Makale

MORAL VE STRES

Et ve kemik-his ve heyecan, işte insan... Her iki yönümüzü de iyi dengeliyor muyuz?..

MORAL VE STRES

Zorluklar karşısında insanın kapasitesini aşan durumlar olduğu zaman, "insan da nihayet et ve Kemikten yaratılmıştır" denilir. Bu anlatımla, insanın zorluklar karşısında dayanma gücünün sınırlı olduğuna işaret edilir. Aslında böyle bir anlatım yerine "insan et ve kemikle beraber, his ve heyecan gibi manevi özelliği ile İKİ yönlüdür" demek daha doğru olur.

Maddi yapıda oluşan rahatsızlıklar, hastalıklar tıbbın bulduğu ya da gelecekte bulacağı yöntemlerle tedavi edilecektir. Ama insanın iç âlemini, ruhunu, hasta durumdaki duygu ve hislerini ne ile tedavi etmek lâzım?

Maddî çerçeve içinde kalan kısım, fizikî müdahalelerle düzeltilmeye çalışılır. Et ve kemikten oluşan maddî yapıya esas özelliğini veren ise, ruh ve bununla ilgili olan yönlerdir. Bu tarafın bozukluklarında ise yine kendi esprisi içinde moral diye adlandın-lan ve iradeyle zorluklara çözüm bulma yöntemleri yer alır. Birbirinden tamamen ayrı gibi gözüken bu iki yön, aslında iç içedir. Birindeki iyilik hali ve denge müsbet yönde öbürünü etkilerken, diğerindeki bozukluk da olumsuz yönden berikini manyetik sahası içine alabilmektedir. Bir biyologun dediği gibi "bugün insan denilen varlık hakkındaki doğru olduklarına inandığımız bilgilerin çoğu, sadece ruhun hamallığını yapan maddi vücut hakkındadır. Ruh hakkında ise çok az malumata sahibiz. Esas unutulan ve hatalara düşülen nokta bu sınırdan itibaren başlamaktadır."

Türkçemizde bile "bu işin ruhunu kavramışsın" derken işin esasını, özünü ifade etmek isteriz ki, insandaki esas ve öz olan da işte bu ruhtur.
İnsan bedeninin normal işleyişini ve rahatsızlıklarını inceleyen biyoloji ve tıp özellikle son yıllarda büyük araştırmalara yönelmiş bulunuyor. 1849da bir araştırmacı: "Tüberkülozun tedavisi, hastanın göğsünde ne olduğundan ziyade, kafasında ne olduğuna bağlıdır" derken, bu ı-kinci kısma önem verilmesi gerektiğini vurgulamaya çalışmaktadır.

Bazı meşhur doktorların, moralin sağlık ve iyileşmedeki kuvvetli rolünü ilk defa tanımlamalarında, ancak bir yüzyıl sonra bilim adamları yeniden stres ve diğer heyecanlı durumları, hastalığın başlangıç ve gidişine nasıl etki edebildiğini çözme gayretlerine girişmişlerdir.

Moralin eskiden beri şifa verici özelliğinin bilinmesine ve ancak günümüzde önem kazanmasına rağmen, bir çok tıp ilim adamları son zamanlara kadar vücut hastalıklanna fizikî olayların sebep olduğu üzerinde duruyordu ve psikomatik hastalık ta denilen astım ve ülser gibi çok az rahatsızlığın, his ve heyecanla ilgili olduğu sanılıyordu.

Bununla birlikte yeni çalışmalar, nezleden kanser ve kalp hastalığına kadar vücutta meydana gelen, hemen hemen her hastalıkta olumlu veya olumsuz yönde kişinin mental durumunun önemini ortaya koymuştur. Bu çalışmalar, psikoterapi ve davranış tetkiklerinin koruyucu ve tedavi edici tıbbın bir parçası olması gerektiğini vurgulamaktadır.

İnsan, sadece benzetme açısından denebilir ki, en mükemmel bir alettir. Yani çalışır, her yapısının belli bir fonksiyonu vardır, bunlar zamanla bozulabilir vs. İnsanı, çevresini ve aradaki ilişkileri en mükemmel şekilde yapan Yaratıcı da bu işleyen mekanizma için bazı prensipler, kurallar koymuştur. Nasıl yiyeceği, nasıl dinleneceği gibi maddî yönün de prensipleri vazedilmiştir. En basitinden, annesi, babası veya çocuğu gibi sevdiği yakınlarından birini kaybeden bir insan bu prensiplerden uzak, kendi başına bu müthiş olaylara çıkış yolu ve çare bulamamakta ve ciddî stres altında kalarak değişik organik ve psikolojik rahatsızlıklara yakalanabilmektedir.

Bir üzüntüden sonra, bir gece bütün saçlarının beyazlaşması veya aniden tek tarafının tutmaz hale gelmesi gibi ağır durumlar yanında, bu gibi streslere çare bulamamaktan dolayı hadise ve insanlardan devamlı kaçan ürkek, diken üstünde yaşar gibi her an tedirgin insanlar hiç de azımsanmayacak kadar çoğunluktadır.

Ama bir kader ve ahiret inana, bu insana derhal sabır denilen teskin edici şeyi öğretmekte ve bu âlemin düzenli bir sistem içinde bulunduğunu, ölüm denilen şeyin bu sistem içindeki safhalardan biri olduğunu, sonra başka bir safhada yeniden bir araya gelineceğini düşünerek insanı rahatlatır ve günlük aktivitelerine yeniden normal bir insan olarak döner.

Beyin (düşünce, idrak) ve vücut birbirinden ayrılamaz, iç içe iki sistem oluşturur. Beynin eskiden fizyolojik hadiselerin ayarlanmasında rol oynamadığı kabul edilirdi. Yeni çalışmalar, yine stresin eskiden sağlığı nasıl etkilediğini ölçmek için kullanılan gerekli bir hayat olayı şeklindeki tarifini çok muğlak kabul etmektedir. Stresin çaresini bulmadaki güçlüğün, kişinin hastalığı yenme kabiliyetini bozduğu, halbuki halen hastalığa karşı koruyucu olarak kabul edi-len ve büyük hayat olaylarına, streslere uygun cevap bulunduğunda oluşan psikolojik dayanıklılık, araştırmaların neticeleri arasındadır.
İnsan denilen karmaşık ve bir o kadar da mükemmel olan varlık sadece maddî planda ele alınmayacak, bu yönüyle birlikte ruhî yönü de değerlendirilecektir.
Ramazan ÖZALPDEMİR

(*) Doç. Dr. Şerafettin ALAN’ın makalesinden sadeleştirilmiştir.