- Buhari, Mezalim, 9,35; Müslim, İman, 29; Ibn Mace, Dua, 11.
10- Buhari, Mezalim, 4; Müslim, Birr, 62; Tirmizi, Fiten, 68.
11- Prof. Dr Seyyld Kutub, İslam’da Sosyal Adalet, s. 219-220 (1st. 1968).
12- Maide 5/42, Hucurat 49/9, Müm- tehine 60/8.
13- Al-i Imran 3/57,140; Şura 42/40.