Makale

CUMA VE CUMA NAMAZI

CUMA VE CUMA NAMAZI

Dr. M. Esad KILIÇER

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
﴿٩﴾

فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
﴿١٠﴾

وَاِذَا رَاَوْا تِجَارَةً اَوْ لَهْواًۨ انْفَضُّٓوا اِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَٓائِماًۜ قُلْ مَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِۜ وَاللّٰهُ خَيْرُالرَّازِق۪ينَ

İslâm Dînince mübârek olarak kabûl edilen günlerden birisi de “Idü’l - mü’minîn” yâni, mü’minlerin bayramı adını verdiğimiz Cum’a günüdür. Bu mübârek güne ne zamandan beri Cum’a denildiği hakkında birçok ri­vayetler varsa da, bu ismin İslâmî olduğunu kabul eden din âlimleri daha çoktur. İbn-i Hazm diyor ki: “Bu isim, İslâmî olup câhiliyet devrinde kullanılmazdı. Câhiliyette o güne “Arûbe” denirken, İslâmiyet zamâmnda Cum’a adı verilmiştir. Çünkü o gün namaz için toplanılır.”

Peygamber Efendimiz bir gün Selmân-ı Fârisî Hazretlerine: “Selmân, sen Cum’a’yı ne zannediyorsun?” diye sormuşlar: “Allah ve O’nun Resûlü en iyi bilir” cevâbım aldıktan sonra: “Sizin atanız Âdem aleyhi’s-selâm’m yaratılışı işte o gün cem’edildi, yâni bütün parçaları bir araya getirildi.” buyurmuşlardır.[1]

Hadis bilginlerinden İmam Müslim şöyle rivayet etmiştir: “Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı Cum’a günüdür; Âdem aleyhi’s-selâm o gün yaratıldı, o gün Cennet’e sokuldu, yine o gün Cennet’ten çıkarıldı. Bir de kıyamet Cum’a’dan başka bir günde kopmayacaktır. Kur’an-ı Kerîm’in 62. sûresi olan Cum’a sûresinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Ey inananlar! Cum’a günü namaz için ezan okunduğu zaman Al­lah’ı anmaya koşun; alım satımı bırakın; bilseniz, bu sizin için daha ha­yırlıdır. Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah’ın lûtfundan rızık iste­yin; Allah’ı çok anın ki, saâdete erişesiniz. Ey Muhammedi Onlar bir kazanç veya bir eylence gördüklerinde, seni ayakta bırakarak oraya yö­neldiler. De ki: Allah katında olan, eylenceden de, kazançtan da hayırlı­dır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

İlk Cum’a’yı Hicret’ten önce Medîne-i Münevvere’de Ensâr’dan Es’ad İbn-i Ziirâre Hazretleri kıldırmıştır. Böylece Medîne’li müslümanlar, Pey­gamber Efendimiz orayı şereflendirmeden ve Cum’a âyeti nâzil olmadan önce Cum’a’yı kılmışlardır. O güne Cum’a adını verenler de onlardır. Ensâr yâni Medîne’li müslümanlar dediler ki: “Yahûdilerin yedi günde bir, hep bir arada toplanıp ibâdet ettikleri özel bir günleri var. Hıristiyanla­rın da öyle. Haydi, biz de kendimize hep birlikte bulunup Allah’ı zikret­mek, namaz kılmak, Allâh’a şükrümüzü arzetmek için bir gün ayıralım. O da varsın Arûbe günü olsun.” Cum’a’ya onlar “Yevmü’l-Arûbe” derler­di. Es’ad’ın yanında buluştular. O da onlara iki rek’at namaz kıldırıp na­sihat etti ve dînî görevleri hatırlattı. Onun başına toplandıkları günün is­mini Cum’a koydular. Es’ad onlar için bir koyun kesti. Onlar da azlık ol­dukları için o koyunu hem sabah, hem akşam yemeği olarak yediler. Yü­ce Allah, “Cum’a günü namaz için ezan okunduğu zaman Allâh’ı anmaya koşun” âyetini ondan sonra inzâl buyurdu[2].

