Makale

Söyleminiz İle Eyleminiz Uyumlu mu?

Söyleminiz ile Eyleminiz
Uyumlu mu?

Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Fert ve toplum hayatında iyi, güzel ve yararlı şeyler de kötü, çirkin ve zararlı şeyler de önce zihinlerde oluşur, sonra söylem ve eyleme dönüşür. Yaşadığı toplumda daima çevresine güzel örnek olmak durumunda olan mü’minin söylem ile eylemi örtüşmeli, söz, fiil ve davranışları inancına ters düşmemelidir. Aksi davranış, toplumda güzel ahlakın, dürüstlüğün ve güven duygusunun zedelenmesine hatta yok olmasına sebep olabilir. Bu, insanları fesada ve huzursuzluğa götürür. Böyle bir toplumda insan, mutlu olamaz, maneviyatını geliştiremez, Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanamaz. Onun için Allah Kur’an’da mü’minlerin söylem ile eylemlerinin birbiriyle uyumlu olmasını, verilen söz ve yapılan sözleşmelere uyulmasını istemektedir. Yazımızda bütün bu hususlara vurgu yapan Sâf suresinin 2. ve 3. âyetlerinin tahlilini yapmaya çalışacağız.
AYETİN ANLAMI VE ÇEVİRİ SORUNU
Söz konusunda âyetin meâlini şöyle çevirmek mümkündür “Ey iman edenler! Yapamayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapamayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında öfkeye sebep olan büyük bir davranıştır." Bazı meallerde" âyet, "yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz" şeklinde tercüme edilmiştir. Bu tercüme âyetin orijinali ile ortüşmemektedir. Çünkü bu şekilde bir çevirinin Arapça karşılığı malem tefalü’dür. Halbuki âyet "mâlâ tefalûne" şeklindedir. "Mâ" şey anlamında ismi mevsuldür. "Lâ tef alûne" gelecek zamanın olumsuz şeklidir, yapamayacaksınız, "ma lâ tefalûne ise yapmayacağınız şey demektir. “Lem tefalû” yapmadınız, "ma lem tefalû" ise yapmadığınız şey demektir. "Lem" olumsuz edatı, ınuzâri fiilini, (şimdiki zaman yüklemini) olumsuz maziye (dili geçmiş zamana) çevirir. "Yapamayacağınız şey" ile "yapmadığınız şey" arasındaki anlam, tamamen farklıdır. İnsanın yapmadığı şeyi söylemesi gerçek dışı beyandır, yalandır. İnsanın yapmayacağı şeyi söylemesi ise gücünün yetmeyeceği veya yerine getirmeyeceği bir vaatte bulunmaktadır. Birincisi geçmişle ilgilidir, haberdir, İkincisi gelecekle ilgilidir, söz vermektedir.
Bazı insanlar bu âyeti; ilgisi bulunmayan bir bağlamda kullanmaktadırlar. Va’z ve irşat görevinde bulunan kimsenin, her şeyden önce söylediği, öğüt verdiği şeyi kendisinin yapıyor olması gerektiğini, öğüt verdiği şeyi kendisi yapmıyorsa bunu başkasına söylemesinin doğru olmadığını, bu kişinin sözünün tesiri olmayacağını delillendirmek üzere bu âyeti dile getirmekte ve yapmadığınız şeyi niçin başkalarına söylüyorsunuz?" demektedirler. Bununla, mesela yalan söyleyen bir kimsenin bir başkasına "yalan söylemeyin, içki içen birisinin bir başkasına “içki içmeyin” şeklinde öğüt verme hakkı yoktur demek istemektedirler. Başkasına öğüt veren insanın öğüt verdiği şeyi kendisinin yapıyor olması, başkalarına nasihat ederken kendisini unutmaması ideal olanıdır. Nitekim yüce Allah, "(Ey insanlar!) İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyorsunuz?" âyetiyle kişinin başkasına iyiliği, güzelliği, yararlı şeyleri, ibadetleri, Allah ve Peygamberine itaati emrederken kendisinin unutmasını, yani söylediklerini yapmamasını kınamaktadır. Ancak ne bu âyetten, ne tahlil etmeğe çalıştığımız âyetten kendi ha yatımızda uygulamadığımız şeyleri başkasına söylememiz doğru değildir, şeklinde bir anlam çıkarmak mümkün değildir.
