Makale

İNSAN VE ÇEVRE

İNSAN VE ÇEVRE

Mustafa BEKTAŞOĞLU
Mesut ÖZÜNLÜ

Çevre kavramı “İnsan ve Çevresi" bağlamında ele alındığında, her ne kadar V/ mahdut ve basit bir anlamı içeriyor gmi görünse de, derine inildikçe dallanıp budaklanan; atomdan yıldıza, hatta maddeden mânâya uzanacak kadar genişleyen bir anlam bütünlüğünün adıdır. Bundan böyle bazı çevrebilimciler, çevre kavramını, daha bütüncül bir anlam ifade eden “ekosistem" mefhumu içerisinde ele almaktadırlar.
Genel bir tanımla çevre; insan faaliyetleri ve canlı varlıklar üzerinde hemen ya da süre içinde dolaylı ya da dolaysız bir etkide bulunabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etkenlerin belirli bir zamandaki toplamıdır. Böyle bir açıdan bakılırsa, kapsamadığı hiçbir alan ve süreç kalmamaktadır. Kavramı belirgin kılmak için bu tanımı açıklamak gerekirse, şu temel öğelerin altı çizilebilir:
- İnsanla birlikte tüm canlı varlıklar,
- Cansız varlıklar,
- Canlı varlıkların eylemlerini etkileyen ya da etkileyebilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik, toplumsal nitelikteki tüm etkenlerdir. Bu öğeler göz önünde tutulursa çevre, canlı ve cansız varlıkların karşılıklı etkileşimlerinin bütünüdür. Çevrenin canlı öğeleri; yani insanlar, bitki örtüsü, hayvan topluluğu ve mikroorganizmalardan oluşur. Cansız öğeler ise-, iklim, hava ve su’dur. Cansız öğeler canlıları etkileyip, onların eylemlerini güçlendirirken, canlılar da cansızların konumlarını, yapılarını belirleyen etkilere sahip olmaktadır.
Tanım daha da açılarak yinelenecek olursa çevre:
-İnsanın diğer insanlarla olan karşılıklı ilişkilerini, insanların bu ilişkiler sürecinde birbirlerini etkilemesini,
- İnsanın kendi dışında kalan bütün canlı varlıklarla, yani bitki ve hayvan türleriyle olan karşılıklı ilişkilerini ve etkileşimini,
- İnsanın canlılar dünyası dışında kalan, ama canlıların yaşamalarını sürdürdükleri ortamdaki tüm cansızlarla, yani; hava, su, toprak, yer altı zenginlikleri ve iklimle olan karşılıklı ilişkilerini anlatır.("
Çevre deyince aynı zamanda, insanın içinde yaşadığı mesken ve şehirden tutunuz da, ilişkide bulunduğu fabrikalar ve iş yerleri, yollar ve sokaklar, ulaşım vasıtaları ve araçlar gibi nesnelerdir. Hatta diğer insanların hayat tarzlarına varıncaya kadar bütün bu ortamlar da çevre tanımına dahildir. Çevre, en geniş manasıyla; insanın içinde yaşadığı maddi ve manevi ortamdır.
Çevrecilik ise; tabii çevreyi korumaya, çevre krizine veya kirliliğine yol açan sebepleri ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlerin genelidir. Çevrecilik faaliyetinde bulunan kimseye de “çevreci" denilmektedir.
