Makale

Hamdi MERT ile RÖPORTAJ

RÖPORTAJ:

Hamdi MERT ile RÖPORTAJ

Abdulbaki İŞCAN


ALTAYLARDAN TUNA’YA BİR Türk DÜNYASI DOĞUYOR

“Türkî Cumhuriyetlerde incelemelerde bulunan Hamdi Mert intibalarını dergimize anlattı”

Sovyetler Birliği dağıldı. 6 Türk Cumhuriyeti Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Siz istiklâllerini ilan eden bu ülkelerden yeni döndünüz. Şu andaki durum nedir bu cumhuriyetlerde?

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlıklarını ilan eden müstakil Türk Cumhuriyetleri ile otonom cumhuriyet ve otonom bölgelerde yaşayan Türk toplumlarının du-rumları henüz açıklık kazanmış görünmüyor.
Sovyetler Birliği dağılmış bulunmakla beraber, yeni kurulan "Bağımsız Devletler Topluluğu"na istiklâllerini ilan eden Türk Cumuriyetleri de gönüllü olarak katılmıştır. Bu yeni devletler topluluğunun müşterek merkezî idaresi ile topluluğu oluşturan devletlerin münasebetleri, yetkileri, istiklâliştirak sınırları belirlenmemiştir.
Bu sebeple, "Sovyetler Birliği"nin dağılmış bulunması, mevcut durum itibariyle Türk Cumhuriyetleri açısından şimdilik fiilî bir istiklâl getirmiş değildir. Nitekim;
Türk Cumhuriyetlerine seyahat, Rusya Federasyonu Büyükelçiliği vizesi ile mümkün olabilmektedir. Bu durum, sözü edilen Türk Cumhuriyetlerinin Ankara’da temsilcilik açmamış bulunmalarından mı kaynaklandığı bilinmemektedir. Zira yeni kurulan Bağımsız Devletler Topluluğunun -merkezi idare ve üye devletler statüsü henüz ortada yoktur.
Bir yandan istiklâllerini ilan ettiklerini duyuran, diğer taraftan Rusya Federasyonu’nun öncülüğüne -Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya arasında- kurulan Birleşik Devletler Topluluğu’na kendi başvurularına katılan Türkî Cumhuriyetlerin millî statüleri (Anayasa, millî-mahallî idare ile ilgili kanunları, milletlerarası münasebetleri vb.) tes-bit edilmemiştir.
Özel para, özel mülkiyet, milli müdafaa teşkilatları konularında açıklık yoktur.
Durum bu ise, "Bağımsızlık ilanı "nın bir anlamı yararı olmayacak mı? "Sovyetler Birliği" yerine "Bağımsız Devletler Topluluğu" geçmişse, değişen ne olacak?
— Bugün "Sovyetler Birliği" içerisinde yer alan toplukların tamamında bir belirsizlik ve buna bağlı arayış var. Dünkü gazetelerde, Bağımsız Devletler Topluluğu’na bağlı bir tek/müşterek ordu üzerinde, üye devletlerin anlaşamadıkları yazılı idi. Bu mülakat yayınlanıncaya kadar neler olur, hesab etmek fevkalâde güç. B.D.T.’nin dağılması bile mümkün... Veya güçlenmesi... Sular bulanık... Olaylar öyle çabuk gelişiyor ki, yarını görmek mümkün değil
Soru sizin tahmininiz nedir? Sizde karamsar bir yaklaşım görüyorum.
Karamsar değilim. Artık bu selin önünde kimse duramaz. Ancak güçlükler var.
Önce şu birinci şıkkı açıklar mısınız? "Selin önünde durulamaz" sözünü...
