Makale

POŞETLİK EKRANLAR

POŞETLİK EKRANLAR
Sami Yaprak


YAŞLI dünyamız insanoğlunun çılgınlıklarına adeta isyan ediyor. Nelere sahne olmuyor ki!... Bir yerde vahşet kan akıtıyor, bir yerde açlık can alıyor, bir başka yerde her türlü ahlâksızlık çığ gibi büyüyor. Masun aile hayatının sapık çizgiye çekilmesi için sinsi planlar geliştiriliyor.
Rezaletin, medeniyetin bir gereğiymiş gibi görüldüğü batı ülkelerinde kamaval-faşing törenlerini, bazı basınımızdan ve televizyon yayınlarından detayına kadar öğrenmek mümkün. Ne büyük başarı (!)...
Gerek insanlığın ve gerekse İslâm âleminin bağrındaki yaralar kanarken, başkalarının in-sanlık dışı yaşayışını, sapıklıklarını eğlence ve festival çılgınlığını okuyucusuna ulaştırma çabası güden bazı basın-yayın organlarının, bu gayretini anlamak mümkün değildir.
RAHMET - MAĞFİRET -KURTULUŞ günleri RAMAZAN ayının, malzemeleri müstehcenlik olan gazetelerde istismar edilmesi ise vicdanları rahatsız eden bir başka konu.
Üstelik âyet-i kerime’nin basıldığı sayfaya ya da arka yüzüne müstehcen resimleri özellikle basmanın, islâmla, müslümanla alay etmekten başka izah şekli olabilir mi?
Bu korkunç gidişatın, acı sonumuzu hazırladığının farkına varmak için hemen her aileye AİDS’in bulaşması, her eğitim yuvasına uyuşturucunun yayılması, bir çok ailenin bu ve benzeri afetlerden dolayı yıkılması mı gerekir?
Gazetelerin cinayet, tecavüz, saldırı ve terör manşetlerini görünce yüzlerimize akseden burukluğun, acı hislerin, boğazımıza düğümlenen acıların, bizleri endişeye düşürmemesi mümkün değildir.
Sansür meselesi kökünden halledilmek üzere! Yani gereksizliğine inanılan sansürün, "sa-nata" gölge düşürdüğü, olayın gerçek boyutunu yansıtmaya engel olduğu gerekçesiyle tümüyle ortadan kaldırılması söz konusu.
Bilgi nerede ise onu bulmak ve almak görevimiz. Ama iyi ve kötüyü ayırdetmek, faydalıyı zararlıdan ayıklamak ve seviyeye göre öğretmek de görevimiz. Bu itibarla, değil yasallaştırılması, zinanın ve porno yayınların serbest bırakılması gibi bir düşünce bile özümüzü, kültürümüzü tahribe kâfidir. Kaldı ki serbestiyet kime, hangi topluma ne kazandıracak? Öte yandan neler kaybettirdiğini ibretle müşahede etmekteyiz.
Teknolojinin harika imkânlarını, kendi kuyusunu kazmak için zorlayan insanoğlu belki bunun farkında değil ama, tehlike sinyalleri sürekli ikaz etmeye devam ediyor...
Sakıncalı yaş sınırı, teoride 18 ama, pratikte 8’e inmiş durumda. Sinemaların, video kulüplerin, oyun salonlarının, eğlence yerlerinin önündeki manzaralar bunun belgesidir, isbatıdır...
Çocuklarımızı daha bu yaşlarda belden aşağı düşünmeye, konuşmaya, seyretmeye, sokak edebiyatıyla yetişmelerine izin verirsek, hem bu günümüz hem yarınımız için bundan daha kötü bir musibet düşünülebilir mi?
Bugün istanbul’da mevcut 68 sinemadan 19 unda porno film gösterilmektedir.
Prof. Ayla OKTAY, "Anneler ve babalar, çocuğunuzun televizyonda izleyeceği prog-ramları sizler denetleyiniz. Seks ve şiddet mesajları yüklü programları, gelişme çağındaki çocuklarınıza seyrettirmeyiniz. Çocuklar çizgi film umuduyla televizyon karşısına geçtiklerinde "seks çağı "nın gereği sevişme sahneleriyle dolu küplerle karşılaşıyorlar. İzlenecek programların, çocukların ruhi sağlığını olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde seçilmeleri gerekmektedir." diyerek çok önemli bir noktayı vurguluyor..