Ekoloji
Ekoloji, organizmaların çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Ekoloji sözcüğünün basit sözlük anlamı ise “ev bilgisi" veya "mekân bilgisi"dir. Bugünkü kullanımıyla ekoloji, canlı varlıkların çevreleriyle olan ilişkilerini incelemeden başka bütün çevre sorunlarını da konu alan bir bilim haline gelmiştir. Bugün çevrecilik ve ekoloji deyimleri çoğu zaman birbirlerinin yerine ve eşanlamda kullanılmaktadır. Fakat, ekoloji daha geniş kapsamlıdır ve çevreciliğin daha çok bilimsel yönünü ifade etmektedir.’21
İbn Sina ve Birûni gibi bilginler, yeni kurulacak bir yerleşim yeri için, önce suyu ve ulaşım durumu gibi bazı özellikleri dikkate alarak bazı yerler belirlendikten sonra, bunlardan havası en temiz olan yere şehrin kurulmasının doğru olacağını söylerler. Dolayısıyla, onlara göre sağlıklı bir çevrenin en belirleyici özelliği havadır.131 Yerleşim yerleri için aranılan bu şartlar, hastane yapımı için de geçerlidir. Nitekim Bağdat’ta bir hastane kurmak için şehrin çeşitli semtlerine et parçaları asıldığı ve bunların içinde etin en geç bozulduğu yere hastane yapıldığı bilinmektedir.141
Ekolojik Denge
Çevrecilikle ilgili olarak sıkça işittiğimiz ve Kur’an-ı Kerim’in kâinatla ilgili olarak ısrarla üzerinde durduğu konulardan birisi de "ekolojik denge" meselesidir. Bir başka ifadeyle “tabii denge”dir. Her ikisi de, tabiatta tabii olarak bir düzen, varlıklar arasında bir ahenk ve insicamın olduğunu, her şeyin tabiatta belirli bir ölçü ve miktarda bulunduğunu ifade ederler.
Birçok filozof ve düşünür, tabiatta tesadüfün olmadığını söylemişlerdir. Meselâ Pisagor, tabiat düzeninin aritmatik bir sayısal düzeni içerisinde olduğunu kabul etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de de bu husus vurgulanmış, birçok ayette: "Her şeyin bir ölçü ve miktar içinde yaratıldığı”<5> sıkça vurgulanmaktadır. Normal şartlarda tabiat kendi ekolojik dengesini muhafaza etmektedir. Fakat tabiatın insan eliyle aşırı tahribi ve kirletmesiyle bu denge bozula- bilmektedir. Nitekim, Rasulullah Mekke’yi fethettiği gün halka yaptığı konuşmada yer verdiği hususlardan biri, Mekke’nin tahrimidir. Yani orada kan dökülmez, hayvanları öldürülmez, otları yolunamaz, ağaçlan kesilemez. Bu, İslâm’ın çevre korunmasında, meskun mahallerin tahribatının önlenmesinde, tabii dengenin muhafazasında aldığı ilk örnek tedbirlerden biridir. Taşıyla, toprağıyla, bitkisiyle mukaddes bilinen bu diyardan, hacılar teberrüken birer yaprak koparsalardı, o memlekette yeşillik diye bir şey kalmazdı. Flaram ilan edilmesiyle Mekke bu tahribattan korunmuştur.
Yerde ve gökteki en küçük varlıktan en büyük varlığa kadar her şey, düşünen ve inanan insan için alelâde bir şey değildir. Canlı olsun, cansız olsun her şeyin fiziki kıymetinin ötesinde manevi bir değeri vardır. İşte bu bakımdan varlıklar kutsaldır, onların rastgele öldürülmesi, yok edilmesi İslâm dinince yasaklanmıştır. Bu temele dayanarak, Müslümanlar çevreye her zaman sahip çıkmışlardır. Çünkü çevreye yapılan bir kötülük, Allah’a karşı yapılan kötülük olarak değerlendirilmiştir. Bu itibarla Allah, insandan tabii çevresini ve kainatı korumasını, onların tabii ve ekolojik dengelerinin bozulmamasını istemektedir.
Aksi takdirde insanın doğaya yaptığı tahribatın neticesi olarak zarar göreceğini ifade etmektedir.
Çevreciliğin Tarihî Seyri
Çevre bilinci, tarihin çok eski devirlerinden beri insanoğlunda var olmuştur. İnsanlar, çoğu kez yaşamlarını sürdürebilmek ve dar anlamda çevrelerini geliştirebilmek için sürekli mücadele etmişler; çiçek ve böcekleri sevmişler, ormanları korumuşlardır. Aynı zamanda, yaşamlarını sürdürebilmek için doğal kaynakları kullanmışlar, ağaçları kesmişler ve hayvanları öldürmüşlerdir.
