Makale

MİMAR SİNAN’I ANARKEN

MİMAR SİNAN’I ANARKEN

Ramazan ÖZALPDEMİR

Mimar Sinan, Osmanlı Devletinin altın çağını yaşadığı dönemde yetişmiş en büyük mimarlardan biri olduğu gibi, O aynı zamanda dünya mimarî tarihinin ufkunda boy gösteren ünlü mimarlar arasında başı göklere kadar yükselen bir zirvedir. Başka mimarlar onun ihtişamlı varlığı vö mimarî dehası önünde dize gelmiş birer sade mimarlar konumunda kalmışlardır.
Koca Sinan adı ile de anılan Mimar Sinan, 1490 yılında Kayseri’nin Ağırnas Köyünde dünyaya geldi. Yavuz Sultan Selim Han’ın padişahlığı döneminde bir çeşit asker toplama yöntemi olan devşirme usulüyle 1512de İstanbul’a getirildi ve Acemioğlanlar Ocağı’na keydidildi. Bu bağlamda şu gerçeğin altını çizmekte büyük yarar var. Geçmişte Mimar Koca Sinan’ı, Hristo adlı Kayserili bir Rum’un çocuğu iken devşirildiği yönündeki iddia, dönemin ciddi araştırmacı ve yazarı İbrahim Hakkı KONYALI tarafından çürütülmüş ve söz-konusu iddianın ilmî temelden yoksun olduğu belgeleriyle ortaya konmuştur. (1) Ne yazık ki, aynı temelsiz iddia, Sinan hakkında yarım yüzyıldır ortaya atılan iftiralara kaynak olarak kullanılmıştır.
O’na ait ayrıntılı ve doğru bilgileri, Çağdaşı Mustafa Sai’in yazdığı Tezkiret ül-Ebniye (Binalar Tezkiresi), Tezkiret ül-Bünyan adlı eserlerinden; Yazarları belli olmayan Tuhfet-ül Mimarîn, Risalet ül-Mimariye, Evliya Çelebinin Seyahatnamesi ve son olarak ta ansiklopedik ve akademik nitelikli kaynaklarda buluyoruz.
Sinan’ın henüz İstanbul’a gelmeden önce de köyünde, kulübeler, ahırlar, su yolları yaparak tecrübe edindiğini kaynaklar kaydediyor. O’nun ilk ciddi mimarlık eğitimini çağın mimarları yanında henüz Yeniçeri Ocağı’nda iken aldığını öğreniyoruz. Bu ilk eğitimini, ordunun yapı ihtiyacını karşılayan birimlerde çalışmak suretiyle ve usta çırak disiplini içerisinde gerçekleştirdi. Orduyla birlikte pek çok sefere iştirak etti. Gittiği yerlerde değişik mimarî yapı tarzlarıyla karşılaştı. Yavuz Sultan Selimle 1514’de Çaldıran Savaşına ve 1516-20’de Mısır seferlerine katıldı. Böylece Mısır ve iran’daki mimarî yapıları inceleme imkanı buldu. Kanunî döneminde ise, Belgrad (1521) ve Rodos (1522) seferlerine katılan Sinan bu seferlerin sonunda yayabaşılık rütbesine yükseldi. 1534’deki Irak ve 1535’teki Iran seferleri sırasında ise, Van Gölü üzerinden donanmanın naklinde kullanılan gemilerin inşasındaki başarısından dolayı da Haseki (Bostancı Ocağına mensup küçük rütbeli subay) rütbesine yükseldi.
Kanunînin Boğdan seferinde (1536) Prut Nehri üzerine onüç günde kurduğu köprüyle dikkatleri üzerine çekerek padişahın takdirlerini kazandı. 1536’da saray başmimarı Acem Ali’nin ölümü üzerine Yüksek Dergah Mimarları Başkanı görevine getirildi. Hayatının sonuna kadar tam otuzbeş yıl bu görevde kaldı. (1588’de vefat etti).
