Makale

Şiirleri Kuşanan Şehirler

Şiirleri Kuşanan Şehirler

Mahmut BIYIKLI

Kaba söze karşı şiiri, taşa karşı şehri savunan adamların klas duruşları şiirlere de şehirlere de her zaman iyi gelmiştir. “İnsan yaratılışının gerekçelendiği yerlerdir, şehirler” diyor Nuri Pakdil.
“İnsanın en büyük erdemi şehir kurmak” ve “şairin gayesi dünyayı güzelleştirmek” ise, şehirler şiirin otağı olur. Mimarlarla şairler arasındaki akrabalık çok derindir. Yalnız Sinan’ın ve Baki’nin şahadetleri bile yeterli olur bu bağı teslim etmek için. Mimar şuurunu kaybederse, şehir de şiirini kaybeder. Şiirinin mürekkebini şehrinin tütsüsünden ağıtan şair, göğüne şiirler sinmiş şehirler tahayyül eden bir mimar kadar değerlidir şehirlerin hatıra defterinde. Şiirin damarlarıdır şehirler ve şiir taze kan taşır şehrin şahdamarlarına.
İnsan şehre bir şiire varır gibi ansızın girer. Şairlerin şiire girişleri daha bir böyledir; bir payitahta girer gibi girerler şairler şiire.
Yaşadığı şehrin kendini etkilemediğini düşünmek, bir insan için mümkün değildir. “İnsan yaşadığı şehre benzer / O şehrin havasına, suyuna…” diyen şair bu etkinin şuurundadır.
Şair, dilini yaşadığı mekâna yaslayan insandır. Mekânların kaderiyle şiirlerin kaderi arasında görünmez bağlar vardır. Onun için ustalar hep şiirin hayatiyetinin şehrin hayatıyla olan sarsılmaz rabıtasından bahsedegelmişlerdir. Çünkü şiirin hengâmeye ihtiyacı vardır. Tek düzelik, biteviyelik kurutur şiirin damarlarını. “Yazmanın vatanı sağlıklı sessizlik” ise de, şiir, hep şehrin tepelerine çıkmak ister, katlanamaz taşraya inmeye.
Şehir öznesi insan olan mekândır
Şehirlerin hafızaları daima şairlerden derindir. Şehirler kendilerine karakter olmuş esmaları asla unutmazlar. Şairlerin ise hatırlamak için şehirlere ihtiyacı vardır.
Şehir, öznesi insan olan mekândır. En azından Doğu şehirleri için bu böyledir. İnsan, şehre hükmü geçen, nazı geçen, şehrin kaderine istikamet verendir. En çok da şairler için geçerlidir bu ayrıcalık. Onlar şehrin hep içine bakarak yaşarlar. Şehrin derunundaki söylenmemişi ararlar.
“Yollar bizden biridir / Ne duysak sesimizdir”
Şehir, bu mektep medresede yetiştirilmeyen Huda-yı nabit varlıkların varlığıyla yeniden doğayazar. Şair medeniyet nakışlarını işledikçe, şiiri gibi şehri de yenilenir. Ve kendi şiirini yazabilmesi için şehrin, şairin gönlündeki aksi sedasını duyması gerekir. Bunun için şiirsizlik, bir şehrin en korkulu rüyasıdır.
“İhmalin vefasız alçak hükmüne / Sabırla elini bağlayan şiir
Haşmetli devrinde gördüğü güne / Bakıp da anarak ağlayan şehir”
Şehrin tam ortasındadır şair. Şehir gibi kalabalık, şehir gibi yorgun, şehir gibi derin şiirler okumamızın bir sebebi de budur. Bütün büyük şairler şehirde yaşamış, yaşadığı şehri şiirleştirmiştir.
Şiir şehri şehir şiiri kuşanır
Modern şehir olmamalıdır, şiirin moderni olmayacağı için. Şiir doğmak için hep kendi şehrini arar ve ona gönlündeki ilahî hazzı dokur. Ve şehir, özündeki manayı şahlandıran bu şair kardeşlerinin ismini ebediyen kendi tarihine kazır.
“Bir zafer müjdesi burada her isim / Sanki tek bir anda gün saat mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın / Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın”
Şiirin de şehrin de şuursuz yaşayamaması. Bunun içindir şiirin ve şehrin birbirini tasdik etmesi bundandır. Büyük şehir şahadet eder üzerinde yazan şairin büyüklüğüne. Bunun için soramayız şiir mi şehri şehir mi şiiri ihya etmeli diye. Şair şehri kuşanmış, şehir de şairi kuşatmıştır yekpare.
“Yıkık köprülerin her bir taşından / Bir hayat köprüsü kuran
Kâbusların yıktığını onaran / Bir rüya vardır”
Bir seyyah değildir şair
Bir seyyah değildir şair, ne de coğrafya öğretmeni. Şiirlerle kurulur şehirler şairin gönlünde. Şairleri şiirin yalın hâllerine bırakmak gerekir bunun için.
“Uzasan göğe ersen, cücesin şehirde sen”
Şehir, hep kendine hep eskiye hep eski çocukluklara mahsustur şairin nazarında.
Yusuf’u kaybettim Ken’an ilinde / Yusuf bulunur Ken’an bulunmaz” diyen şairler de vardır. Ken’an dünyasında gönül Yusuf’unu bulunca Ken’an gözünden silinen şairler…
Her şairin şehri, onun şiiridir de. Bundandır Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul, Bağdat, Şam, Kahire, Semerkant, Buhara, Maraş, Urfa, Diyarbakır sokaklarının şiir kokması. Her şairde onun şehrinin edası vardır. Yunus’sa Mevlana’ysa Hacı Bayram’sa Eşrefoğlu’ysa Fuzuli’yse Niyazi’yse de, Akif’se Yahya Kemal, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ise de…
Yine de şairler bir şehre aittir denilse hata olur. Şair daima kendini tek-şehirlilikten koruyan adamdır. “Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum / Sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya”
Bütün büyük şairler Medinelidir
Bütün büyük şairler Mekkelidir, Medinelidir önce ve sonra Kudüslü, İstanbullu…
“Getirirse iki şehir getirir insanı kendine / Biri Mekke biri Medine”
“İnsanlar yağmur olmuş sokaklardan akıyor
Melekler saf saf durmuş gıpta ile bakıyor”
dedirten Medineli…
“Ve Kudüs Şehri / Gökte yapılıp yere indirilen şehir
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri / Altında bir krater saklayan şehir” gibi Kudüslü.
“Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun / Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri / Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan” gibi İstanbullu…
Ve şehirler nasıl bir iddianın burçlarıysa, şiirler de kutlu bir davanın eseridir. Bunun içindir ki şiirler de şehirler gibi ruhlarıyla hep diridir. Şehirlerin ruhunu yansıtan şiirleri, şiirlerin ruhunda yaşayan şehirleri en iyi şairler bilir.
Duamız odur ki; Mekke’yi Medine’yi Kudüs’ü bir kol saati gibi kolunda taşıyan, “Bin yıllık ömrüm olsa / Ömrüm boyunca konuşmam ve yazmam nasibimde varsa / Hep Müslümanların birleşmesinden / Ve bir araya gelip şuurlu birliklerini oluşturmalarından bahsederim / Bundan bıkmam ve yılmam, bundan daha büyük bir dava bilmiyorum”dan başka söz sarf etmeyen, “Yürü kardeşim / Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin” diye yaşayan medeni şairler ulu şehirlerimizin semasından hiç eksik olmasın!