Makale

RAHMET VE ŞEFKAT PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (s.a.s.)

RAHMET VE ŞEFKAT PEYGAMBERİ
HZ. MUHAMMED (s.a.s.)

Mehmet Emin BAY AR
Teftiş Kurulu Başkanı

Alemlerin Rabbi olan Allah, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (s.a.s.) âlemlere rahmet olarak göndermiştir.1
Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.) şefkat, merhamet ve sevgi unsurudur. O, bütün insanların ve cinlerin peygamberidir.
Rahmet, Allah’ın sıfatlarından biridir. Kur’an-ı Kerim’in ilk âyetinde Allah’ın rahmet ve rahîm sıfatlarından bahsedilmektedir. En son ve en büyük peygamber olan Hz. Muhammed, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de; Allah’ın sıfatlarından -esma-i hüsna- üç tanesi Hazreti Peygamber için kullanılmıştır. Bunlar, rahmân, rahîm ve raûf. Esma-i hüsnaya baktığımız zaman, bunların büyük çoğunluğunun rahmet, merhamet, lütuf, cömertlik ve sevgi ifade eden isimler olduğunu görmekteyiz. İslâmî tefekküre göre, her şey sevgiden doğmuş, sevgi ile var olmuş, sevgi ile varlığını devam ettirmektedir. Bu varlıklar içinde biri vardır ki O, sevgililerin en sevimlisi, merhametlilerin en merhametlisidir. O, Hz Muhammed’dir. Sevgili Peygamberimiz, bir hadislerinde; "Ben Muhammedim, ben Ahmedim, ben mukaffi (son peygamberim), ben haşirim, benden sonra haşir gelecek, araya başka bir peygamber girmeyecektir. Allah, insanları benim önümde haşredecektir. Ben tövbe ve rahmet peygamberiyim.2 diğer bir hadislerinde ise; "Ben âlemlere rahmet olarak gönderildim, lanet isteyici olarak değil.’3 buyurmuşlardır. Ayet ve hadis meallerinden anlaşılacağı üzere Hz. Muhammed (s.a.s.); Allah’ın rahmeti, kainat bahçesinin çekirdeği ve bahçenin açılmış son gülüdür. Onun bahçesine girip rayihasından sarhoş olmayan gönül, gönül değildir. İşte bu rayihanın (kokunun) manevi ser- hoşlarından Fuzuli;
"Ya Habîballah! Ya Hayrelbeşer! Müştâkınam,
Öyle kim leb-teşneler yanıp diler hem-vâre su"
(Ey Allah’ın Sevgilisi ve ey insanların hayırlısı!, Sana aşığım! Dudağı kuruyanların, suya ulaşmasının harereti ile yanmaları gibi, ben de Sana ulaşmanın hasretiyle yanıyorum).
Ali Ulvi Kurucu;
“Ruhum Sana aşık, Sana hayrandır Efendim,
Bir ben değil alem Sana kurbandır Efendim.”
Yunus Emre;
“Araya araya bulsam izini,
İzinin tozuna sürsem yüzümü,
Hak nasip eylese görsem yüzünü,
Ya Muhammed! Canım arzular Seni.”
Süleyman Çelebi Mevlid-i Nebî’sinde;
“Ey gönüller derdinin dermanı Sen,
Ey yaratılmışların Sultanı Sen.”
Merhum Necip Fazıl;
“Müjdecim, kurtarıcım, efendim Peygamberim,
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim,” demektedir.
Yavuz Sultan Selim Han ise şöyle diyor:
"Ey herşeyi en iyi bilen Allah’ın Nuru! Ey muvahhidlerin canı! Ey insanlığa o kutlu gönderilişi ile mü’minlere canan olan, bayrak olan yüce Peygamber!.... Maksat, senin rızanı kazanmaktır. Ey günahkarların şefaatçisi! Ben de zaten, müslümanları Senin yoluna teşvik ettim, onları razı olmadığın istikametlere zorlamadım."
Tevbe suresinin 128. âyetinde peygamberimiz anlatılırken, Cenab-ı Hak; “Ey insanlar! Size dokunan, sizi rencide eden, sizi rahatsız eden herşey Peygambe- re’de rahatsızlık verir, sıkıntı verir.” buyurmaktadır.
