Makale

OSMANLI’DA VAKIF-KÜLLİYE GELENEĞİ VE YENİDEN İHYASI

OSMANLI’DA VAKIF-KÜLLİYE GELENEĞİ VE YENİDEN İHYASI

Tahsin ÖZCAN

Osmanlı Devlet geleneğinde dini hizmetler, eğitim, sağlık ve kültürel faaliyetler, bayındırlık hizmetleri açısından; merkezi devlet bütçesinden doğrudan ve ağırlıklı bir rol üstlenmediği görülmektedir. Ancak Bu durum, sözü edilen hizmet ve faaliyetlerin aksamasına yol açmadığı gibi; ortaya konulan çözüm şekli, bu faaliyetlerin daha etkin bir şekilde yürütülmesine imkan sağlayacak bir ortamın oluşmasını sağlamıştır. Bu nevi faaliyetler devletin en üst makamında yer alan padişahdan, sıradan vatandaşa kadar toplumun bütün bireylerinin gönüllü katılımı ile vakıf geleneği içinde istikrarlı bir şekilde yürütülme imkanına sahip olmuştur.
Vakıf geleneğinin ortaya koyduğu eserlerin en güzel örneklerini daha çok padişahların ve yüksek dereceli devlet adamlarının ya da diğer saray mensuplarının himmetleriyle kurulan külliyeler oluşturmaktadır. Osmanlı tarihinde kendi adına bir vakıf kurmayan padişah, devlet adamı veya saray mensubunun sayısı yok denecek kadar azdır. Bunlann önemli bir kısmı da külliye olarak ifade edilen kombine bir hizmet müessesesi şeklindedir.
İşte bu geleneksel hayır anlayışının bir neticesi olarak, tarihinin herhangi bir devrinde
Osmanlı Devleti’nin idaresi altında bulunan şehir ve kasabaların hemen hemen hepsinde görülen ortak özellik bir külliyeye sahip olmasıdır. Osmanlı şehrilerinin karakteri haline gelen bu külliyeler, bir yerin şehir veya kasaba sayılmasının da ölçüsü olarak kabul edilmiştir. Nitekim Evliya Çelebi’nin gezdiği Osmanlı şehirlerini önemine göre bedesteni olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırdığı nakledilmektedir. (Nakleden: Aydın Yalçın, Türkiye İktisat Tarihi, Ankara 1979, s. 277.)
Mimar Sinan’ın elinde Süleymaniye, Selimiye gibi örnekleriyle mimarinin zirvesine ulaşan külliyelerin şehrin oluşmasında ve şehir hayatının işleyişinde oynadıkları rol itibariyle de önemle incelenmesi gerekmektedir. Bünyesinde yer alan kurumlan ve işleyişini sağlayan vakıflarıyla çok yönlü ve çok fonksiyonlu bir manzume teşkil eden külliyelerin, şehirlerin çekirdeğini teşkil ettiği ve şehir hayatında ihtiyaç duyulan temel ihtiyaçların karşılanması için gerekli altyapıyı oluşturdukları görülmektedir.
Bir vakıf bünyesinde yer alan ve külliyeyi oluşturan yapılar birbirlerini tamamlayan bir manzume oluşturmaktadır. Bu manzumede iki grup yapı yer almaktadır. Birinci grupta yer alan yapılar vakfın gelir kaynaklarını teşkil eden ve aynı zamanda ticarî, sınaî, sıhhî vb. faaliyetlere altyapı oluşturan çarşı, bedesten, han, hamam gibi kurumlardır. İkinci grupta ise cami, mektep, medrese, imaret, dergah, darüşşifa vb’den oluşan ve dinî-kültürel faliyetlere, eğitim ve sağlık hizmetlerine altyapı oluşturan müesseseler yer almaktadır. Birinci grupta yer alan kuramlardan elde edilen muhtelif gelirler vakfın gelir kaynağını oluşturmakta, ikinci grupta yer alan kurumların faaliyetlerinin icrası bu kaynakla mümkün olabilmektedir.
Külliyelerin kuruluşunda malî kaynağın ilgili vakfın kurucusu tarafından karşılandığı görülmektedir. Bu nevi vakıfların kurucularını ise daha çok padişahlar ve saray mensupları ile yüksek dereceli devlet adamlarının teşkil ettikleri belirtilmişti. Bu noktada konunun bir devlet politikası olarak da benimsendiği ve desteklendiği, yapılan tahsislerle de teşvik edildiğini söyleyebiliriz. Vakıf kurucuları tarafından birtakım gelirlerin tahsisi ve vakfı suretiyle kurulan bu vakıflar bünyesinde külliyenin bağımsız ve kendi kendine yeten bir İktisadî bütün oluşturarak faaliyetlerini devam ettirdiği görülmektedir. Vakfiyede ortaya konulan şartlar çerçevesinde idari bağımsızlığa da sahip bulunan vakıflar eliyle hizmetlerin etkin bir şekilde yürütülmesi mümkün hale gelmektedir.
