Makale

TOPLUM DÜZENİ İNANÇ BİRLİĞİ İLE SAĞLANIR

TOPLUM DÜZENİ İNANÇ BİRLİĞİ İLE SAĞLANIR

Kemal Cengiz
Bolvadin Müftüsü

İnsana, toplumda olan iliş-I kisi açısından bakıldığın-B da, onun içtimaî bir varlık olduğu görülür. İnsanın hayatını diğer insanlardan ayrı olarak tek başına sürdürmesi mümkün değildir. Yüce Yaratıcı’nın fıtrat (yaratılış) kanunu ona öyle bir hayatı biçmiştir: "Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah yanında en üstün olanınız, (kötülüklerden kendini) en iyi koruyanınızdır"(1)
Yaşam biçimlerini belirleyen yaratılış kanunu böyle olunca, insanların kötülükten korunabilmeleri ve birbirlerine zarar vermeden huzur içinde yaşayabilmeleri için, uyulması zorunlu kuralların olması ve gözetilmesi gerekli geleneklerin bulunması da zorunludur. Çünkü toplum huzuru ancak nizam ve düzen ile sağlanır. Herkesin her istediğini, istediği gibi yapmaya kalkışması durumunda kargaşa ve huzursuzluk çıkacağı muhakkaktır. Hür olmak, hiçbir zaman başkasının hakkına saygısızlık pervasızlığı demek değildir. Medeni insan, kendi haklarına sahip çıktığı ölçüde değil, başkasının haklarına saygı gösterdiği ölçüde faziletledir. Huzurlu bir toplum için, başkalarının hakkına riayet ölçüsü, vazgeçilmez bir düstûr olarak her ferdin vicdanına yerleşmesi gerekir. Hadis-i şerifte, "Hiçbiriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için sevmedikçe hakiki mü’min olamaz" (2) buyurulmuştur.
"İlim cehaleti giderir fakat insanlık öğretmez" denmiştir. Buna göre medeni olmakla, mürekkep yalamak başka başka şeylerdir. Bu ince gerçeğe Kur’an’ın yaklaşımı şöyledir: "Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini belleten Rabbin, en büyük kerem sahibidir. Ama, insan kendini müstağni (minnetsiz) sayarak azar"(3). Anlayacağımız şu ki, hiç bir insan tek başına mükemmel değildir. En büyük ahlâk üzere olan(4) Peygamberimiz de, önceki peygamberlerin de payı olan güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiştir.(5) Demek ki, insanlar toplum olarak birbirini tamamlar.
Toplumda huzur için insanlar Allah’ın peygamberleri vasıtasıyle bildirdiği gerçeklere sırt çevirip akıllarını yeterli görürlerse huzuru bulamazlar. Çünkü belli değerler etrafında birleşmeyen insanların mutluluk anlayışları da, arayışları da farklı olacaktır. Bir nizama göre bir araya gelmiş her bütünlükteki huzur ve düzen, bir esasa göre işleyen her sistemde bir ahenk ve uyum söz konusudur. Aksi durumdaki nizamsız toplanmalarda ise kalabalık ve kargaşa mevcuttur. Bir binanın tuğlaları belli bir plan ve nizam ile dizildiği için neticede ortaya bir eser çıkıyor. Nizama göre dizilmeyen taş yığınlarında bu neticeyi bulmak mümkün değildir.
"Göklerin ve yerin yoktan yaratıcısı"(6) olarak onlarda yüksek estetik (bedi) değerde ibretli bir çok harikalar yaratan yüce Allah’ın akıl sahibi kulları için bir ibret tablosu olan tabiattaki bu tecelliyat (7)da göstermektedir ki, "insanlar da belli bir nizam içinde birlikte yaşamaları durumunda hayatları gelişip güçlenerek güzelleşecektir". Böylece birbirlerini tamamlayarak bir bütün millet olmasının metanetini kazanacaklardır. Bu hususa işaretle Peygamberimiz (S.A.S.), "Müslüman, Müslüman için, taşları birbirini kenetleyen bina gibidir"(8) buyurmuştur.
Kuranda "iyilikte yardımlaşma, günah ve kötülükte yardımlaşmama"(9) olarak özetlenen bu dayanışmayı insanlar arasında gerçekleştirebilmek için, önce onları gönüllerde birleştirmek, ruhlarda kaynaştırmak ve inançlarda bütünleştirmek gerekir. Çünkü özde birleşenler ayrılmazlar. İnanç potasında eriyenler, cüruflarından arınmış madenler gibi katıksız olurlar. Onları istediğiniz kalıba sokabilirsiniz.
İşte Yüce Yaratıcı kendisine inanan kullarına, birlikte, kavgasız, ve gürültüsüz, huzurlu bir hayat için rehber olarak ilahi kitaplarını, bunlardaki hükümlerin hayata geçirilerek uygulanmasını öğretmek üzere de Peygamberlerini göndermiştir. Bu kitapları doğrulayarak düzeltip gözeten Kur’an-ı (10) da, bir şahit, bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdiği (11) Hz. Muhammed’e, barış ve esenlik dini, İslâm’ı anlatmak üzere indirmiştir.


(1) Hucûrât: 13
(2) Buhârî, Tecrîd-i Sarih Trc. 1/13 nolu hadis
(3) Alak:3-7
(4) Nun:4
(5) Keşfü 7 Hata, 638 nolu hadis.
(6) Bakara: 117
(7) Nur:43-45.
(8) Buhari, Tecrid, 12/1984.
(9) Maide:2
(10) Maide:48
(11) Ahzâb:45