Mimarî Dehası ve Uslubü
Osmanlı mimarlığının Sinan’a kadar büyük bir gelişme kaydettiği kesindir. O dönemin mimarisi, Bursa’da Yıldırım Camii, Edirne’de Üçşerefeli Camii, İstanbul’da Fatih ve Beyazıd külliyeleri gibi şaheserleri gerçekleştirecek güçteydi. Ancak mevcut mimarî tekniğini daha ileri düzeye taşıyacak ve Osmanlı Devletinin o günkü imkalarıyla evrensel ölçülerde eserler verecek Mimar Sinan gibi tarihte eşine ender rastlanacak birine ihtiyaç vardı. Mimar Koca Sinan, Osmanlı mimarlığında klasik dönem olarak isimlendirilen dönemin öncüsü, bir başka ifadeyle tek başına ekol olmuş bir mimardır. Eserlerinde güzellik kavramını, asrın mühendislik tekniğinden yararlanarak ve sanatçı dehasını kullanarak zirveye taşımıştır. Ancak, yapılarında işlevi, estetiğin arkasına gizleyen bir sanatçı anlayışı hakimdir. Özellikle yapıda mekan genişliğini ortaya çıkarabilmek için kare, altıgen, sekizgen planlar kullanmıştır. Ahenk içinde kullanılan mimarlık öğelerinin tümü, bir görkem duygusunu ortaya koyacak şekilde tanzim edilmiştir. Kendinden önce edinilen tecrübeyi özümseyen ve bilinçli olarak kullanan Sinan, kubbeli yapı geleneğini en üst gelişimine ulaştırmıştır.
Sinan, mimarlığında kubbe, öteki mimarlık unsurlarıyla tam bir uyum içinde birleştirilmiş, boyutları büyük olmasına karşın, tabii bir görünüm ortaya çıkmıştır. Kubbeler, yarım kubbeler, ağırlık kuleleri, revaklar, kemerler, pencere dizileri gibi mimarlık öğeleri, yapının bütünlüğü içinde ustaca kullanılmıştır. Taşıyıcı unsurlar ve temellerin sağlamlığıyla dikkati çeken ve günümüzde bütün orjinalliğiyle ayakta duran muhteşem eserleri, mimarîsinin yanısıra mühendislik açısından da önem taşımaktadır. Bu yüzden kendisine "bütün zamanların en büyük mimarı ve mühendisi" denmiştir...
Mimar Sinan aynı zamanda bir şehircilik uzmanıdır. Yaptığı eserlerini en uygun çevreye ve uygun bir tarzda inşa etmiştir.
ESERLERİ
Camiler ve Külliyeler
Çeşitli kaynaklar Sinan’ın, 84 cami, 51 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra (hafız yetiştirme okulu), 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 7 suyolu ve kemeri, 8 köprü, 18 kervansaray, 35 saray ve köşk, 8 mahzen, 46 hamam olmak üzere toplam 360 yapının mimarı olduğunu yazmaktadır. Elli yıla yakın bir süre zarfında baş-mimarlık görevini sürdüren Sinan, bu kadar büyük sayıdaki eserlerin yapımında mimar ve ustalardan oluşan büyük bir yardımcılar topluluğu ile çalışmıştır. Bu eserlerin bir kısmını öğrencileri ya da kendisiyle çalışan bir grup mimarın yaptığı tahmin edilmektedir. Bunların 280den fazlası, İstanbul ve çevresiyle, Trakya’da bulunmaktadır. Ötekiler ise, başta Balkanlar olmak üzere Ortadoğu ve Arabistan’a kadar uzanmaktadır.
Mimar Sinan, mimarbaşılığa getirilmeden önce yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar Halep’teki Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi’dir. Halep’teki Hüsreviye Külliyesi’nde, tek kubbeli cami tarzı ile, bu kubbenin köşelerine birer kubbe ilave edilerek yan mekanlı cami tarzı birleştirilmiş ve Osmanlı mimarlarının İznik ve Bursa daki eserlerine uyulmuştur. Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nde ise renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Burada, cami, türbe ve külliyesinin diğer kısımları gayet ahenkli bir tarzda yerleştirilmiştir. Mimar Sinan’ın İstanbul’daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki bütün mimarî unsurları bünyesinde taşımaktadır. Cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden teşekkül eden külliyede cami, diğer kısımlardan tamamen ayrıdır.
Sinan’ın mimarbaşı olduktan sonraki üç büyük eseri onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklar gibidir. Bunlardan ilk ikisi İstanbul’da bulunan ve kendi ifadesiyle çıraklık eseri olan Şahzâde Camii, kalfalık yapısı olan Süleymaniye Camii ve ustalık eseri olan Edirne’deki Selimiye Camii’dir.
Çıraklık Eseri
Şehzade Camii
Sinan, Şehzade Camiini 1543-48 arasında yapmıştır. Merkezî kubbe denemelerine yeni boyutlar kazandıran ve bu camide dört ayağa oturan kubbe, yanlardan 23 yarım kubbeler, köşelerden de küçük kubbelerle desteklenmiştir. Dış görünüşlerin kütlesel etkisi azaltılmıştır. İçerisinde ise daha aydınlık bir mekan oluşturulmuştur. Şehzade Camii Mimar Sinan’ın yaptığı büyük camilerin ilkidir.