Vakıfların Gelir Kaynakları:
Vakıfların giderleri içinde, kuruluş aşamasında yapılan inşa faaliyetleri önemli bir yer tutmaktadır. Külliyelerin banilerinin inşaat için gerekli masrafları karşıladıkları gibi, oluşturulan kuramların icra edecekleri fonksiyonları da dikkate almak suretiyle kuruluş amacına uygun olarak yapacağı faliyetler içinde yeterli derecede fon temin edecek bir gelir kaynağı sağladıkları müşahade edilmektedir. Vakıf formunda teşekkül ettirilen bu gelir kaynakları, vakfın kurucusunun mal varlığına ve günün İktisadî şartlarına göre bir hayli çeşitlilik arzetmektedir. Bunların içinde arazi gelirleri (araziden alman birtakım vergiler ya da arazinin kiralanması veya işletilmesi suretiyle elde edilen gelirler) önemli bir yer tutmaktadır.
Bunun yanında çarşı, kapalıçarşı, bedesten gibi mekanlarda yer alan dükkan ve imalathanelerin ; han, hamam, ev gibi gayrimenkullerin kira gelirleri ile nakit paraların işletilmesinden elde edilen gelirler de diğer önemli gelir kalemlerini oluşturmaktadır. Bu kaynaklardan elde edilen gelirler külliye bünyesinde yer alan müesseseslerin kendilerinden beklenen hizmetleri gerçekleştirmesi, sağlıklı bir şekilde işletilmesi ve varlıklarını günlük siyasî çalkantılardan, İktisadî krizlerden etkilenmeden devam ettiribilmesi için gerekli ortamın oluşmasını sağlamıştır.
Külliyenin Unsurları:
Külliyelerin merkezinde ibadet ve eğitim mahalli olan camiler yer almaktadır. Camiler halkın günlük ibadetlerini ifa ettiği bir mekan olmanın yanında medrese öğrencilerinin ders gördüğü bir örgün eğitim kurumu ve halka açık muhtelif programlarıyla da bir yaygın eğitim kurumu olma özelliği taşımaktadır.
Medrese ve mektepler külliyenin ayrılmaz bir parçası olan eğitim kurumlandır. Bu kuramlarda her seviyede eğitim ve öğretimin gerçekleştirildiği görülmektedir. Darülhadis, darülkurra gibi dinî ilimlere yönelik ihtisas medreseleri bulunduğu gibi darüşşifalarda uygulama imkanı da sağlayan tıp eğitimine yönelik medreselerin de külliyeler bünyesinde faaliyet gösterdikleri görülmektedir. Medresenin bir parçası olarak ya da müstakillen oluşturulan kütüphaneler de burada zikredilmesi gereken önemli bir unsurdur.
Darüşşifa, darülafiye, darüttıb, bimarhane gibi isimlerle anılan sağlık kuruluşları hastaların muayene ve tedavilerinin ücretsiz olarak gerçekleştirildiği kurumlardır. Bu kurumların geniş ve eğitimli bir kadro ile hizmet verdikleri görülmektedir.
İmaret denilen aş evleri ise külliye bünyesinde bulunan müesseselerin personeline, medrese öğrencilerine ve halktan ihtiyaç sahiplerine yemek verilen mekanlardır. İmaretlerin titiz bir şekilde işletildiği ve vakfiyede belirlenen standartların muhafazasına çalışıldığı görülmektedir.
Külliye bünyesinde yer alan tabhanelerin birer misafirhane hüviyetinde olduğu görülmektedir. Tekke, zaviye, dergah gibi isimlerle anılan müesseseler ise popüler Osmanlı kültürünün oluşturulduğu ve geniş halk kitlelerine yayıldığı; edebiyat, musiki, güzel sanatların gelişmesine uygun zeminin oluşturulduğu mekanları oluşturmaktadır.
Zikredilenlere ilaveten vaktin tayinine hizmet eden muvakkithaneler, personelin barınma ihtiyaçları göz önünde bulundurularak oluşturulan meşruta binaları, kuyu, çeşme, sebil, şadırvan gibi su tesisleri de külliye bünyesinde sayılması gereken unsurlardır.