Medîne’li müslümanların cemâatle Cum’a namazı kılmaları, Resûlullâh Efendimiz’ce verilen bir emir ve işâret üzerine olmamışsa, kendileri­nin ilk Cum’a’yı, Hicret sırasında Kubâ’dan Medine’ye gelirlerken yolda Rânûna denilen yerde kılmaları, onların hem bu haftalık ibâdetlerini, hem de bu ibâdet için Cum’a’yı seçmekteki ictihadlarmı doğrulamış bulunmak­tadır. Çünkü pek kuvvetli olmamakla berâber, Cum’a namazının Mekke’­de iken farzedildiği ve orada iken bu ibâdetin yerine getirilmesine imkân bulunamadığından, edâ edilebilinecek bir zamana bırakılmış olduğu hak­kında da bir rivayet vardır.[3]

Birçok hadislerinde Sevgili Peygamberimiz, Cum’a gününün önemi­ni belirtmişler ve bu günde Allâh’a ibâdet ederek O’nu yüceltmenin dün­yâ ve âhiret hayâtımız için paha biçilmez bir değeri olduğunu açıklamış­lardır. Ebû Hüreyre Hazretleri diyor ki: “Resûlullah’tan işittim, buyuru­yordu ki: Bizler Ehl-i Kitâb’a nazaran en sonra gelmişken, kıyâmet gü­nünde faziletçe en başa geçecek olanlarız. Şundan dolayı ki, bizden evvel onlara, daha sonra bizlere kitab verildi de, Allâh’ın onlara farz buyurdu­ğu gün, bu Cum’a günü iken onlar ihtilâf çıkarıp başka günleri yücelt­tiler. Bize ise, o güne i’tibâr etmek konusunda Hak Teâlâ hidâyet verdi. Artık bu konuda insanlar bizden geri kalmış oldular. Yahûdilerin ibâdet günü yarın, Nasârâlanriki de öbür gündür.”[4]

Bu hadisle ve meâlini verdiğimiz âyetle Cum’a namazının farz oldu­ğu kesinlikle anlaşıldığı gibi bu farz oluş icmâ ile de sâbit bulunmaktadır.

Cum’a hakkındaki âyette, Cum’a namazı vakti, iç ezânı okununca İk­tisadî akitlerden alışveriş açıkça yasaklanıyor, kira gibi öteki akidler ve Cum’a’ya gitmeye engel olan işler de (alışverişe) kıyasla namaz süresin­ce yasaklanmış olmaktadır. Namazın kılınması bitince müslümanlar yer­yüzüne dağılacaklar, iş ve görevleri ile uğraşacaklardır.

Zamânında kılınmayan Cum’a namazının kazası yoktur. Üzerlerine farz olduğu halde Cum’a namazı kılamayanlar öğle namazı kılarlar.

Dînimizde büyük önemi olan Cum’a namaza iki rek’at olup cemâatle kılınır. Namazdan önce imamın minberde hutbe okuması gereklidir. Müs­lümanların bu hutbeyi tam bir sessizlik ve huşû içinde dinlemeleri ve hut­beyi dinlerken asla konuşmamaları gerekir. Gerektiği gibi kılınan iki Cum’a namazı arasında insan olmamızdan dolayı işlenen küçük günahla­rın affedileceğini Sevgili Peygamberimiz bize şöyle müjdelemektedir:

“Hiçbir kimse yoktur ki, Cum’a günü boy abdesti alıp elinden gel­diği kadar temizlendikten ve başım ve sakalını tarayıp kullandığı yağın­dan yağlandıktan, yahut evindeki kokudan süründükten sonra, evinden mescide çıksın, yan yana oturan iki kimsenin arasını açmasın, daha son­ra Hak Teâlâ tarafından ona takdir edildiği kadar namaz kılsın, daha sonra da imam söze başlayınca (namaz bitinceye kadar) sesini kessin de o Cum’a ile öteki Cum’a arasındaki günahları affedilmiş olmasın.”[5]

Başka bir hadîslerinde ise Peygamberimiz:

“Bir müslümanın Cum’a günü olunca misvaklenmek, elbisesinin gü­zellerinden birini giymek, bir de varsa güzel koku ile kokulanmak, üzeri­ne borç olan haklarındandır.” buyurmuştur.

Cum’a günü camiye çok temiz olarak gitmek gerektiğini ise, şu hadîs ne güzel açıklamaktadır:

Her yedi günde bir gün boy abdesti alıp, başını ve bütün bedenini yıkamak Cum’aya giden her bâliğ müslüman üzerine Allah’ın bir hakkıdır.”

Cum’a namazının farz oluşunun önemli hikmetlerinden birisi de, müslümanlara hutbede, günün içtimâi ve ahlâkî konuları üzerine hatib tara­fından bilgi verilmesi ve mü’minlerin dünyâ ve âhiret işlerine âit kendile­rini ilgilendiren hususları görüşmelerini sağlamasıdır.

Allah, hepimizi Cum’a gününün ve Cum’a namazının değerini hakkiyle anlayıp ona göre yaşayan kullarından eyleye.



[1] Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, C. 3, S. 4 (2. Baskı).

[2] Aynı eser, C. 3, S. 5.

[3] Aynı eser, C. 3, S. 6.

[4] Aynı eser, C. 3, S. 3-4.

[5] Aynı eser, C. 3, S. 17