Makale

DİN EĞİTİMİNİN ÖNEMİ

DİN
EĞİTİMİNİN
ÖNEMİ

ŞÜKRÜ ÖZBUGDAY
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

İslâm alimleri dini, Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerin ışığında şöyle tarif ederler: "Din her konuda insanları, akıllarını, irade ve isteklerini kullanarak hayır olan şeylere götüren, böylece dünya ve ahiret saadetine ulaşmalarını sağlayan, peygamberler aracılığı ile Allah’ın gönderdiği ilâhi esasların bütünüdür."(1)
Bu tariften anlaşılıyor ki, din insanları saadete götürecek yegane yoldur.
Tarihin bütün devirlerinde ve bütün toplumlarda daima kendisiyle karşılaşılan evrensel bir olgu olan din, insanı hem içten hem dıştan kuşatan, onun düşünce ve davranışlarında kendini gösteren bir disiplindir. Kişi, tarih boyunca kendisinin insan üstü bağları bulunduğunu, ihtiyaçları için onu aşan bir yüce kudrete yönelmesi gerektiğini düşünmüştür.
Din, fertleri mukaddes duygu, ortak şuur ve vicdan etrafında birleştiren bir amil olduğu gibi toplumları yükselten, onların gelişmesini sağlayan bir kurumdur. Din aynı zamanda ahlakî bir müessese olarak, insanlara yön veren, en mükemmel kanunlar ve en sıkı nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir. Dinin zayıflaması, ahlakî ve hukukî suçların artmasına, giderek anarşizme yol açar. Çünkü din olmayınca ahlak için yaptırım gücü kalmaz.
İnsan içtimaî varlık olmakla birlikte, onun bir de iç dünyası vardır. Yalnızlık, çaresizlik, korkular, kederler, hastalıklar, kayıplar, musîbet ve felâketler karşısında ona ümit, teselli ve güven sağlayan en çok sığınak din olmuştur. Ayrıca dinî meşguliyetlerin, insanı lüzumsuz ve zararlı endişelerden, kuruntulardan uzaklaştırdığı, böylece ruhî bunalımlardan koruduğu, gerçek dindarlarda, Allah’a itaatin, ana-babaya, büyüklere, devlete, millete saygı ve bağlılığı, küçüklere sevgi, canlılara ilgi ve sempati gibi ahlakî duyguları geliştirdiği, görev bilincini güçlendirdiği tesbit edilmiştir.
Din, insan toplumunu her zaman kokuşmaktan, çürümekten, mahvolmaktan kurtaran bir medeniyet mimarıdır. Ancak din sayesinde insan bencillikten ve kendine tapmaktan kurtulup insana, insanlığa hizmet imkânı bulabilmiştir.
Dindeki ahiret inancı, bir yandan uhrevî sorumluluk şuuruyla insan psikolojisi üzerindeki tahrip edici etkisini önler. Ahiret inancı, insanın içindeki ebediyet duygusuna cevap vermek bakımından da önem taşımaktadır. Sıkıntılardan kurtulup ebedi huzura ulaşma, Allah’ın rızasını elde etme ideâli insanda yaşama sevincine yol açar, dünyanın ıstıraplarına karşı tahammül gücü verir. Geçici dünya arzuları aslında insan ruhunu tatmin etmediğinden din ona en yüksek ve ulvî zevkler, manevî hazlar kazandırır.
İnsanlık aleminin manevî ve zihnî gelişmesinde dinin ne kadar geniş bir paya sahip olduğu medeniyet tarihi incelendiğinde hemen göze çarpmaktadır. İlahî vahyin peygamberler tarafından telkin ve tebliğ edilmesiyle insanlar birtakım tutku ve alışkanlıklardan kurtularak daha asil ve daha ulvî fikirlere yükselebilmişlerdir.
Toplum hayatının ürettiği değerlerde de din kendini gösterir. Mimarî yapılar, estetik-plastik sanat eserleri ve edebî mahsullerde, kişi ve yer isimlerinde, örf, adet ve geleneklerde, hukukî, siyasî, sosyal, kültürel, askerî iktisadî ve turistik alanlarda hep dini temeller, elemanlar, deyimler göze çarpar.