Külliyelerin Şehir İçindeki Yeri:
Zikredilen unsurlarıyla külliyelerin şehir hayatında merkezi bir yeri olduğu söylenebilir. Külliyeler, yeni kurulan bir yerleşim yerinin ya da mevcut bir şehrin gelişmekte olan kesimlerinde ihtiyaç duyulan hizmetlerin altyapısını oluşturmak amacıyla oluşturulmuştur. Bizzat külliyenin kendisi, bünyesinde bulunan kurumlarda istihdam ettiği personel itibariyle önemli bir yerleşime zemin oluşturmaktadır.
Kurulan bir külliyenin çevresi kısa zamanda gelişerek önemli bir yerleşim yeri haline gelmektedir. İstanbul’un fethinden sonra kurulan Fatih Külliyesi bunun tipik bir örneğini teşkil eder. Fatih külliyesinin kurulmasıyla birlikte etrafının kısa zamanda geliştiği ve mamur bir hale geldiği görülmektedir.
Külliyeye ait vakıf gelir kaynaklarını teşkil eden , kapalıçarşı, bedesten, han, dükkan, imalathane ti mekanlar, bulundukları mahallin ticarî ve sınaî ihtiyaçları için altyapı oluşturarak önemli bir katkı ekleştirmektedir. Ticaret ve zenaat ehli, makul bir kira ile dükkan açabildiği gibi buralardan elde fen kira gelirleri de vakfın hizmetlerini yürütmesi gerekli malî kaynağın önemli bir kısmını oluştadır.
Gelir kaynakları arasında ciddi bir pay sahibi olan ve mesken olarak kullanılan gayrimenkullerin bulunması, külliyelerin şehrin mesken ihtiyacının karşılaması açısından da önemli bir fonksiyon icra ettiğini göstermektedir. Meşruta olarak kullanılan evler de dikkate alındığında vakıf sisteminin bu kokudaki katkısının daha da arttığı görülecektir. Buna medrese öğrencilerinin barınmasına tahsis edilen odalarını da ilave etmek gerekir ki, bu tak- dirde vakıf sisteminin konut ve barınma meselesinin hallinde merkezi bir role sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Külliyelerin dini hayata katkısı da azımsanmayacak boyuttadır. Külliyenin merkezinde yer alan camilerin geniş bir personel kadrosuyla hizmet verdikleri ve dini atmosferin canlı bir şekilde yaşatılmasında önemli bir hareketliliğe yol açtığı görülmektedir.
Cami içinde imam, hatip, müezzin gibi görevlilerin yanında ihdas edilen birtakım görevlerle de hem dinî hayat canlı tutulmuş hem de istihdama katkıda bulunulmuştur. Bir örnek olarak Karapınar Sultan Selim Külliyesi’nin camiinde görevli sayısı onsekizdir. Bu görevlilerin dökümü şöyledir: İmam, hatip, şeyh, vaiz, müezzin, cüzhan, temcid- han, devirhan, fethhan, dua-gu, ammehan, müseb- bih, yasinhan, aşırhan, evradhan, ferraş, siraci, bevvab, muarrif, muvakkit. (Yusuf Küçükdağ, Karapınar Sultan Selim Külliyesi, Konya 1997, s. 177v.d.)
Yine külliye bünyesinde yer alan başta cami olmak üzere medrese, mektep ve tekkelerde ilim ve kültür hayatının canlı bir ortam bulduğu görülmektedir. Medrese öğrencilerinin bütün iaşe ve ibate masrafları karşılandığı gibi kendilerine ayrıca cep harçlığı da verilmektedir. Müderrislerin (öğretim elemanlarının) da oldukça yüksek ücretlerle istihdam edildikleri ve ilmi ve kültürel hayatın vakıfların sağladıkları imkanlar çerçevesinde’ uygun bir gelişme zemini bulduğu görülmektedir.
Külliyeler bulundukları yerlerde bir iktisadı cazibe merkezi olarak da önemli katkıda bulunmuşlardır. Ticari ve sınai faliyetlere altyapı oluşturan çarşı, bedesten, imalathane gibi yapıların yanında bizzat vakıf bünyesinde istihdam edilen personel ve bunların aileleri ile birlikte ikamet ettikleri alan düşünüldüğünde önemli bir iktisadi hareketliliğe zemin hazırladığı görülecektir,’ Bazı vakıfların istihdam ettiği personel sayıları binden fazladır ki bunların Aileleriyle birlikte kendi döneminde orta boy bir kasaba teşkil ettikleri söylenebilir. Bunun yanında külliyeye ait binaların tamir ve bakımı, temizlik ve aydınlatma gibi ihtiyaçları, imaret mutfağının ihtiyaç duyduğu erzak gibi hususların da iktisadi faaliyetlerin artışına ve çeşitliliğine yol açması kaçınılmazdır.