İnsan doğru, iyi ve güzel olan şeyleri kendisi yapmalı, başkalarını da bunları yapmaya davet etmelidir; kendisi kötü, çirkin, günah ve yararsız şeyleri bırakmalı, başkalarına da bunları terk etmelerini söylemelidir. İdeal olanı budur. Ancak insan kendisi iyi olan şeyleri yapamıyor, kötü olan şeyleri terk edemiyor diye iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevini terk edemez, ederse bir görevi terk etmiş, böylece kusuru ikiye çıkmış olur. Birinci kusur, iyi olan şeyi yapmamak, haram, günah fiili işlemek; ikinci kusur ise, emr-i bi’l- ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker görevini terk etmektir. Dolayısıyla insan kendisi uygulayamasa bile öğüt vermek, iyilikleri emretmek, kötülükleri nehyetmek görevini yapmalıdır. Söylediklerini kendisi yapmayan kimsenin başkasına tesiri olmaz diye düşünmenin de doğru olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü insanın görevi iyilikleri anlatmak, emretmek, kötülüklerden sakındırmaktır, başarı ve tesir Allah’a aittir. Bazen bir kötülüğü yapanın sözü daha tesirli olabilir. Sözgelimi alkol, sigara, uyuşturucu vb. kötü alışkanlığı bulunan bir kimsenin, başkasına “ben bunların zararını, kötülüğünü çok gördüm, sakın siz bunlara alışmayın" demesi böyle bir alışkanlığı bulunmayan kimsenin sözünden daha etkili olabilir.
Tahlil etmeye çalıştığımız ayetin konusu anlattığımız bu hususlardan tamamen farklıdır. Ayet, kişinin kendi iç dünyası, tutarlı, söylem ile eyleminin uyumlu olup olmaması, söz verme, adakta bulunma ve bunu yerine getirip getirememesiyle ilgilidir. Ayetin nüzul sebebi de bu manayı ortaya koymaktadır.
ÂYETİN NÜZUL SEBEBİ
Ayetler bazen bir soru, bir olay üzerine inmiştir. İşte bir âyetin inmesine sebep olan soru veya olaya nüzul sebebi denmiştir. Nüzul sebebinin bilinmesi; âyetin anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Tahlil etmeye çalıştığımız âyetin nüzul sebebi nedir? Ayet hangi konu, olay veya soru üzerine inmiştir? Şimdi bunları görelim.
Hadis ve tefsir kitaplarında söz konusu âyetin nüzul sebebi olarak üç farklı görüş yer almaktadır. Bunlardan biri bazı sahabenin, "amellerden hangisinin Allah katında daha sevimli, daha faziletli olduğunu bilsek o amelleri yapardık" şeklinde konuşup temennide bulunmaları üzerine inmiştir. Bununla ilgili farklı rivâyetler vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:
Abdullah İbn. Selam şöyle anlatmıştır: "Peygamberin ashabından bir grup ile oturduk, aramızda bazı konuları müzakere ediyorduk. Bu sırada; ’amellerin hangisinin Allah’a daha sevimli olduğunu bilseydik elbette o amelleri işlerdik’ dedik. Bizim bu temennimiz üzerine Saf suresinin 1. ve 2. âyetleri indi. Peygamberimiz (s.a.s.) âyeti bize okudu”.4
Abdullah İbn Abbas’tan yapılan rivâyet ise şöyledir: "Mü’minlerden bazıları cihat farz olmadan önce arzu ediyoruz ki Allah, kendisine amellerin en sevimlisi hangisi olduğunu bildirse de o amelleri işlesek diyorlardı. Bunun üzerine Allah, Peygamberine kendisine amellerin en sevimlisinin şeksiz şüphesiz Allah’a iman etmek ile iman etmeyen ve imana karşı çıkan isyankârlarla cihat etmek olduğunu bildirdi. Cihat âyeti inince bazı mü’minler bundan hoşlanmadılar, cihat emri kendilerine zor geldi, bunun üzerine Allah, “Ey Mü’minler! Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında çok kızılan bir şeydir. Allah kendi yolunda kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak savaşanları sever”, ayetlerini indirdi.”’5’
