Makale

Dinî Bayramlarımız ve KURBAN

Halİt Güler
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Dinî Bayramlarımız ve
KURBAN

Dünyanın değişik bölgelerinde kardeşçe yaşayan müslüman topluluklar olarak Asr-ı Saadetten bu yana, senede iki defa dinî bayram yapıyoruz. Biri Ramazan Bayramı, diğeri Kurban Bayramı. Ülkemizde de bu iki büyük bayramın programı Asr-ı Saadet ruhuna bağlı kalınarak, asırlardır coşku ile uygulanır. Milletimizin gittikçe artan ilgi ve heyecanı gösteriyor ki, bu âlem var olduğu sürece de bu uygulamaya devam edilecektir. Bunun böyle olmasını gerektiren pek çok sebep vardır.
Herşeyden önce dinî bayramların temeli sağlam. Çünki o mübarek günleri, asırlarca önce ashabına ve dolayısıyle bizlere Allah’ın Resûlü müjdelemiştir. Kur’an-ı Kerim’i tebliğ ettiği ve Cennet’i müjdelediği gibi.
Dinî bayramların geçmişi sağlam. Çünki müjdelendiği tarihten bu zamana hep insanların saadetine, huzur ve refahına vesile olmuştur.
Dinî bayramların programı sağlam. Çünki bu ulvî program, insanların maddî ve manevî ihtiyaçlarına cevap vermekte, sosyal problemlerini çözmekte, ruhî sıkıntılarını gidermekte, çevreyi emin hale getirmekte, muameleyi sevgiye dayandırmakta ve geleceğe ümitle bakılmasını sağlamaktadır.
Dinî bayramların itibarı yüksek. Çünki kardeşliği güçlendirmekte, sevgiyi pekiştirmekte, millî birlik ve beraberliği telkin etmektedir. İnsanları her kesimiyle kucaklamakta ve ilgi görür hale gelmelerini sağlamaktadır.
Dinî bayramların mesajı zaman kavramının üzerinde. Çünki insanlardaki sevgi, kardeşlik, tevazu ve yardımseverlik duygularının hep canlı kalmasını sağlayan ve zamanın bu duyguları eritmesine fırsat vermeyen ruhu manen beslemekte. Müslümanların hemcinslerini derinden sevmelerinin ve yardımsever olmalarının sembolik birer işareti olan fı- tır sadakası ve kurban eti, bu mesajın hep canlı kalmasını sağlayacak zaman dışı ilâhî buyruklardır.
Bizim böylesine dinî bayramlarımız olduğu gibi, millî bayramlarımız da vardır. Dinî ve millî günlerimiz birlik ve beraberliğimizi sağlayacak, ahlâkımıza güzellik, düşüncemize dürüstlük, sanatımıza ve eğlencemize meşruluk ve ticaretimize bereket ekleyecek kültürle yüklüdür.
Dinî bayramların İkincisi olan Kurban Bayramının, dinî hayatımızda ve kültür yapımızda önemli bir yeri var. Bayramdan maksat, güzel ameller işleyerek ve yararlı işler yaparak Allah (C.C) ’ın hoşnutluğuna ermektir. Bu sebeple Ramazan Bayramını oruçla, teravihle, fitre ve zekatla karşılarız ve bunlardan hasıl olan sevinçle tekrar buluşmak üzere uğurlarız. Kurban Bayramı da Allah (C.C) rızası için kurban edilen hayvanların etleriyle muhtaç gönüllerde hissedilir hale getirmeye çalışırız.
Bayrama da ismini veren kurban, gerek ferdî ve gerekse İçtimaî yönden sayısız yararı ve hikmeti olan malî bir ibadettir. Hz. İbrahim Aleyhisselâmın sünneti olarak ve her devirde coşkuyla yaşanarak zamanımıza ulaşan bu ibadet, insanların gönlünde derin bir mutluluk uyandırmış, toplumu meydana getiren fertleri insanca ve hakça birbirlerine yaklaştırmıştır. Hakka yaklaşmanın ve halkla kaynaşmanın belirtilerinden biri de kurban kesmektir.
Kurban, Hicretin ikinci yılında vacip kılınmıştır. Vacip oluşu, kitap, sünnet ve ic- ma-i ümmet ile sabittir.
Yüce Rabbimiz Kevser Sûresinde: "Biz sana Kevser’i verdik. Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu sana buğze- dendir epter" buyurmuştur.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) de: “Malî imkanı yerinde olup- ta kurban kesmeyen kimse bizim mescidimize yaklaşmasın" buyurarak ümmetini kurban kesmeye teşvik etmiştir.
Resül-i Ekrem, Nebiyyi Muhterem Efendimiz, kesilecek kurbanların makbule geçmesi düşüncesiyle: "Kurbanlarınızı büyük kesiniz! Zira onlar sıratta sizin bineklerinizdir" buyurarak kurban kesecek kimselerin, kurbanın fiziki yapısına da dikkat etmelerini tavsiye etmiştir.
Kurbanın yalnız Müslümanlıkta değil, diğer ilâhî dinlerde de mevcut olduğunu Hac Sûresinin 34. ayeti kerimesinden öğreniyoruz. Bu ayeti kerimede meâlen şöyle buyruluyor: "Her ümmet için Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O’nun adını anarak kurban kesmeyi meşrû kıldık."
Adı geçen sûrenin 37. ayeti kerimesinde de meâlen şöyle buyrulur: "Bu kurban edilen hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin için ve onun için yaptığınız gösterişten uzak, iş ve ibadetlerinizdir."