Son zamanlara kadar insanoğlu-, suyun berraklığı, havanın temizliği, bitki ve hayvanların varlığı gibi, çevresinin temelini oluşturan kaynakları, kendiliğinden var olan ve hiç tükenmeyen doğal nimetlerden olduğunu sanmıştır. Böyle bir anlayışın sonucu, özellikle 19. yüzyılın başlarından itibaren, sınırsız sandığı doğal kaynakları gelişigüzel tüketmiş ve yaşam standardını artırmaya çalışmıştır.
Arkeologların yaptığı bazı araştırmalara göre-, insanoğlu milâttan önceki devirlerden beri çevreyle haşir neşir olmuş, zaman zaman çevreye zarar verirken, zaman zaman da onunla dost olmanın yollarını aramış, yaşadığı coğrafyada millî parklar ve çeşitli sid alanları oluşturma yoluna gitmiştir.
Romalılar döneminde, yedi tepe üzerinde yerleşmiş tarihi İstanbul şehrinin içme su ihtiyacı, Belgrat ormanları ile Halkalı bölgesindeki kaynaklardan sağlanmaktaydı. Bu amaçla inşa edilmiş bentlerden alınan su, künk- ler içinde kemerli köprüleri aşarak kent içindeki sarnıçlara getirilmiştir. Bugüne " kadar üç açık hava ve on yedi kapalı su sarnıcının yüzyıllar boyu, İstanbul halkına temiz su deposu hizmeti verdiği belirlenmiştir.
Yerleşim bölgelerine temiz su sağlama projesi, Osmanlı döneminde o derece ehemmiyet kazanmıştı ki, sırf bu amaçla hükümette bir Su Nazırlığı (Bakanlığı) görevi ihdas edilmişti. Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethettikten sonra Barbara kentine mühendisler yollayarak kente su şebekesi yaptırmıştır. Bu şebekenin dört buçuk asır sonra hâlâ kullanıldığı bilinmektedir.
Fatih’in çevre konusundaki vakfı, Haliç’i korumak ve yamaçlarındaki erozyonu önlemek gayesiyle bazı tarımsal faaliyetlerde bulunması, ağaçların kesilmesini yasaklaması; tarihimiz ve milli kültürümüz açısından çok önemli çevresel derslerden birkaç örnektir.
Çorum’da Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı rivayet edilen Ali Paşa Hamamı’nın kullanma suyu, on kilometre uzaklıktaki temiz bir kaynaktan künk borularla getirilmiş-, atık suları ise, dikdörtgen kesitli bir oluk ile şehrin beş kilometre dışına atılmıştır.
Fatih Sultan Mehmet’in Çevre İle İlgili Vakfı
Ben ki İstanbul’un fatihi abd-i âciz Fatih Sultan Mehmet;
Bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un Taşlık mevkiinde kâin ve malûmu’l-hudud olan 136 bap dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eklerim. Şöyle ki: Bu gayrimenkulâtımdan elde olunacak nemalarla, İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde, günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Bu sokaklara tükürenlerin tük rükleri üzerine bu tozu d ökeler ki, yevmiye yirmişer akçe olsunlar. Ayrıca on cerrah, on tabip ve üç de yara sarıcı tayin ve nasp eyledim. Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar; bilâistisna her kapuyu vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise ve şifası orada mümkün ise şifâyâb olalar. Değil ise, kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Dâ- rülaceze’ye kaldırılarak orada salâh buldurulalar.
Çevre Sorunları
Çevre sorunları, insanları uzun süre meşgul eden konulardan biridir. Günümüzde çevre mühendisliği gibi müstakil bir fakültenin yanında, radyo ve televizyonlarda çevreyle ilgili programlar yayınlanmakta, gazete ve dergilerde çevre sayfaları yer almaktadır. Bunlarla yapılmak istenen şey ise-, çevreyi maruz kaldığı bozulmalardan korumak ve insanoğlunun temiz bir çevrede hayatını sürdürmesini sağlamaktır.