İbn Abbas rivâyetinde "cihat" âyetinin hangisi olduğu bildirilmemiştir. Ebu Salih’in aynı konuyla ilgili rivayetinde cihat âyetleri bildirilmiştir: Ebu Salih, "Bazı mü’minlerin, ‘amellerin hangisinin Allah’a daha sevimli olduğunu bilseydik o ameli işlerdik’ demeleri üzerine Saf suresinin, "Ey Mü’minler! Size, sizi acı azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi? Allah’a ve Resulüne iman ederseniz, mallarınız ve canlarınız ile Allah yolunda cihat ederseniz, eğer bilirseniz sizin için en hayırlısı budur. Böyle yaparsanız Allah sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş konutlara koyar, işte büyük kurtuluş budur." anlamındaki âyetleri16’ indi. Cihattan hoşlanmadılar, cihat, nefislerine zor geldi, bunun üzerine "Ey Mü’minler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz..." âyetleri indi”, demiştir.7
Aynı anlamda Ebu Hureyre, Mücahit, Kelbi, Dahhak ve Katâ- de’den de rivâyetler vardır.8’
Kur’an yorumcusu el-Kelbi, konu ile ilgili olarak: "Mü’minler, Ya Resulallah! Amellerin Allah’a en sevimli olanını bilseydik o amelleri yapmaya gayret ederdik’ dediler. Bunun üzerine, ’Ey Mü’minler! Size, sizi acı azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi?’9 âyeti indi. Bir müddet sonra satın alınacak şeyin ne olduğunu bilseydik onu. mallarımız, çoluk çocuğumuz ile satın alırdık dediler. Bunun üzerine Allah: “Allah’a ve Resulüne iman ederseniz, Allah yolunda inallarınız ve canlarınızla cihat ederseniz...”"10’âyetini indirdi. Uhud savaşında imtihan edildiler. Uhud’ta görevlerini hakkıyla yapamadılar. Bunun üzerine: ’Ey Mü’minler! Yapamayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz’ âyeti indi. Allah, sözlerinde durmamaları sebebiyle bu âyetle onları kınadı" demiştir."" Muka- fıl b. Hayyân, konuyla ilgili benzer şeyleri söylemiştir: "Müminler, amellerin hangisinin Allah’a daha sevimli olduğunu bilseydik o amelleri yapardık dediler. Allah onlara amellerin kendisine en sevimli olanı bildirdi. "Allah kendi yolunda kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak savaşanları sever" âyetini indirdi. Uhud savaşında bununla imtihan edildiler. Bazıları bundan yüz çevirdiler. Bunun üzerine Allah: "Ey Mü’minler! Niçin yapamayacağınız şeyi söylüyorsunuz" âyetini indirdi.11
Rivâyetlerden anlaşılan ortak nokta; bir grup Müslümanın amellerin Allah’a en sevimli olanı öğrenip o amelleri işlemek istemeleri, bunun üzerine cihadı ve Allah yolunda savaşı emreden Saf sûresinin 4, 10 ve 12. âyetlerinin inmiş olması, Uhud savaşında bu sözlerini uygulama ile karşı karşıya kaldıkları, sözünü tutamayanları Allah’ın bu âyetle kınamış olmasıdır.
Nüzûl sebebi ile ilgili ikinci görüşe göre âyet, yapmadığı halde iyi, güzel ve hayırlı fiiller yaptığını söyleyerek övünenler hakkında inmiştir. Katâde. "âyetin cihat hakkında indiği bilgisi bana ulaşmıştır. Bir insan yapmadığı halde ’şöyle savaştım, şöyle şöyle yaptım ’ derdi. Allah bu âyetle insanlara öğüt vermiş, böyle bir davranışın doğru olmadığını bildirdi" demiştir."3’ Buna göre Allah, bu âyetle palavra sıkanları, yapmadığı şeylerle övünenleri kınamaktadır. Dahhâk da aynı şeyi söylemiştir."4’ Nüzul sebebi ile ilgili üçüncü görüşe göre âyet, mü’minlere yardım sözünü verip de bu sözünde durmayan ve yalan söyleyen münafıklar hakkında inmiştir. İbni Zeyd, "Münafıklar, Peygamber ve ashabına eğer savaşa çıkarsanız bizde sizinle birlikte çıkarız, sizinle birlikteyiz diyorlardı. Sözlerinde durmadıkları için bu âyette Allah onlara çok kızdığını bildirdi" demiştir."5’ Münafıkların bu tür davranışları Haşr suresinin 11-14. âyetlerinde haber verilmektedir.
Taberi, Kâdi Beydâvi ve Ham- di Yazır’ın da beyan ettikleri gibi bu üç görüşün doğrusu birincisidir."6’ Ayet, Mü’minlere hitap etmektedir; dolayısıyla münafıklarla ilgili olamaz. İbn Zeyd ve Dah- hak’ın dediği gibi bazı mü’minlerin yapmadıkları şeyleri söylemeleri, palavra atmalarıyla da ilgili değildir. Çünkü âyet, verilen sözün yerine getirilip getirilmemesiyle ilgilidir.