Kalfalık Eseri
Süleymaniye
Süleymaniye Camii (1550-1557), Mimar Sinan’ın istanbul’daki en muhteşem eseridir, tstanbulün Halic’e bakan tepelerinden birinin üzerinde Kanunî Sultan Süleyman adına gerçekleştirdiği bu eser döneminin simgesi olan en önemli eserdir. Kalfalık eseri saydığı Süleymaniye Camiinde ana mekanı örten merkez kubbe, Ayasofya’da olduğu gibi giriş ve mihrap yönlerinden iki yarım kubbe ile desteklenmiştir. Başka bir ifade ile, yirmiyedi metre çapındaki büyük kubbe zeminden itibaren tedricen yükselen binanın üzerine gayet nisbetli ve ahenkli bir şekilde oturtulmuştur. Sükun ve asaleti ifade eden bu sade ve ahenkli görünüşü ile Süleymaniye Camii, olgunlaşmış bir mimariyi temsil etmektedir. Bu caminin yapımından dalayı kendisine "Koca" unvanı verildiğini kaynaklardan öğreniyoruz. Darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkanları ve Kanunî Sultan Süleyman ile Hürrem Sultanın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış olan külliye, fetihten sonra şehrin ikinci üniversitesi olmuştur.
Ustalık Eseri Selimiye
Sinan’ın sanatını doruk noktaya çıkardığı en muhteşem eser ise seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camii’dir. Bu caminin kubbesinin 31 metreyi geçen çapı Sinan’ın mimarlık açısından ulaştığı düzeyi gösteren en önemli örnektir. Selimiye Camii’nin kubbesi Ayasofya’nın kubbesinden daha yüksek ve derindir.
31.50 metre çapındaki kubbe, sekizgen şeklindeki gövde üzerine oturmuştur. Ayrıca bu caminin eşsiz mekanı o döneme kadar ortaya çıkan yeniliklerin toplu bir sonucu olarak görülebilir. Tasarımı, mimarlığı, çini bezemeleri, taş işçiliği ile Selimiye Camiinde Mimar Sinan sanatının doruğuna çıkmıştır. Üç şerefeli ince minarelerine üç kişi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir. Mimar Sinan, bu caminin ustalık eseri olduğunu ve bütün sanatını Selimiye’de gösterdiğini belirtmektedir.
Türbeler
Sinan’ın özgün eserler verdiği mimarlık alanlarından biri de türbelerdir. Şehzade Külliyesi içinde yer alan Şehzade Mehmed Türbesi, cephesindeki süslemeler ve dilimli kubbesiyle dikkati çeker. Hüsrev Paşa Türbesi klasik üslupta güzel bir yapıdır. İlginç denemelerinden birisi olan Kanunî Sultan Süleyman Türbesi sekizgen gövdeli, basık kubbelidir. Kare planlı II. Selim Türbesi türbe mimarlığının en güzel örneklerinden birini teşkil eder. Süleymaniye Külliyesinin kuzeydoğusunda yer alan kendi türbesi ise yalın bir yapıdır. Köprüler
Sinan’ın köprülerinde sanat ile kullanışlılığın ustaca kaynaştırıldığı görülür. Bu türdeki köprülerin en büyüğü yaklaşık 635 m. uzunluğundaki Büyükçekmece Köprüsüdür. Silivri Köprüsü, Lüleburgaz Çayı üzerindeki Lüleburgaz (Sokullu Mehmet Paşa) Köprüsü, Ergene Irmağı üzerindeki Sinanlı Köprüsü, Yugoslavya’dan Drina Köprüsü bu türün önemlilerindendir.
Su Yolları ve Su Kemerleri
Sinan, İstanbul’a su getirmek amacıyla kentin muhtelif yerlerinde su kemerleri yaptı. Alibey Deresi üzerindeki 757 metre uzunluğunda, 35 metre yüksekliğinde üst üste iki sıra gözlerden oluşan Mağlova kemeri bu yapı türünün en güzel örneklerinden biridir.
Saraylar, Köşkler ve Kervansaraylar
Mimar Sinan’ın Topkapı Sarayında yaptığı Murat III Köşkü (1578) bu alandaki ilk eseridir. Alt kat yazlık, üst kat kışlık; altta havuz, üstte sofa ve oda bulunur. Köşk hacimli bir kubbe ile örtülüdür. Yine bu alanda, Rüstem Paşa Sarayı, Mehmet Paşa Sarayı, Siyavuş Paşa Sarayı, Halkalıpınar Sarayı, Sinan’ın inşa ettiği saraylardan bir kaçıdır. Keza Sinan, pek çok sarayın tamiratı işiyle de meşgul olmuştur. Kervansaray alanında ise, tarihî kaynaklar onun 18den fazla kervansaray yaptığını kaydeder.