Taif de uğradığı ağır hakaretten sonra sığındığı bir üzüm bağında; "Ya Rabbi! Beni kime emanet ediyorsun?" diye hayatının en dokunaklı duasını yaptığında;
"Eğer isterse, o insanların üzerlerine dağlan yıkabileceğini" söyleyen Cebrail (a.s)’a yaşlı gözlerle şöyle demişti: "Hayır!.. Ben bunu istemem. Bunun yerine, Allah onların sulbünden sadece Allah’a ibadet eden ve O’na hiçbir ortak koşmayan bir nesil çıkarabilir. Ben onu isterim Rabbimden. ”4
Uhud’da tepesine kılıçlar yağarken bile;
"Ya Rabbi! Bu insanları affet, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar”15", diye dua etmişti. Birgün huzurunda titreyen bir adama; “Arkadaş titreme!... Ben kral değilim. Kureyş’ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum, ’l6, demiştir.
Hz. Muhammed (s.a.s.), bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
a) Mü’minlere rahmettir. O, dünyaya ümmetim diyerek teşrif etmiş, Mi’rac’da Rabb’inden ümmetinin af ve mağfiretini dilemiş, hayatı boyunca bize bizden yakın olmuş, ebedî âleme irtihal ederken de, "Ümmetim, ümmetim" diyerek irtihal etmiş, kıyamet gününde de mü’minlere şefaatçi olacağım müjdelemiş bir Peygamber’dir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) birhadis-i şerifinde; "Ben mü’minlere kendilerinden daha yakınım. f<r> buyurmuştur.
Yüce Rabbimiz; Kur’an’da;
“Allah Rasûlü mü’minlere kendi canlarından daha yakındır (azizdir). ”(8) “Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir...”9 buyurmuştur.
Ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere Allah Rasûlü, bize kendi nefsimizden daha yakındır. Biz çoğu kez nefislerimizden kötülük görürüz. Halbuki, O’ndan hep iyilik, kerem, merhamet, şefkat ve mürüvvet gördük. O, İlâhî rahmetin mümessilidir. Bu sebeple, elbette bize bizden daha yakındır. Bize şefkatli ve merhametlidir.
b) O, devrindeki münafıklar için de rahmet olmuştur. Münafıklar, onun engin hoşgörüsü yüzünden, dünyada ceza görmemişlerdir. Peygamberimiz onların durumlarını bildiği halde, onları açığa çıkarmamıştır. Müslümanların yararlandığı bütün haklardan yararlanmışlardır, c) Kâfirler de O’nun rahmetinden yararlanmıştır. Cenab-ı Hak daha önceki ümmet ve milletleri, küfür ve isyanları sebebiyle toptan helak ettiği halde, Allah Resûlü gönderildikten sonra toptan helak etmeyi kaldırmıştır. Böylece kâfirler de toptan helâk olma azabından kurtulmuşlardır. Bu da kâfirler için dünyada büyük bir rahmettir. Hazre- ti İsa; “Eğer azab edersen onlar senin kulların.”10 derken, Cenab-ı Hak Peygamberimize; “Sen onlar arasında bulunduğun sürece, Allah onlara azab edecek değildir.”11 buyurmaktadır.
Amr Îbn’ül-As (r.a.) diyor ki; Sevgili Peygamberimiz bir gün bu iki âyeti okudu da iki elini kaldırdı; "Allahım! Ümmetim, ümmetim!’’ dedi ve ağladı. Yüce Allah’da şöyle buyurdu: “Biz seni ümmetin hakkında razı edeceğiz ve seni utandırmayacağız.12
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde; “Her Peygamberin müstecap (Allah’ın kabul edeceği) bir duası vardır. Her Peygamber, o duayı yapmada acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek üzere sakladım. Ona inşallah, ümmetimden şirk koşmadan ölenler nail olacaktır. ”(l3) buyurmuştur.
Bir beyit var, hayran olduğum bir beyit; nefesleri kesen bir beyit;
“Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl.”