YORUM VE DEĞERLENDİRME
Allah mü’minlere hitap ederek, yapamayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz, yapamayacağınız şeyleri söylemeniz katımda kızılan, hoşlanılmayan bir davranıştır diyor. Ayetteki soru, istifham-ı in- kâridir yani, yapmayacağınız şeyi söylemeyin demektir. İnsanın yapamayacağı şeyi söylemesi, samimiyetsizliğin beyanıdır. Böyle bir davranış, iman sahiplerine yakışmaz, Mü’min, Allah’a ve insanlara verdiği sözü tutmak, adaklarını yerine getirmek, yaptığı sözleşmelere uymak zorundadır. Yüce Allah, "Ey Mü’ıninler, akitleri taın yerine getirin”,"17’ "...Bana verdiğiniz sözü tutun ki ben de size verdiğini sözü tutayım.. ve "...Ahdinizi yerine getirin çünkü insan ahdinden sorumludur."19 âyetleriyle ısrarla verilen sözlerin tutulmasını, sözleşmelere uyulmasını istiyor, sözlerini tutanları ve ahitlerine uyanları sadık, muttaki, iyi ve akıllı olmakla, niteliyor.20’
İbrahim peygamberi vefalı, İsmail peygamberi ise sözünün eri, vaadine sadık olmakla övüp müminlere örnek gösteriyor,1’" ahdini yerine getirenleri, sözünden dönmekten sakınanları sevdiğini bildiriyor: "Evet kim sözünü yerine getirir ve (günahlardan) sakınırsa şüphesiz Allah ıııuttakileri sever. Fakat Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlara gelince, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır.”” Bu ayet, verdiği iman sözünde durmayanlara yönelik ise de mü’minlerin verdiği sözde durmamaları, söylediklerini yapmamaları da Allah katında öfkeyi, kızmayı gerektiren bir davranıştır. Tahlil etmeğe çalıştığımız ayette geçen "kebüre makten" tabiri bunu ifade ediyor. Makt; çok kızmak, buğz etmek, nefret etmek demektir. "Yapamayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında çok kızılan, hoşlanılmayan büyük bir davranıştır" beyanı, verilen sözü tutmamanın, sözleşmelere uymamanın, adakları yerine getirmemenin Allah katında ne kadar kötü bir davranış olduğunu ifade ediyor.
Ayet, itaat olan bir ameli kendisine gerekli kılan kimsenin bu ameli yapmasının zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Allah ve Peygamber emretmediği halde kişinin kendisine gerekli kıldığı şeyler iki çeşittir. Adak ve va’d. Bir mümin, namaz kılmak, oruç tutmak ve sadaka vermek gibi itaat olan bir fiili yapmayı adarsa bu adağı yerine getirmesi farzdır. Kaybettiği bir şeyi bulursa veya bir başarı elde ederse veya bir kötülükten kurtulursa, mesela sadaka vermeyi adayan kimsenin de adağını yerine getirmesi farzdır. Adağını yerine getirmemek, verilen sözden dönmektir ve günahtır. Adakta olduğu gibi insan bir şeyi yapmak, birine bir şey vermek, bir yerde bulunmak, bir şeyi belli bir vakitte ödemek, bir toplantıya katılmak gibi va’dde bulunursa ve söz verilirse geçerli ve zorunlu bir özrü bulunmadıkça va’dini ve sözünü yerine getirmesi zorunludur, aksi davranış günahtır,23’ kınamayı gerektiren bir davranıştır. İşte tahlil etmeğe çalıştığımız Saf suresinin 2 ve 3. âyetleri adağı ve va ’dini yerine getirmeyenlerle ilgilidir. Palavra atanlarla veya kendi yapmadığı şeyleri başkalarına yap diye söyleyenlerle ilgili değil; adağını, sözünü ve va’dini yerine getirmeyenlerle ilgilidir.

1- Mesela, Hüseyin ATAY Y. KUTLUSAY, Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı D.İ.B. Yay. Ank. 1985.
2- Fiili muzâri nefi istikbal.
3- Bakara, 44.
4- Tirmizi, Tefsir, 62, No. 3309.0.413.
5- Taberi, Muhammed b. Cerir, Câ- miu’I-Beyân an Te’vili Ayi’I- Kur’ân, XIV, 28/83-84 İbn. Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim, III, 491 - Süyııti, ed-Dürru’l-Mensur fı Tef- siri’I-Me’sur, VIII 1983. Beyrut, 1983, f.
6- Saf, 10-12.
7- Taberi, XIV, 28/84.
8- Taberi, XIV, 28/84, Suyuti, VIII,
146, Kurtubi, XVIII, 78. İbn Kesir, III, 492.
9- Saf. 10.
10- Saf, 11.
11- Kurtubi, el-Cami’li Ahkami’i- Kur’an. XVIII, 77-78.
12-İbn Kesir, 111,492.
13- Taberi, XIV, 28/84.
14- Taberi XIV, 28/89.
15- Taberi, XIV, 28/85.
16- Taberi, XIV, 28/85 Beydavi, En- varut-Tenzil ve Esrarut- Te’vil, VI, 250. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VII, 4296.
17- Maide, 1.
18- Hacc, 29.
19- İsra, 34.
20- Bakara. 177; İnsan, 5-7; Ra’d, 20.
21- Meryem. 54; Necm. 37.
22- Âl-i İmran 76-77.
23- Kurtubi, XVIII, 79-80.