Bugün artık bütün dünyada dine dönüş olayı yaşanmaktadır. Yapılan araştırmalar, Tanrı’ya ve dine dönüşün pek çok ülkede hızlı bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ateist sayısında ise dünya nüfusunun artış hızına göre büyük bir düşme olduğu tesbit edilmiştir.(2)
İnsanların din yoluyla cevap aradıkları sorular bulundukça ki bunlara tarih boyunca başka bir yolla cevap vermek mümkün olmadığı gibi, gelecekte de mümkün olamayacaktır- din var olacaktır. Nerede insan varsa orada dine ihtiyaç olacak, insan doğru veya yanlış bilgilerle bu ihtiyacını giderecektir. Tarihin hiç bir döneminde dine dinden başka bir alternatif olamamıştır. İdeolojiler hiçbir zaman dinin alternatifi olamaz. Bunlar ancak birbirinin alternatifi olagelmişlerdir. Herhangi bir din, yerini ancak kendisinden daha tutarlı ve tatmin edici olan bir dine bırakmıştır. Madem ki, insanların dine olan ihtiyacından vazgeçilemiyor ve yerini dinden başka hiç bir şey dolduramı-yor ise, bu din öyle bir din olmalıdır ki, insanın yaratılışına uygun düşsün, fert ve toplumu başarılı ve mutlu kılsın, bütün insanlığa hitap ederek her türlü şirkten uzak bir tevhid inancını ihtiva etsin. İşte bu anlamda yeryüzünde bir tek din bulunuyor ki, o da İslamiyet’tir.(3)
Fert ve toplum olarak, sosyal ve ekonomik meselelerin çözümünde, her alandaki gelişmelerin hızlandırılmasında, millî birlik ve bütünlüğün korunmasında İslâmiyet’in gücünden faydalanabiliriz. Yeter ki, yetişkin nesiller olarak dinimizi doğru bir şekilde anlayıp, samimi olarak yaşamasını ve yetişmekte olan nesillere, gelişmelerine uygun bir şekilde, din eğitimi yaptırmayı bilelim. Çünkü insan aklını, iradesini ve arzularını dinin gösterdiği istikamette kullanmalıdır. Bu ise, eğitim ve öğretimle mümkündür. Akıl, irade ve duyguların hepsinin birden dikkate alınması ve bir istikamete yöneltilmesi eğitimin konusuna girmektedir. Akıl doğru bilgilerle donatılamaz, irade hayır olan işlere yönelmeyi küçük yaşlardan itibaren öğrenemez ise, saadete ulaşmak mümkün olamayacaktır. Her şeyden önce dinin gösterdiği mutluluk yoluna, zamanında ve yeterince yapılacak eğitimle girmek mümkün olacak-tır.(4)
İşte bunun için İslâm, öğrenmeye, öğretmeye, incelemeye ve araştırmaya büyük önem vermiştir. İslâm bir ilim ve irfan dinidir. Öğretmen ve öğrenci İslâm’da en yüksek makamı işgal eder.
islâm’da ilk emir "oku" şeklinde gelmiştir. Hz. Peygamber’e ilk gelen ayetlerde ilimden, kalemden, okumaktan, öğrenmekten bahsedilmiştir.(5) Ayrıca Zümer Sûresi’nin 9. ayetinde Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Gerçekten bunu ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alırlar."