Yunus şöyle diyor;
“Hak yarattı âlemi, aşkına Muhammed’in Ay ve günü yarattı, şevkine Muhammed’in Yeşerir dağ ve taşlar, yemiş verir ağaçlar; Aşkına Muhammed’in.
Fahr-i Kâinat Efendimiz;
“Kalbinden tasdik ederek dili ile bir defa ‘La ilâhe illallah ’ diyen bütün ehl-i tevhid hakkında şefaat etmeme izin ver, Ya Rabbi! Dediği zaman, "İzzetim ve celalim, kibriyam ve azametim hakkı için ‘La ilâhe illallah’ diyen ehl-i tevhidin hepsini muhakkak surette cehennemden çıkaracağım. ”"14buyurulur.
Hz. Enes Peygamberimize "Bana kıyamet gününde şefaat edersin değil mi Ya Rasûlallah?" demiş. Peygamberimiz de, "Evet, Allah izin verirse." buyurmuştur.
Hz. Enes; "Sizi, o gün nerede arayayım, Ya Rasûlallah!" demiş. Peygamberimiz; "Evvela sıratta ararsın, bulamazsan mizanda ararsın, bulamazsan havzımın başında ararsın, bu üçünden birinin başında muhakkak bulunacağım, "l5, buyurmuştur.
Herkes kıyamet gününde nefsim, nefsim diyecek, sen ben derdine düşecek, yalnız bir tek varlık, Hz. Muhammed (s.a.s.) "Ümmetim, ümmetim" diyecektir."16’
Şeyh Galip, divanında der ki:
"Ol dem ki, velilerle nebiler kala hayran, Düstûru şefaatla şenindir, yine meydan,
Sen Ahmed-ü Mahmud-ü Muhammed’sin efendim. Haktan bize Sultan-ı Müeyyed’sin efendim." Süleyman Çelebi Mevlid-i Nebî’sinde;
"Merhaba ey asi ümmet melcei,
Merhaba ey çaresizler eşfai." .
(Ey ümmetlerinin asilerinin sığmağı olan, çaresizlerin şefaatçisi olan Peygamber).
Şair Ali Ulvi Kurucu ise:
"Kıtmirinim ey Şah-ı Rasûl, kovma kapından, Asilere lütfün yüce fermandır efendim." diyor. "Ol Rasûlü Mücteba hem rahmeten-li’l Alemin Bende medfundur deyu eflakâ fahreyler zemin Ravza’sın ziyaret edip dedi Cibril-i Emin Hezihî Cennât-ü Adnin tedhûlûhe Halidin." Aşıklar sultanı Mevlana;
“O’nun vasıflarını şerhini eğer ben devamlı durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez.”
Ne mutlu, O’nu sevip gösterdiği yolda yürüyenlere. Çünkü Allah O’nu sevip, gösterdiği yolda yürüyenleri övmüştür.
“O Peygamber’e inanıp O’na saygı gösteren, O’na yardım eden ve O’nunla birlikte gönderilen nur’a (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.”"17
Biz O’na inanıyor, O’na güveniyor, O’nun getirdiği nur’a (Kur’an’a) tabi oluyor; O’nun şefaatine ulaşacağımızı ümit ediyoruz.
Şeyh Sadi’nin, O’nun hakkında söylediklerini tekrar ederek konumuzu tamamlıyoruz;
"Ya Muhammed, senin gibi dayanağı ve desteği olan bir ümmetin gönlünde gam ve kaygı olur mu?
Kaptanı Nuh olan geminin, deniz dalgalarından korkusu bulunur mu?

1- Enbiya, 107.
2- Müslim, Fedail, 124-125.
3- Buhâri, Menakıb, 17.
4- Hz. Muhammet (s.a.s.) Hakkında Konferenslar, s. 116, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 11. Bask, Ank-1972.
5- Tirmiıi, Birr, 36; Müslim, Cihad, 111.
6- Asr-Saadet, 1/375.
7- İbni Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, c. 6, s. 381, Kahraman Yayınları, Istanbul-1985.
8 -Ahzab, 6.
9- Tevbe, 128.
10- Maide, 118.
11- Enfal. 33.
12- Müslim, İman, 346.
13- Buhâri, Da’vat, l, Tevhid, 31; Müslim, İman, 334.
14- Kütüb-ü Sitte Muhtasar, Türkçe Çv. İbrahim Canan, c.13, s. 82-83.
15- Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. 12, Hadis No: 2188.
16- Tirmizi, 4/321; Kıyame. 9, H. N; 2433.
17-A’raf, 157.