Çevre sorunları sözü, kimi insan için denizin bulanık rengi ve üzerindeki yüzen çöplerdir. Bir başkası için kışın teneffüs etmekte zorluk çektiği havadır. Bazı insanlar için yerlere atılan çekirdek kabuklarıdır. Bazısı için ise, ozon tabakasında meydana gelen delinme ve iklim değişiklikleridir. Bunları çoğaltmak mümkündür.’6’
Çevre sorunları birdenbire ortaya çıkmamış, zaman içinde birikerek varlığını duyurmuştur. Çevrenin kirlenmesi ya da bozulması, çevreyi oluşturan öğelerin bu süreç içinde giderek niteliğinin değişmesi, değerinin yitmesidir. İnsan faaliyetleri sonucunda çevreye verilen zararlar, doğanın kendini yenileyebilme yeteneği sayesinde başlangıçta fark edilmemiş, hatta çevrenin zamanla bu kirliliği yok edeceği düşüncesi yaygınlaşmıştır. Ancak zaman içinde sanılanın tersine, çevreye bırakılan kirliliğin nicel ve nitel olarak artması, çevrenin kendini yenileyebilme yeteneğinin çok üstüne çıkmış, çevre hızla bozulmaya başlamıştır.
Hava, su, toprak kirlenmesiyle başlayıp, bitki örtüsü ve hayvan topluluklarının yok olmasına kadar uzanan çevre sorunları, belli bir gelecek kaygısı uyandırdı. Yirminci yüzyılda toplumların büyük ölçüde kentli toplum olmaları, yani kırdan kente olan göçün hız kazanması ve kentte oturan nüfusun artması, kentlerde geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde kirlenmeye neden olmuştur. Sanayileşmenin yaygınlaşması, endüstriyel üretim sırasında ortaya çıkan kirlenmenin de yaygınlık kazanması ile sonuçlanmıştır.
Toplumsal açıdan bakınca, doğal kaynakların ve enerji kaynaklarının kıtlığı, hızlı nüfus artışı, dünyadaki toplam besin üretiminin artan nüfusu beslemeye yetmeyeceği varsayımı, kentleşme ve endüstrileşme ile kirliliğin artması, temel çevre sorunları olarak ortaya çıkmıştır. Ancak üretilen değişik çözüm önerileri ne olursa olsun, hepsinin görünürde hedefi ayni: Dünyanın geleceğini korumak.’7
Çevre kirliliği deyince, bugün çevre krizine yol açan bütün maddi ve manevi olumsuz faktörleri anlamalıyız. Çevre kirliliği, sadece tabiatın sorumsuzca tahrip edilmesi sonucu tabii ekolojik dengenin doğrudan bozulması, sanayi ve teknolojik atıklarla suların kirlenmesi, havada ve atmosferde birtakım zehirli gazların yoğunlaşması değildir. Bununla beraber sağlıksız ve altyapısız kentleşme, aşırı gürültü, çağın gereği olarak insana sunulması gereken hizmetlerin yetersizliği de akla gelmelidir. Bugün bir fabrikadan çıkan zehirli gaz ve pis duman kadar, geçim sıkıntısı da çevre krizine bir sebeptir.8
Çevre konusunda üzerinde ehemmiyetle durmamız gereken bir başka konu da temizliktir. Temizlik, gerek maddi gerek manevî olsun bir Müslüman’ın mutlaka riayet etmesi gereken bir husustur. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Temizlik imanın yarısıdır"9, ‘‘Hiçbir namaz taharetsiz kabul olunmaz”"0’gibi beyanlarıyla temizliksiz dindarlığın mümkün olamayacağını mü’minlerin vicdanına yerleştirmeye çalışmıştır. Şu halde kişi Müslüman olabilmek, Allah’a lâyık olabilmek için, maddeten ve manen temiz olmak zorundadır. Sünnetteki açıklamalara göre zahirin temizliği deyince, sadece insan bedeninin temizliği söz konusu değildir. Elbisenin, meskenin ve hatta yaşanan muhit ve çevrenin de temizliği söz konusudur. Zira insan, bu söylenenlerin hepsiyle birlikte gerçek bütünlüğünü bulmaktadır.