İslâm dininin ilme ve öğrenime ne kadar değer verdiğine bakın ki, bilenlerle bilmeyenlerin asla eşit olmayacağı açıkça ifade edilmektedir. Çünkü ilim nurdur, hikmettir. Cehalet ise yüz karasıdır ve ilmi ancak akıl sahipleri takdir eder, onun değerini onlar anlarlar. Bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağı böylece açıklanarak ilme sarılmak ve yüz karası olan cehaletten kurtulmak insanlara bildirilmektedir. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy da bu ayetle ilgili olarak mısralarında şöyle der:
Olmaz ya... Tabii... Biri insan biri hayvan! Öyleyse cehalet denilen yüz
karasından Kurtulmaya azmetmeli
baştan başa millet Kâfi mi değil, yoksa bu, son ders-i felâket^)
İlim akıl ve zeka işidir. Aklını işleten kimseler iyiyi kötüden ayırdığı gibi ilmi cehaletten elbette üstün tutacaklar ve ona sarılacaklardır. Akıl ve ilim Cenab-ı Hakk’ın insanlara verdiği en büyük nimettir. Onu elde etmek için bütün gücüyle çalışmak dinin emridir.
İlimin yüce mertebesini şu ayet-i kerime ne güzel açıklar:
"...Kendilerine ilim verilenlerin üstün dereceleri vardır..."(7)
Fâtır Sûresi’nin 28. ayetinde ise şöyle buyurulmaktadır: "Kulları arasında Allah’a en saygı duyup itaatli olanlar bilginlerdir..."
Böylece alimlerin insanların en seçkini oldukları beyan edilmektedir. Mısırlı Tefsir Bilgini Tantavî Cevherî Kur’an-ı Kerim’de ilme teşvik eden ve ilimden bahseden ayetlerin sayısının 750 kadar olduğunu söyler.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) de: "İlim tahsil etmek kadın, erkek her müslümana farzdır."(8) "Hikmet, özlü bilgi mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa alır."(9) buyurarak, müslümanların ilim öğrenmelerini ve ilmi nerede bulurlarsa almalarını tavsiye etmişler ve kendisi de "Ya Rab! Benim ilmimi artır"(10) diye Cenab-ı Hakk’a dua etmişlerdir.(11)
Genel olarak kabul edilen tarife göre, eğitimin hedef ve maksadı, çocukları, gençleri, ihtiyaç duyan ve talep eden her yaşta insanı geliştirmek, etkin ve sosyal hale getirmek olan bir faaliyeti ifade eder.
Eğitimin ferdî ve sosyal gayer leri gözönüne alındığı zaman görülür ki asıl hedef, kabiliyetleri geliştirilmiş, dengeli ve sıhhatli, kişilik sahibi fertlerden müteşekkil, birlik, beraberlik, ahenk, dirlik ve düzenliğin yaygınlaştırıldığı bir toplum oluşturmaktır. Böylelikle hem ferdin, hem de toplumun mutluluğunu sağlamaktır.
Eğitimin zikredilen bu gayesine ulaşabilmesi için genel eğitim içerisinde din eğitimine yeterince yer verilmesi gerekir.(12)
Dinin öğrettiği konulara inanmak, kabul etmek, o şekilde yaşamak, emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak suretiy- f\ le davranışları ona göre tanzim etmek için yapılan çalışmaya din eğitimi denmektedir.
Din öğretimi denilince de, dinin itikad, ibadet, muamelat ve ahlak konularının neler olduğunu bilmek, yeri gelince hatırlayarak söylemek; helal-haram, farz, vacip ve sünnet hakkında dinin hangi kuralları koyduğunu öğretmek akla gelir.
Eğitimcilerin önemle üzerinde durdukları bir husus ta şudur: Öğretimsiz bir eğitim tasarlanmadığı gibi, tersine olarak, eğitmeyen bir öğretim de olmaz. (13)
Din eğitiminin kazandıracağı faydalardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:
1- Din eğitimi insana Allah inancını öğreterek, hayatının değerini ve üstünlüğünü anlatır. İnsanın sıradan bir canlı olmadığını, yemek, içmek ve çoğalmak suretiyle yaşayan ve zamanı gelince ölen, yok olan bir canlı olmadığını öğreterek, hayatına dünyada ve ebedî alemde bir anlam kazandırmak ister. Böylece insana, bedenî zevklerini ve ihtiyaçları gidermesi yanında ruhunun isteklerini de dikkate almasını öğretir.
2- Din eğitimi, gruplar içinde fertleri nazik ve uyumlu hale getirir. İnsanlık dışı olayların önlenmesinde önemli bir rol oynar. Toplumun hamuruna iyilik mayası ancak din eğitimiyle katılabilir.