Kastım şu: 70 yılık bir merkeziyetçi baskı rejimi sona ermiştir. Marksist sistem tutmamıştır. Ekonomik çöküş yanında, insanlara nefes aldırmayan polis rejimi de aynı tepkiyi nefreti almıştır. Sadece Türk toplulukları veya Slav olmayan milletler için değil, bu tepki/nefret, Slavlar için de geçerlidir. Artık "hürriyet’in "hür" olmanın onurlu soluğu tadılmıştır. Geri dönüş mümkün olmaz. Bağımsız Devletler Topluluğu veya bir başka ad altında da olsa... "Artık bu selin önünde durulmaz" deyişim bundan.
Ya diğer şık, yani "güçlükler"?
Tabii ki güçlükler var. Sebebi de şu: Bağımsızlıklar ilan edildi ama, 70 yıllık merke-ziyetçilikten sonra, millî statüler henüz oluşturulamadı. önce anayasa yapılacak. Bu anayasaya neler konulacak? B.D.T. denilen merkezi idare ile münasebetler; istiklâl- iştirak sınırları ne olacak? Dış politika, iç politika tesbitleri, medeni hükümler, özel mülkiyet konusu... Bütün bunlar Anayasada yer alacak... Sonra da, kanunlar çıkarılacak. Medenî Kanun, idarî mevzuat, ekonomik hükümler... Ve millî müdafaa, millî ordu... Görüyorsunuz ki iş dışarıdan görüldüğü kadar kolay değil. Bu konularda tatbikatı bilen uzman bilim adamları, teknisyenler bile henüz yok. Anayasa yapılacak, kanunlar çıkarılacak, ekonomik-siyasî- askerî kararlar tesbit edilecek.... Birdenbire olur mu?
Sizin tahmininiz yaklaşımınız nedir?
"Tahmin demeyelim"de, müşahede diyelim. Benim müşahedem şu: istek var. Çile çekmişler, öyleyse azim de var. Geriye strateji kalıyor, işte bu önemli... içeride ve dışarıda.. Kendi içlerinde tutkun olmalılar... Bunda biraz şüpheye düştüm. Meselâ B.D.T. merkeziyetçiliği (Moskova-Minsk)e bağlılık açısından... Bir kısmı romantik, aceleci... Bir kısmı ise (özellikle resmî idareler) kaçınılmaz olarak tedbir ve temennili... Tedbir şart ama aşırı tedbir, atalete dönüşürse iyi değil. Milletlerarası ilişkilerde ise romantizm ve acelecilik tehlikeli olabilir. Azerbaycan’daki Halk Cephesi (muhalefet) ve mevcut idare arasındaki görüş farkı bu açıdan ve iyi değerlendirilmeli.. Özbekistan’da bu farklı yaklaşımlar var. Özellikle alfabe yani Kur’an alfabesi mi kullanılsın, yoksa Latin alfabesi mi konusunda... Kültür bütünlüğünü sağlayacak ve 200 milyona hitabedecek alfabe konusunda dinine hasret ve iştiyak derecesine bağlı geniş halk kesimleriyle, resmî-siyasî idare arasında farklı görüşler var. Bu farklılığın te’lifı büyük önem taşıyor, içerideki bu anlayış farkını tahrik eden iç ve dış mihraklar da ola-bilir.
Sizin bu konudaki kanaatiniz nedir?
Benim bu konudaki kanaatim önemli değil, önemli olan, Cumhuriyetlerin resmî idareleri Latin alfabesine geçiş kararı aldılar. Yani adeta dönüşü olmayan bir yola girildi. Bu bir... ikincisi, burada ince bir nokta var. önce onu çözmeli. O da şu: Bütün bu 6 cumhuriyette resmi alfabe "Kiril" Alfabesi. Bu alfabe Latin alfabesiyle çok yakın. Hatta harfler hemen hemen aynı. Sadece bazılarının fonksiyonları farklı. Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçiş, bu bakımdan çok kolay.. Bir bakıma bu sebeple, ama asıl 200 milyonluk Türk dünyasında yazı ve kültür bütünlüğü olması maksadıyla, resmî-siyasî idareler, Lâtin alfabesine geçiş kararı aldılar. Onun için diyorum, dönüşü olmayan bir yola girildi diye...