Hamamlar
Mimar Sinan’ın eserleri arasında hamamların da önemli yer tuttuğunu görüyoruz. Bunlardan Çıhılı Hamam, Ayasofya Hamamı, Sultan Süleyman Hamamı önemlilerindendir.
SONUÇ
Mimar Sinan’ın eserleri hiç şüphesiz özelde islâm mimarlığında, genelde de dünya mimarlığında önemli bir yer tutar. Yukarıdaki isimlerini zikrederek üzerinde durmaya çalıştığımız eserleri, herbiri üzerinde ayrıntılarıyla durulmaya değer birer mimarlık örnekleridir. Ancak, bütün bunlar kitaplar hacminde ciddi birer araştırmayı gerektirmektedir. Kaldı ki, biz sadece onun eserleri hakkında güvenilir kaynaklardan bilgi demetleri toplamaya ve derlemeye gayret ettik. Sinan’ın eserlerinin listesini vermek dahi sayfa hacmini aşacak genişliktedir. Sinan hakkında, ibrahim Hakkı KONYALI’nın yazdığı eser ciddi bir araştırma sonucu ortaya konmuştur. Bu eser Sinan’ın 1950’li yıllara değin bilinmeyen, gün yüzüne çıkarılamayan yönlerini ve eserlerini yeni belgelerle ortaya koyan önemli bir eser. Buna rağmen, yazar Sinan’ın gerek kişisel kimliği, gerekse yaptığı eserler ve sanatı itibariyle henüz keşfedilmemiş pek çok yönlerinin olduğunu vurguluyor. (2)
Mimar Sinan gibi tarihimizde adı altın harflerle kaydolan, hatta dünya tarihinde önemli bir mevki işgal eden ecdad büyüklerimizin yeni nesil tarafından iyi bilinmesi, bütün nitelikleriyle tanınması ve sevilmesi bir mecburiyettir. Ancak, onlar üzerinde sevgi hayranlık duygularının teşekkül etmesi için, mutlaka en doğru kaynaklardan tanımaları gerekir. Bilinmeyen" ve tanınmayan birinin sevilme7" sinin mümkün olmadığı bir gerçektir. Şu halde bu büyüğümüzün bilenlerince, bilmeyenlere her yönüyle ve her fırsatta tanıtılması bir görevdir, sorumluluktur. Üçyüzatmıştan fazla eser yapan bir dahiyi hangi güç yetiştirmiş ve zirveye taşımıştır? İnsanımızın ve bilhassa gençliğimizin ümitsizlik ve karamsarlık deryasında bocaladığı bu dönemde, Sinanları yetiştiren ve besleyen kıymet hükümlerinin ve değer ölçülerinin ne büyük insanlar yetiştirdiği, her devirde de yetiştirecek canlılıkta olduğu izahtan varestedir.
Sinan’a duyacağımız saygı ve sevginin bir tezahürü de onun büyük gayretlerle inşa ettiği eserlere hakkıyla sahip çıkmak, korumak ve onları yaşatmanın çarelerini arayarak gelecek nesillere taşıyabilmenin yollarını bulmaktır. Üzülerek ifade edelim ki, bu gün bu hususun yeterince ciddi olarak ele alındığını söyleyebilmek güçtür. Mimarî eserler, hiş şüphe yok tüm İslâm topraklarının tapu senetleridir. Anadolu’da islâm hakimiyetini güçlendiren varlıkların başında hiç şüphesiz mimarî eserlerimizin geldiği hepimizin malumudur. Şu halde onlara gereken her türlü dikkati ve titizliği göstermek toplumumuzun bütün fertleri için mühim birer görevdir.
Mimar Koca Sinan’ı sevmek ve onu rahmetle anmak, hayırla yâdetmek elbette bizim boynumuzun borcudur. Ancak, ona asıl saygının, bıraktığı eserlerin gerisinde yatan mânâ gücünü doğru teşhis etmek, geliştirdiği ve kullandığı maddî tekniğini kavramak; onu anlamada islâm’ın yüceliğini çağın teknolojisini de kullanarak daha ilerilere taşımak yoluyla olacağına inanıyoruz. Vefatının 406. yılında kendisini rahmetle, hayırla anıyoruz.

1- Tarih Hazinesi Dergisi, İbrahim Hakkı Konyalının, Sinan Hakkındaki değerlendirme yazısı, Sayı: 12, 1951
2- A.g. Dergi, s. 12