Piknik Yerlerinin ve Yolların Temizliği Çevre sağlığı deyince, hatıra gelen önemli konulardan biri piknik yerleridir. Pikniğe çıkmak, günümüzde bilhassa şehirlerde yaşayanlar için normal hayatın bir parçası, hem de kolay kolay vazgeçilemeyen, neredeyse zaruri bir parçası halini almış durumdadır. Hafta sonlarında, bir haftalık çalışma hayatının sıkıntılarına karşı bir ferahlama, bir dinlenme fırsatı elde etmek üzere, imkân nispetinde kırlara, suyu, havası ve manzarası daha değişik, daha sakin yerlere gidilmektedir.
Mesire yerlerinde-, güzellik, temizlik ve sükûnet gibi hususlar aranır. Ancak ne var ki, çoğu kere buraların daha önce gelenler tarafından çeşitli atıklarla kirletilmiş, koku ve manzarasının bozulmuş olduğunu üzülerek görüyoruz. Bilhassa yatıp yuvarlanarak oynamayı seven çocuklar için tehlikeli bir durum arz eden şişe kırıklarından temizlenmiş bir köşeyi boşuna arar dururuz.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadislerinde, çevrenin her çeşit rahatsızlık verici kirletmelerden korunmasıyla ilgili emirler gelmiştir. Müslim’in bir rivayetinde Hz. Peygamber (s.a.s.): "Çok lanet ettiren iki şeyden sakının" buyurmuş. Ashap:
"Bu çok lânet ettiren iki şey nedir ya Rasulellah?" demişler. Rasûlullah (s.a.s.):
"İnsanların yoluna veya gölgesine kaza-i hacet edendir" buyurmuşlar.""
Kirletilmesi yasaklanan gölgeden amaç, sadece meyveli ağaçların gölgesi değildir. Halkın temiz hava almak ve dinlenmek için oturduğu bütün gölgeler yasağa dahildir. Ağaç gölgesi, duvar gölgesi vs. hepsi birdir. Ayrıca bir mü’min, hadiste ifade edilen yasağı sadece “abdest bozma" olarak anlamaz, her çeşit kirletmelere teşmil eder. Zira o devir için şişe, konserve kutusu, kâğıt, paket artığı gibi kirleticiler söz konusu değildi. Diğer yandan, gelip geçene rahatsızlık veren bir diken, bir dal parçasının, tek kelime ile "eza”nın kaldırılmasının önemi ifade edilmiştir. Bu çeşit hadislerin manayı muhaliflerini arayacak olursak, piknik yerlerini insanlara ve hatta hayvanlara rahatsızlık verecek şeylerle kirletmenin dinen ne kadar büyük bir hata olduğunu anlarız.’12
Biraz önceki hadis-i şerifin yanı sıra, bir hadiste, rahatsızlık veren şeylerin-ki eza diye ifade edilir- yollardan kaldırılması "imandan bir şube" olarak tavsif edilmiştin “İman yetmiş küsur şe- bedir. Bunların efdali ’Lâilâhe illellah’ sözü, en aşağısı da yoldan eziyet verecek şeyleri gidermektir. Hayâ da imanın bir şubesidir.13 Yoldan ezayı temizlemek ne kadar ehemmiyetli, ne kadar değerli, sevaplı bir amel ise, onu kirletmek de o kadar kötülenen bir amel olmaktadır.
Hava Kirliliği
Hava, dünyayı canlıların yaşamasına uygun hale getiren, dünyayı çevreleyen atmosferdir. Canlıların yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan solunum, sindirim, fotosentez gibi süreçlerin temel kaynağı havadır. Hızlı nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşme sonucunda atmosfere bırakılan kirleticiler, zaman içinde belli oranlara ulaşmakta ve havanın doğal yapısını değiştirmekte, yani havayı kirletmektedir. Hava içindeki zararlı maddelerin yoğunlaşması ile hava, insan ve insanın doğal ve yapay çevresi üzerinde olumsuz etkiler yapmaya başlamaktadır. Belli bir kaynaktan atmosfere bırakılan kirleticilerin, havanın do ğal bileşimini bozarak, onu canlılara ve eşyaya zarar verecek bir yapıya dönüştürmesine hava kirliliği denmektedir. Hava kirleticileri, havanın doğal bileşimini değiştiren is, duman, toz, gaz, buhar ve aerosol durumundaki kimyasal maddelerdir. Bunların havadaki miktarlarının belirli ölçülerin üstüne çıkması, hava kirliliğine yol açmaktadır.