Eğer kurban kesmeyi ayeti kerimede işaret edildiği gibi anlamasak, bizim amelimizin canlı veya cansız herhangi bir varlığın kötülüğünden korkupta uğruna çeşitli kurbanlar kesen ve hediyeler veren batıl inançlara sahip insanların amelinden ne farkı olur? Onlar korktukları için kurban keserlerdi. Biz sevdiğimiz, korku ile güven arasında ümitvar olduğumuz için kurban keseriz. Onlar inandıkları varlıktan uzaklaşmak veya, kendilerinden uzaklaştırmak için kurban keserlerdi. Biz Allah’a yakın olmak ve rahmetine kavuşmak için kurban keseriz. Ölçü ve niyet farklı olunca kurban ürünlerinin sağlayacağı fayda ve hikmette farklı oluyor. Bir kurban etinden ne çıkar deyip geçmeyin. O kurban eti, besmele ile hayvanın boğazına bıçağı çalan insanın niyetiyle birleşince, çok kalpleri yumuşatır ve çeşitli kötülükleri eritir. Allah’ın rızasını kazanmak için kurban edilen hayvanların etleri, yoksul ve muhtaç kimselerin yüzünü güldürür; şefkat ve sevginin dalga dalga bütün insanlara ulaşmasını sağlar. Bu sıcak ilginin oluşturduğu sevinç, öfkeleri yumuşatır ve dargınlıkları giderir.
İlâhî buyruğa uyarak kestiğimiz kurbanlar, bize bir taraftan Hz. İbrahim (A.S.) ve oğlu Hz. İsmail (A.S.) ın çok derin mana taşıyan teslimiyetini anma imkanı verirken, diğer yönden yoksul ve kimsesizlere yardımda bulunmanın manevî haz ve saadetini tattırır.
Allah (C.C.)ın emri üzere kanı akıtılan hayvanların eti, Peygamberimiz Hz. Muham- med (S.A.S.) in sünnetine uyalarak üç parçaya ayrılmalı. Bir kısmı eşe dosta hediye edilmeli, bir kısmı yoksullara verilmeli ve bir kısmı da evde bırakılmalıdır.
Kurban etinin bu şekilde değerlendirilmesinin pekçok faydası vardır. Dünyada yapa yalnız olduğunu zanneden insan, başkaları tarafından düşünüldüğünü hisseder. Sahip olduğu malî imkanı başkalarıyla paylaşmaya hazır insanların mevcudiyeti anlaşılır. Yürekten kucaklaşmayı ve millî dayanışmayı sağlar. Zengin-fakir, sakat-sağlam, yolcu-mukim arasındaki mesafeyi İnsanî duygularla kısaltır, öksüz ve yetimlere ilgiyi artırır.
Bunların dışında kurban etleri bayram sevincinin, insana değer verme duygusunun dinî ve millî günlerimize ilgisiz kalan gönüllere ulaşmasını sağlar ve onların da bayram günlerine ilgi duyar hale gelmelerini temin eder.
Islâm Dini’nin yardımlaşmaya verdiği önem bayramlarda daha iyi farkedilmekte- dir. Peygamber Efendimiz, bayram günlerinin değerini artıran bu önemli noktayı aşağıdaki hadis-i şerifte ifade ediyorlar:
"Yalnız iki kimsenin durumu gıpta edilmeye değer: Biri Allah’ın kendisine verdiği Kur’an-ı gece gündüz okuyan, diğeri de Allah’ın kendisine vermiş olduğu malı gece gündüz hayra sarfeden kimsedir."
Peygamber Efendimiz böyle buyurmakla kalmıyor. Allah’ın kendisine vermiş olduğu malı bizzat gece gündüz hayra sarfediyor.
Nitekim aşağıdaki olay da bunu doğruluyor.
Peygamberimiz bir gün Mescid-i Şerifte sabah namazını eda ettikten sonra yanında bulunan Ebu Zer hazretlerine Uhud Dağı’nı göstererek "Ya Eba Zer, şu Uhud Dağı kadar altınım olsa, borcumu karşılayacak miktarı ayırdıktan sonra kalanını bir gece bile bekletmeden ihtiyaç sahiplerine dağıtıveririm" buyuruyor.
Kurban Bayramını belirleyen bir özellikte; hali vakti yerinde olan ve Beytullah aşkı ağır basan müslümanların bu günlerde Mekke-i Mükerreme’deki Kâbe-i Muazzamayı ziyaret ederek hacı olmalarıdır.
Dünyanın dört bir yanından mesafeyi ve şartları hiç düşünmeden insan seli halinde akıp gelerek Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina’da tevhid inancıyla ve ibadet aşkıyla, berraklaşmış düşünceleriyle ve kefenleşmiş cisimleriyle bir araya gelen; renkleri, dilleri, ırkları ve ülkeleri ayrı, davaları ve ibadetleri -bir, milyonlarca müslümanın oluşturduğu kulluk tablosu görülmeye değer. Ülkelerde kutlanan bayramların ve bu bayramları coşku ile bekleyen insanların oluşturduğu muhteşem tablo. Kâbe, yeryüzündeki mabetlerin varlık sebebi.
Kurban Bayramı, Kâbenin etrafında bu derece zenginleşiyor ve abideleşiyor.
Dinî bayramlarımızda, aziz milletimizin asaleti, fazileti, ilmi ve hikmeti, gelenek ve göreneklere bağlılığı, ölmüşlere saygısı ve yaşayanlara sevgisi gizlidir.
Birlik, beraberlik içinde nice bayramlara!....
Dualarımız Bosna- Hersek’te, Dağlık Kara- bağ’da, Filistin’de Ve Abhaz- ya’da şeref ve haysiyetleri, ırz ve namusları için çarpışan kardeşlerimiz için!