3- Din eğitimi, iyilikleri, sosyal adalet ve dayanışmayı desteklediği gibi, her türlü kötülüklerin fuhuş, içki ve kumar alışkanlıklarının azalmasına da yardımcı olur. Bu alanda bütün insanlar, özellikle yetişmekte olan gençler, dinin moral desteğine muhtaçtırlar.
4- Din eğitimi, kardeşlik duygusunu, insan sevgisini hayvan ve tabiat sevgisini geliştirir. Sosyal ilişkilerin uyumlu ve ahenkli olmasını, korku, tasa ve güvensizlik duygularından uzak olarak yaşamayı temin eder.
Günümüzde batı ülkeleri; insanın içinde bulunduğu ruhî ve sosyal problemlerin çözümünde dinin moral gücüne sığınmanın gerektiğini çoktan görmüşler, onun için eğitim çalışmalarında, din eğitimine büyük bir değer vermişlerdir.(14)
Memleketimizde de din konusundaki yanlış ve olumsuz yaklaşımlar büyük ölçüde geride kalmış, dinin fert ve cemiyet açısından vazgeçilmezliği görülerek okullarımızda din öğretimi zorunlu dersler arasına alınmıştır.
Sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerimizde, dinin olumlu katkılarını görmek istiyorsak, yetişkin nesiller olarak, yüce dinimizin esaslarını tam anlamıyla öğrenmek ve samimiyetle yaşamakla birlikte, yetişmekte olan nesillerimize yeterince öğretmek zorundayız.
Meselelerimizin çözümünde, dinimizin bitmez tükenmez manevî gücünden her alanda faydalanabiliriz. Yeter ki dinin esaslarına uygun olarak, eğitim amaç ve programlarını da gözönünde tutarak din eğitimi ve öğretimi yapmanın imkân ve şartlarını bulalım.
Dünya ve ahiret hayatında muvaffak ve mesud olmak isteniliyorsa, herşeyden önce yetişkin nesillerin, İslâm’ı aslına uygun bir şekilde, tam manasıyla öğrenip samimiyetle yaşaması gerekir. İş bununla da bitmeyecektir; İslâm’ın öğrettiği dünya görüşünü, yetişmekte olan nesillere, ruh ve beden gelişmelerini dikkate alarak kazandırmak da şarttır. Yani yeterince ve zamanında dinin esaslarına ve çocuk psikolojisine uygun bir din eğitimi yapmak gerekecektir. İşte o zaman şikayetçi olduğumuz bir çok menfî meselelerin azaldığı ya da zararsız hale geldiği, müsbet olan davranış ve hareketlerin ise giderek arttığı görülecektir.(15)

(1) A. Ham di Akseki. İslâm, 1st. 1966, s.53.
(2) T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, ’Din’ Maddesi, C.9, s.317-318.
(3) Doç. Dr. Halis Ayhan, Din Eğitimi ve Öğretimi, D.I.B. Yayınları, Ankara 1988,s.179-180.
(4) a.g.e., s.9.
(5) Bkz. Alak Suresi; Ayet, 1-5.
(6) Mehmet Akif Ersoy, Safahat, D.I.B. Yayınları, Ankara 1992, s.177.
(7) Mücadele Suresi, Ayet 11.
(8) Ibn-i Mâce, c. 1, s.81, Hadis no: 224.
(9) Ibn-i Mâce, c.2, s. 1395, Hadis no: 4159; Tırmizi, C.5, s.51, H. no: 2687.
(10) Tâhâ Suresi ayet; 114.
(11) Osman Keskioğlu, İslâm’da Eğitim ve Öğretim, D.I.B. Yayınları, Ankara 1987, s.5.
(12) M. Nuri Yılmaz, Din Eğitiminin Önemi, Diyanet Aylık Dergi, Sayı 45, Eylül 1994.
(13) Halis Ayhan, a.g.e., s.48-49.
(14) a.g.e., s.66-70.
(15) a.g.e., s.5-8.