Doğaya Etkileri
Hava kirliliğiyle değişime uğrayan atmos fer şartları, iklimi etkilemektedir. Kentlerin üzerinde oluşan kirli hava katmanı, morötesi(ultraviole) ışınlarının kaybına, dolayısıyla gün ışığının azalmasına neden olmaktadır. Bu tür olumsuz gelişmeler, hava kirliliğinin doğal iklim dengesi üzerinde oluşturduğu bozulmaları göstermektedir.
Hava kirliliği, hayvan türleri üzerinde de olumsuz etkilerde bulunmaktadır. İnsanlarda solunum yoluna bağlı olarak ortaya çıkan zararlı etkilerin pek çoğuna hayvanlarda da rastlanmaktadır.
Hava kirleticilerin bitki ve ağaçlar üzerine olan zararlı etkileri genelde yapraklar üzerinde olmaktadır. Asit yağmuru biçiminde toprağa ulaşan kirleticiler, bitki dokusunu bozmakta, toprağın verimliliğini azaltmakta, tarımsal üretimin düşmesine yol açmaktadır.
Hava kirliliği, yapıların taş ve metal kısımlarına ve makinalara da zarar vermektedir. Kükürt içerikli yakıtların yakılması sonucunda oluşan ya da kimyasal endüstri kuruluşlarından yayılan kükürt oksitler atmosferdeki nem ile birleşerek sülfürük aside dönüşmekte ve eşyanın bozulmasına, ömrünün kısalmasına sebep olmaktadır14
Su Kirliliği ve Nedenleri
Hava gibi su da hayatın sür meşinde vazgeçilmez bir yere ve öneme sahiptir. Suların kullanılmaz hale gelmesi, hayat kaynağının kuruması, canlı hayatın yok olması anlamına gelir. Su kirliliği terimi, en geniş anlamı ile ekolojik yapının bozulmasını ifade eder. Bir başka anlatımla, su kaynaklarının kullanılmasını bozacak ölçüde, organik, inorganik, biyolojik ve radyoaktif maddelerin suya karışmasına su kirliliği denir.
Su kirliliğinin nedenlerini şöylece sıralayabiliriz:
a) Tarımsal faaliyetlerin neden olduğu kirlilik: Her türlü tarımsal faaliyet sonucu ortaya çıkan katı ve sıvı atıkların neden olduğu kirliliğe tarımsal kirlilik denir. Tarımsal kirliliğin nedenlerinden biri olan toprak aşımımı (erozyon), yalnızca tarımsal faaliyetlerden kaynaklanmaz. Erozyona uğrayan tarım toprağının en verimli ve tarıma uygun olan üst kısmı sürüklenerek bazı su kaynaklarına yığılırlar. Göllerin, limanların, baraj göllerinin, göletlerin tabanları taşınan toprakla örtülür ve kullanma ömürleri kısalır.
b) Bitki besin maddelerinin oluşturduğu kirlilik: Tarla tarımında verimin artması, bitki besin maddelerinin kullanımına bağlıdır. Azot ve fosfordan oluşan yapay gübreler toprağa karışıp su kaynaklarını kirletirler. Azot ve fosfor belli miktarlar içinde tüm canlılar için yararlı olan kimyasallardır. Ancak, yüksek miktardaki azot da, azot zehirlenmesine neden olmakta, toplu balık ölümlerine yol açmaktadır.
c) Hayvan atıklarının oluşturduğu kirlilik: Hayvancılık yapılan yerlerde ahır, ağıl vb. hayvan barınakları yağışlarla yıkanır, oralardaki hayvan artıkları yüzey sularına karışırlar. Tarlalara serilen gübrenin de yağışlarla yüzey sularına karışması, su kaynaklarının kirlenmesinde önemli bir etken olmaktadır.