AİLEYE VURULAN DARBE
Basından öğrendiğimize göre porno filmler serbest bırakılıyormuş. Aile ve evlilik gibi kutsi müesseseleri yok edici pornoyla mücadele etmek yerine, sınıflayan ve malî yönden denetleyen bir merci kurulacakmış. Böyle bir düşünce hangi gerekçe ile savunulabilir?
1994 yılının dünyada "aile yılı" olarak ilan edilmesi kararlaştırılmış. Ancak burada ifade edilmek istenen aile modeli, dinimizin, kültürümüzün meydana getirdiği, ihtiyacımız olan aile modeli olmalıdır.
ÜLKEMİZ TAM BİR İBRET TABLOSU!
Sayıları gittikçe artan yabancı fahişelere mukaddes vatanımızın mekân olduğu, ecdadımızın vakıf arazisi üzerine randevu evi yapmak cüreti gösterildiği sürece, bulaşıcı ve öldürücü hastalıklarla mücadele etmek boşa kürek çekmektir.
Birçok yabancı ülkenin yurdumuza akın eden kadınlarıyla, fuhuş sektörünün had çıktığı günümüzde güya pornografiye karşı olduklarını söyleyen feminizm savunucularının, hangi kadının hangi hakkını kurtarmak istedikleri bellidir.
Merhum Mehmet Âkit, her konuda istismar edilen kadını:
"KIZIMIN İFFETİ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE... ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ, TÜKÜRSEM YÜZÜNE!..." sözleri ile tasvir ederken ıstırabını haykırıyor ve:
"GÖSTER ALLAH’IM, BU MİLLET KURTULUR, TEK MUCİZE: BİR "UTANMAK HİSSİ" VER, GÂİB HAZİNENDEN BİZE!.." yakarışı ile de ancak Allah’a sığınıyor.
Başımıza ardarda bunca felaketlerin gelmesine sadece tabiat olayları çerçevesinden açıklamalar getirmek yeterli midir? Acaba insan olarak Rabbımıza karşı işlediğimiz günah ve isyanlarımızdan dolayı kendimizi ne ölçüde sorumlu tutabiliyoruz? Bütün yaptığımız, elimizle ve sözümüzle mani olamadığımız bir kötülüğe buğzet-mek. Bu da imanımızın derecesini gösteriyor.
Milletçe yaşadığımız ibretli ve üzücü olaylar birer ikazdır. "Her koyun kendi bacağından asılır." düşüncesi bizi ancak hüsrana götürür. Eğer toplumda bir hastalık belirmişse, herkes o hastalığın tehdidi altındadır. Bu bakımdan herkes sorumludur. Zira hüküm açıktır. "Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir milletin fenalığını dileyin-ce, artık onun önüne geçilmez. Onlar için Allah’tan başka hâmî de bulunmaz." (Ra’d-11)
Sakının o fitneden ki, zararı yalnız onları çıkaranlara dokunmakla kalmaz da hepinizi birden helak eder. Şayet bu fitneden (küfür-azgınlık-sapıklıktan) korunmakta acele etmez de ihmal ve gaflete düşerseniz, iyi biliniz ki Allah’ın ıkab(ceza) ve azabı son derece şiddetlidir." (Enfâl 25)

Sonuç
Ekranlarımız hızla pornografiye yelken açıyor.
Medya, gençliğe sürekli olarak sapık çizgiler sunuyor. Bu gidişin sonunu görmek için keramet gerekmez!
Milletimizi derinden sarsan bu manevî buhran, bir kartopunun yuvarlanarak çığ haline dönüşmesi gibi, toplumumuzu ezip geçmeden önü alınmalıdır.