Yürütülen bütün faliyetlerin vakıf görevlilerince icra edildiği ve masraflarının vakıf tarafından karşılandığı hususu dikkate alındığında vakıfların iktisadi boyutu daha iyi anlaşılacaktır Bu noktadan bakıldığında külliyelerin bünyesinde barındırdığı kurumlar vasıtasıyla eğitim, sağlık, kültür ve- imar faaliyetlerinin finansmanında önemli bir yeri olduğu görülecektir. Buna irili ufaklı binlerce vakfın katkısını da ilave ettiğimizde vakıf sisteminin günümüzde devlet eliyle yürütülen ve malî krizlerin sebepleri arasında sayılan pek çok hizmetin finansmanını gerçekleştirdiği ve bu hususta devletin katkısına ihtiyaç bırakmadığı söylenebilir.
Bu noktada sistemin faydalarını şu şekilde sayabiliriz:
Halkın başta eğitim ve sağlık olmak üzere zikredilen hizmetlerden ücretsiz olarak istifadesi sağlanır. Maddî imkanı yerinde olan kişilerin de gönüllü katılımıyla vakıf sistemi devamlı surette gelişme imkanı bularak artan ihtiyaçların karşılanmasına imkan sağlanır.
Vakıflara sağlanan vergi muafiyeti nedeniyle yapılan hizmetlerin maliyeti asgari düzeyde gerçekleşir. Bu suretle halkın gıda, sağlık, konut, eğitim gibi temel ihtiyaçları belli bir düzeyde, devletin ve fertlerin bütçesine yük olmadan karşılanmış olur.
Vakfın İdarî açıdan bağımsız olması nedeniyle faaliyetlerin daha etkin bir şekilde yürütülmesi mümkün hale gelir.
Vakıf-Külliye Geleneğinin Yeniden İhyası:
Sosyal bilimlerin laboratuvarının tarih olduğu söylenir. Bu açıdan bakıldığında bugün karşı karşıya bulunduğumuz sosyal ve İktisadî problemlerin çözümünde tarihten alınacak pek çok ders olduğu görülür. Vakıf sistemi ve sistemin önemli bir kısmını oluşturan külliyelerin işleyiş tarzı modem devlet yapısının bir türlü içinden çıkamadığı eğitim, sağlık ve konut sorunlarının çözümünde son derece makul ve uygulanabilir bir çözüm şeklini içermektedir. Kendi döneminde sözkonusu sorunların çözümünde önemli bir fonksiyon icra etmiş olan bu sistemin günümüz şartlarına uyarlanmasıyla da benzer problemlerin çözümünde önemli katkılar sağlaması düşünülebilir.
Vakıf anlayışı içinde belirli gelirlerin tahsisi ile birlikte şirketlerin, derneklerin ve fertlerin gönüllü katkılarıyla da oluşturulacak kâr amacı gütmeyen bir fon veya fonlarda toplanacak birikimlerle sözü edilen problemlerin çözümü istikametinde önemli adımlar atılabilir. Bu suretle bütçe üzerindeki baskılar hafifletilmek suretiyle malî krizlerin temel sebeplerinden biri olan kamu finansman açıklarının da azaltılması yönünde bir gelişmeye zemin hazırlanabilecektir.
Öte yandan, özellikle büyük şehirlerde ortaya çıkan, çarpık şehirleşmenin ortaya çıkardığı sorunların hallinde de külliye geleneğinin yeniden tesisi bir çözüm yolu olarak düşünülebilir. Yeni yerleşim yerlerinde inşa edilen camilerin planlanmasında külliye geleneğinin yeniden ihyası mümkün olabilecektir. Bütün bu faaliyetlerin bir vakıf bünyesinde gerçekleştirilmesi durumunda da oluşacak rant ile bu hizmetlerin ücretsiz olarak ya da makul bir ücret karşılığında gerçekleştirilmesi imkan dahiline girecektir.
Bu çerçevede cami inşası ile birlikte okul, dershane, halk eğitim merkezleri, kültür merkezleri, sağlık ocağı, kütüphane gibi hizmet birimlerinin inşası ve hizmete sokulması düşünülebilir. Yine külliye bünyesinde düşünülebilecek alışveriş merkezleri, muhtelif imalathaneler, tamirhaneler vb. de hem çevrenin ihtiyaçlarını karşılamak hem de cami ve çevresinde oluşturulan kuramların hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli malî desteğin sağlanması açısından önemli bir fonksiyon icra edecektir.
Oluşturulacak modellerin yaygın bir şekilde uygulanması uzun vadede devletin eğitim, sağlık ve kültür hizmetlerine yönelik malî yükünü hafifletecektir. Bu sistem halkın gönüllü katılımını sağlama açısından da önemli bir fonksiyon icra edecektir.