d) Tarımsal mücadele ilâçlarından kaynaklanan kirlilik: Tarla ve bahçe tarımında yetiştirilen ürünlerin niteliğinin ve niceliğinin artması, bu bitkilere zarar veren yaban otları, asalaklar ve böceklerin yok edilmesi için kullanılan ilâçlar yıkanarak su kaynaklarına karışırlar. Tarımsal mücadelede kullanılan kimyasal ilâçlar hem kalıcı, hem de birikici özelliğe sahiptirler.
e) Sanayi faaliyetlerinin neden olduğu kirlilik: Sanayinin çevre sorunlarının ortaya çıkışındaki ağırlıklı etkisi, su kirliliğinde de kendini göstermektedir. Sanayi ürünlerinin atıkları ile kirletmenin yanı sıra, sanayi kuruluşlarının sıvı atıkları ile doğrudan su kirliliğine yol açmaları, yaygın görülen bir durum olmaktadır. Bazı sanayi kolları kirleticilik bakımından ön sırayı alırlar: Petrol rafineri atıkları, kâğıt sanayii, metal kaplama sanayii, deterjan sanayii, gıda sanayii, I plâstik sanayii, ilâç sanayii ve deri sanayii atıkları başta gelen kirleticilerdir.
Bütün kullanılmış sular ya deniz, göl, akarsu gibi yüzeysel su kaynaklarına bırakılmakta ya da geçirimli zeminlere dökülerek yeraltı su kaynaklarına sızdırılmaktadır. Biyolojik kirlilik sonucunda sular önemli bir hastalık kaynağı durumuna gelmektedir. Tifo, kolera, sarılık, çocuk felci gibi hastalıklar bu suretle oluşmaktadır. Sulama suyu olarak kullanılan sulardaki mikroplar bitkilere geçmekte, bu bitkileri besin maddesi olarak kullananlar da hastalanmaktadırlar."15
Medeniyetimizin en önemli öğesi olan bilim ve endüstri, bugün, çevresel açıdan bakıldığında yeni bir tanıma muhtaçtır. Biz, kimyasal ve endüstriyel atıklarla, bugün çevreye zarar verici bir faktör haline dönüşen teknolojik gücün, çevreye verdiği zararı da ortadan kaldıracak kadar kudretli olduğuna inanıyoruz. Yeter ki teknolojinin sahibi olan insanoğlu, bunu samimice istesin ve bu konuda ciddi adımlar atsın...
Unutmayalım! İnsan olmadan çevre ve diğer canlılar rahatlıkla varlıklarını sürdürebilirler. Fakat çevre olmadan insanın varlığını sürdürmesi asla mümkün değildir.

1- Bayraktar, Mehmet, İslâm ve Ekoloji, 9-11 Yay., Ankara-1992.
2- Bayraktar, a.g.e., 18-19.
3- Bayraktar, a.g.e., 26.
4- Kara kaş, Mahmud, Müspet ilimde Müslüman Alimler, 19, Kültür Bak. Yay., Ankara-1991.
5- Kalem, 49. a
6- Uslu, İbrahim, Çevre Sorunları, 17, /nsan Yay., is tanbul-1995.
7- Keleş, Ruşen- Hamama, Can, Çevrebilim, 15-16 İmge Yay., Ankara-1992.
8- Bayraktar, a.g.e., 16.
9- Davudoğlu, Ahmed, S. Müslim Tere, ve Şerhi, 2/269, Kitâbü’t-Tahare, 223.
10- Davudoğlu, a.g.e., 2/275, Kitâbü’t-Tahare, 224, Bab: 2; Hatiboğlu, Haydar, S. İbn-i Mâce Tere, ve Şerhi, 1/441, Kitâbü’t-Tahare, Bab:1, Hadis no.- 271.
11- Davudoğlu, a.g.e., 2/381, Kitâbü’t-Tahare, Bab-,20, Hadis no:68(269).
12- Canan, İbrahim, Kütüb-i Sitte Tere, ve Şerhi, 10/390, Ak çağ Yay., Ankara-1990.
13- Davudoğlu, a.g.e., 1/246, Kitâbü’l-İman, Bab: 12, Hadis no: 58.
14- Keleş-Hamamcı, a.g.e., 82-89.
15- Keleş-Hamamcı, a.g.e., 96-104.