Makale

MİLLİ ŞUUR MÜSTEHCENLİK KISKACINDA

MİLLİ ŞUUR MÜSTEHCENLİK KISKACINDA
Hasan DEMİR

Son günlerde dozu hızla artan müstehcen yayınlar toplumumuzu ve yarınlarımızı tehdit eden potansiyel bir tehlike haline gelmiştir. Yeni üyeleri tesbit edilmediği için "küçükleri muzır neşriyattan koruma kurulu" görevini ifa edemiyor. Yıkıcı ve bölücü ideolojiler kadar tehlikeli bu gidişata "dur" denilecek mi?

ÖNCE FERT
Yüzü kızaran canlı sadece insandır. Çünkü onda haya, yani utanma duygusu mevcuttur.
Resûlüllah (s.a.) şöyle buyurur: "Her dinin (kendine mahsus) bir ahlâkı vardır. İslâmın ahlâkı da hayadır."
Kişide, ’ kendisini kötülükten alıkoyan, devamlı hatalardan koruyan bir menbağ olan "utanma duygusu" şüphesiz ki Cenab-ı Hakk’ın en büyük nimetlerinden biridir.
Haya, kınanmaktan korkma, yaptığının ve yapacağının hesabını verememekten endişe duyma, başkalarının yanında mahcup olma duygusudur.
Haya, insanın hem diğer insanlardan, hem kendinden utanmasıdır. Başkaları görüyorken kul hakkı yemeyen, ırza ve namusa göz dikmeyen, vatanına ve milletine hainlikte bulunmayan kişi, bütün bunları yalnız kaldığında yapabiliyorsa o kişi kendi şahsına başkalarının şahsı kadar saygı duymuyor demektir. Haya, insana kendisinden de utanmayı öğretir.
Haya, sadece insana hastır. İnsandan hayâ’yı çekip aldığınız zaman hayvandan daha aşağı duruma düşer. Evet, hayvanlarda haya yoktur ama akıl da yoktur. Hem akıl sahibi olup hem hayadan mahrum bulunmak en büyük talihsizliktir.
Başlığı "Müstehcenlik" olan bir yazıda hayâ’ya bu kadar yer verilmesi yadırganabilir. Fakat, "Müstehcen" kelimesinin sözlüklerde "edep dışı, açık saçık" olarak tarif edildiğini hatırlatınca her şey yerine oturur.
"Edep dışı" olan müstehcenliğin ilk hedefi, ferdî plânda haya perdesini pa-ram-parça etmek, "utanma duygusunu sanat adına mezara gömmektir. Sonra, domino teorisi gibi, müstehcenliğin çelmesi ile fertte başlayan "hayâsızlık yıkılışı" bütün cemiyete sirayet edecektir.
Nitekim bugün geldiğimiz nokta, işte bu vahim noktadır.

MİLLET PLÂNINDA
Müstehcen yayınlarla utanma duyguları dumura uğratılan fertlerden meydana gelen cemiyetlerin mazi ve hâlleri ne olursa olsun, istikballeri yoktur.
Tarih, askerî ve iktisadî bakımdan çok güçlü ve fakat ahlakî normları çürümüş milletlerin mezarları ile doludur.
Milletimizin her türlü tertip ve tehlikelerden korunmasında ahlâkî değerlerin çok büyük bir payı vardır. Milleti millet yapan, sadece sınırları bilinen bir coğrafyada yaşıyor olmak demek değildir. Milleti millet yapan, dini, yüzyılların birikimi değer yargıları, fertlerin birbirlerine olan sevgi ve saygılarıdır. Fertlerin ortak karakterleri, birlikte yaşama ve felâket anlarında dayanışma arzusu doğurur.
Milletleri diri tutan bu değerlerden fertleri koparmak için çeşitli ve kasıtlı yollar bulunmuş ve denenmiştir. Müstehcenlik de bu tuzaklardan biridir ve porno bu sahada varılan en uç noktadır.
Bugün, yıkıcı ideolojilerin yerini müstehcenlik ve porno furyası almıştır. İnsan nefsine hitap ettiği gerçeğini göz önüne alarak ve nefsi yenmenin de orduları yenmekten daha zor olduğu prensibini düşünürsek; tehlike şiddeti ideolojilerden daha büyüktür.

BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?
Bu çok uzun bir hikâye. Kökün bir ucu sapık Grek kültürüne, diğer ucu Fransız ihtilâline, bir başka ucu 1674 yıllarının Oxford Üniversitesi’ne kadar uzanır.
Müstehcenlik, dünyayı İdare etmek, başka milletleri avucunun içinde tutmak isteyen bir ırkın, bir zihniyetin sanat kılıfı içine gizlediği bir büyük imha silahıdır.
Bakınız bu ırk, bu zihniyet Onüçüncü Protokol’lerinde ne diyor:
"Onların herhangi bir mevzuu kendi kendilerine düşünmelerine mâni olmak için, dikkat nazarlarını eğlencelere, oyunlara, heyecana ve umumî eğlence yerlerine çekmeliyiz. ilerde onlara cevap vermeye çabalayacağımız bazı sualleri düşünmelerine, bu gibi cazip alâkalar mâni olacaktır. Münferit düşünmekten yavaş yavaş uzaklaşan bu insanlar, sadece bizimle birlikte fikir yürütebileceklerdir. Çünkü, yeni düşünce sahalarını onlara, biz göstereceğiz. Gayet tabii ki, bu işi yaparken de bizimle hiç alâkası yokmuş gibi görünen şahısların aracılığını kullana-cağız."
Dikkat buyurun:"... sadece bizimle birlikte fikir yürütebileceklerdir" diyorlar. Bugün "Sanatta müstehcen olmaz, erotizm olur", "Estetiğin girdiği yerde müstehcenlik olmaz", "müstehcen bakılanda değil, bakanın bakışlarındadır" gibi iddiaları ileri sürenler, "onlarla birlik-te fikir yürütenlerdir. Ama kimin arabasına bindiklerinin farkında değillerdir.
Bahsedilen gayeye varmalarında müstehcenlik dikkat nazarların başka istikametlere çekilme vasıtalarından biri olmuştur. Resim, şiir, roman, hikâye, televizyon ve sinema bir silah olarak kullanılmış, namluya mermi yerine müstehcenlik sürülerek, insanlara kendi elleri ile kendi utanma duyguları kurşuna dizdirilmiştir.

BATIDA VAR DİYE
Bizim Batı aşkımız Kerem’in Aslı’ya olan aşkını bile gölgede bırakmış.

Batı dünyası, elinde pertavsızla Türk milletinin bir eksiğini, bir kusurunu bulmak, tarihte yaptığı bir yanlışı ortaya çıkarmak için büyük gayretler sarf ederken biz, Batının apaçık ortada duran bizzat kendilerinin. "Biz hata yapmışız" diyerek kurtulmak istediklerine dört elle sarılıyoruz.
Bir kısım aydınımıza göre Batı’da ne varsa mutlaka iyidir, alınmalıdır. Herhalde batılılar da şaşıyordun Böyle kötü mala böyle iyi müşteriye şaşılmaz da ne yapılır?
Müstehcenlik ve pornografi de batının kurtulmaya, bizim kapmaya çalıştığımız bir çürük maldır.
Almanya’daki kadın hareketinin en önemli dergisi olan Emma’nın sahibi ve yöneticisi Alice Schvvarzer pornografi hakkında bakın ne diyor:

"İster sert, ister yumuşak, ne tür olursa olsun pornografi, kadının küçük düşürülmesine neden olmaktadır. Ve eğer biz bu savaşı kaybedersek, özgürlük savaşımızı da kazanma şansımız kalmaz." Nokta: Yıl 6, sayı 15.
Batı’da aile müessesesinin tarumar olmasında, tele-fuhuş ve oto-fuhuşun yaygınlaşmasında, eroin alışkanlığının toplumları sarsacak çapta tırmanmasında müstehcen yayınların ve pornografinin küçümsenmeyecek hissesi vardır.
Orada olan bizde de olacaktır.
Şaşılacak taraf, hastalıktan korunmak için aşı ithal edilir. Buna kimse itiraz etmez. Fakat bizzat hastalığın ithaline ne demeli?
Kaldı ki, Batı Hristiyandır, biz Müslümanız. Batı Almandır, Fransızdır, biz Türküz. Yani onları hasta eden mikrop belki bizim ölüm sebebimiz olacaktır.
İlmî inkişafa, ruh ve beden sağlığına, prodüktivite artışına hiç bir katkısı olmadığı kesinkes bilinen müstehcenlik ve pornografi elbisesinin bizim insanımıza giydirilmekte ısrar edilmesine akıl erdirebilmek mümkün değil...

TÜRKİYE DEKİ DURUM
Müstehcen yayın aldı başını gidiyor. Dur diyen olmadığı gibi, "Dur" diyene, "Asıl sen dur" denilme noktasına gelinmiş bile.
Türkiye’deki sinemaların birçoğu porno film gösteriyor. Bu sinemaların çevresinde gelişen olayları Nokta Dergisi’nin 23 Şubat 1992 tarihli nüshasından bir paragraf aktararak, yorumunu kamuoyuna bırakalım:
"Bugün İstanbul’da toplam 68 sinema var. Bunların 19’unda porno film gösteriliyor." diyor ve şu tespitleri öne çıkarıyor:
"İstanbul’da porno film oynatan bazı sinemalardan en küçüğünün bile haftada 50 milyon liranın üzerinde hasılat yaptığını biliyor muydunuz? Ya bu sinemalarda küçük çocuklara sarkıntılık edildiğini, eşcinsellerle para karşılığı ilişkiler kurulduğunu!"
Burada Sayın Hamdi Mert’in 109-110 sayılı Diyanet Gazetesindeki bir yazısından şu cümleleri aynen aktarmakta fayda görüyoruz:
"Suçun takip ve cezalandırılmasında uygulayıcılara büyük iş düşmektedir. Kanunların iyi olması kadar, kanunları tatbik eden ve yorumlayanların kültür varlıkları da önemlidir. Zira tatbik edilmeyen kanun, yok demektir."