Temas etmek istediğim bir incelik te şu: Resmi alfabenin farklı bir alfabe olması Kur’an-ı Kerim’i, kendi harfleriyle öğrenmeye manî de değil Türkiye’de de durum bu.. Resmî yazı Lâtin harflerine dayanıyor. Ama milletimizin büyük çoğunluğu ilâhî kitabımızı kendi harflerinden okumasını bilir. Demek istiyorum ki arzu edince oluyor. Sonuç olarak, bu alfabe konusunda geniş dindar halk kesimleriyle resmi idareler arasında görüş ayrılığı; bu farklılığın da iç bütünlüğü olumsuz etkileyecek tefrikalara sebep olmaması konusunda çok dikkatli, realist, akıllı ve akılcı olmak gerekiyor. Bölgeler hassas, bünyeler taze ve cılız... Bu taze narin bünye, böylesine bir tefrikaya dayanamaz, yazık olur...
"Güçlükler" demiştiniz. Başka güçlükler var mı?..
Var tabi.. Bu kadar kapalı baskıcı bir rejimden, sağlıklı oluşumlara -müesseseleşmelere geçmenin her alanda güçlükleri var. Meselâ maden (altın vb.) Türk toprakları, bu madenleri işleyecek tasfiyehaneler Rusya kesiminde... Bir traktör motorunun 3-5 parçasından her biri ayrı Cumhuriyetlerde üretiliyor.. Bu misalleri çoğaltabilirsiniz. Bir de şu:
Rusya’nın bu tabiî hammadde ve doğal kaynaklardan vaz geçmesi zor. Azerbaycan’ın petrolünden, Türkmenistan’ın tabiî gazından, Özbekistan’ın ve Kazakistan’ın altınından... Bu misalleri de çoğaltabilirsiniz., işte güçlükler bu ve bunun gibi önemli, girift, çetrefil konular... Allah kolaylık versin..
Sizin temas ve yaklaşımlarınız nasıl oldu?
Biz Azerbaycan Başkenti Bakü’de Cumhurbaşkanlığı 1 inci Müşaviri Prof. Kamuran Enver oğlu RÜSTEMOV ile görüştük. Millî şûra toplantısına katıldık. Millî şuranın Dış İlişkiler Temsilcisi Namık Ataullahoğlu AKUNDOV ve Azerbaycan’ın Quba kenti hakimi Ahmet Ahmet SADA ile keza görüştük. Asıl ev sahiplerimiz dinî idareler idi. Her üç cumhuriyetin dinî idare yöneticileri ile geniş görüşmeler yaptık, protokoller imzaladık.
Görüşme konularını kısaca açıklar mısınız?
Resmî idare temsilcilerine, yapılacak Anayasa ve diğer medenî-idarî mevzuata "din"i, din eğitimini asla dışlamamalarını; zira "din"i dışladıkları görüntüsü verdikler takdirde, geniş dindar kesimlerin de kendilerini dışlanmış sayacağını, bundan da millî bünyenin zarar göreceğini ifade ettik, özellikle de bu durumu içerden ve dışardan istismar edenler çıkabile-ceğini, bunun tahribat ve zararını anlattık.
Dinî idarelere ise, resmî, siyasî kişi ve mercilere ters düşmemelerini, görüş farklılıklarını sükûnetle gidermeye çalışmalarını; millet ile devlet arasında olumlu yaklaşımlara çaba harcamalarının gerekliliğini izah ettik.
Her başkente Türkiye Diyaneti tarafından dinî idare kompleksleri, dinî yüksek öğretim siteleri ve örnek camiler inşaası konusunda mutabık kaldık. Tabii Buhara, Semerkant, Fergana gibi önemli tarihi kültür merkezlerine de..