KANUNLAR VE MÜSTEHCENLİK
Burada konunun bir uzmanını devreye sokuyor, Adalet eski bakanlarından hukukçu sayın İsmail Müftüoğlu’nun 20 Mart 1984 tarihli Tercüman Gazetesi’ndeki yazısından bölümler aktarıyoruz:
"1881 sayılı eski Matbuat Kanunu’nun 31. maddesinde, müstehcen "Halkın ar ve haya duygularını inciten ve ayıp sayılan şeylerdir" şeklinde tarif olunmuştur.
"TCK’da müstehcenlik tarif edilmemiştir."
"Bilinir ki, TCK’nın 426. maddesi ile "Müstehcen vasıtalar veya şeylerin dağıtımı" fiileri, 427. maddesi ile müstehcen eseri yazan ve yayınlayan ve 428. maddesi ile de müstehcen şarkıların alenen söylenmesi ile bir kişi veya heyetin haysiyetini kıran söz veya hareketin cezalandırılması sözkonusudur.
TCK’nın anılan maddelerinde yer alan "müstehcen" ve "hayasızca" kelimelerinin, kavram itibarıyla delâlet ettikleri mânâlar, Türkçe Sözlükte, Türk Hukuk Lügatı’nda ve Ka-mus-ı Türkîde eş mânâlarda kullanılmıştır.
Müstehcen kavramı Ka-mus-ı Türkîde, "ma’yup, bîedebâne", Türkçe Sözlük’te, "açık saçık, edepsizce" şeklinde; "hayâsız" kavramı ise, "utanmaz, arsız, yüzsüz" şeklinde açık-lanmıştır.
Yüksek Mahkememiz Yargıtay’ın kararlarında "halkın ar ve haya duygusunu rencide eden yayınların" müstehcen nitelik taşıdığı kanaatine varılmaktadır. (C.U.H. 26.10.1953,4-131/168)"
Netice, 1881 sayılı Eski Matbuat Kanunu’nun 31. maddesi ve TCK’nın 426, 427, 428. maddelerinin dışında bir de mahkeme kararından başka elde bir şey yok.
Ama porno film gösteren sinemalar devletin gözü önünde dolup dolup taşıyor.

"PORNO, PSİKOLOJİK SAPIKLIKTIR"
Bu sözler bir bilim adamına ait. Zaten başka türlü de olamazdı. Por-no’nun serbest olduğu ülkelerde ırza tecavüz ve cinayetlerin arttığı, tedavisi mümkün olmayan hastalıkların yaygınlaştığı kimsenin inkâr etmediği vakıalar.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayhan Songar pornografi hakkındaki görüşlerini Zaman Gazetesine şu cümlelerle açıklıyor:
"Her toplumun kendine has, müşterek alt şuur’dan kaynaklanan bir ortak değerler manzumesi vardır. Bunun içine toplumun edep ve haya duyguları da girer. Bu duyguların incitilmesi, böylece, milletin ruhî yapısını köklerine kadar, taa kollektif alt şuuruna girerek tahrip edecek, cemiyeti ortadan kaldıracaktır. Bizim estetik standartlarımızla Batı’nınkiler birbirinden çok farklıdır. Bu işler orada serbest diye bizde de aynı şeyi yapmak gerekmez. Porno, müstehcen film ve edebiyat, bizleri doğrudan doğruya dinimizle karşı karşıya getirmektedir."
Nereden bakarsanız bakın, müstehcenliğin ve pornografinin sağlayacağı iğne ucu kadar bir fayda olmadığı görülmektedir.
Zararları ise, utanma duygusunu yitirmiş fertlerden meydana gelen bir cemiyet teşekkül ettirmek, "Psikolojik sapıklık hastalığına yakalanmış" insanların sayılarını milyonlara çıkarmak, millî şuura afyon yutturmak ve daha pek çok olumsuzluktur...


NETICE
Pornografinin serbest bırakılması için başlatılan çalışmalar milletimizi üzmektedir. Bir yanda başörtüsüne tahammül edememe, diğer yanda pornografiye izin verme, izahı asla mümkün olmayan bir uygulama çelişkisi olacaktır.
Sonuçları, milletimizin geleceğini olumsuz istikamette şiddetle etkileyecektir.
Kontrol mekanizması ne kadar sıkı olursa olsun, 18 yaşından küçükler de porno gösteren sinemalara gidecek, gencecik çocukların ruh sağlığı altüst olacaktır.
Pornografiyi serbest bırakmak Türk sinemasını kurtarmayacaktır. Batı sinemaları pornografi ile kurtulmuş değildir. Kaldı ki, milletin istikbali mi, Türk sineması mı diye sorulduğunda, "Sinema!" denilemez.
Yapılması gereken, müstehcenliğe ve pornografiye at oynatmayacak düzenlemelerin tartışılmasıdır.
En değerli hazinelerimizden olan "Haya" yı da sudan sebeplerle söküp atmayalım.