Makale

KİTAP - DÎVÂN- HİKMET

KİTAP

DÎVÂN- HİKMET

İslâmiyet’in kabulünden önce Türkler arasında sözlü bir şiir geleneği vardı. Çeşitli vesilelerle yapılan törenlerde şairler, dinleyenlerin anlayabileceği bir dil ve zevk alacakları bir üslûpla şiirler söylerlerdi. Zaten genellikle göçebe bir hayat sürdüren o insanlar, şairlerin söyledikleri bu şiirlerle coşarlar, belki de o yaşayış tarzının yegâne toplu gösterisini sergilerler ve böylece birbiriyle bütünlük dayanışma içinde olduklarını gösterirlerdi. O zamanın şairieri, aynı zamanda o toplulukların bilge kişileri idi; kabile reisi veya daha üst bir yöneticinin yanında, o topluluğun birbirine kenetlenmesini sağlayan manevî önder idiler. Şairlerin işi, insanların sadece bu manevî ihtiyaçlarını karşılamakla bitmiyordu; onlar aynı’zamanda içinde bulundukları topluluktaki insanların fizikî sağlıklarıyla da ilgileniyorlar ve hastaları iyileştirme vazifesi de görüyorlardı.
İslâmiyet öncesinde çeşitli törenler vesilesiyle söylenen şiirlerin en önemli özelliği dinî muhtevâlı olmalarıdır. Aynı zamanda birer din adamı konumundaki şairlerin saz eşliğinde söyledikleri bu şiirler topluluğu eğlendirme ve coşturma işlevi yanında, zamanın anlayışına göre dinî duyguları da dile getirmeye; dolayısıyla dinî ve manevî tatmine de vesile oluyordu.
Türkler arasındaki bu sözlü şiir geleneği İslâmiyet’in kabulünden sonra da devam etmiştir. Toplumun aydın, bilge ve manevî bakımdan önde gelen kişileri olan şairler, millî vezin olan hece vezni ve halkın anlayacağı bir üslûpla söyledikleri şiirleri, müslüman olduktan sonra, bu kez, İslâmiyet’in yayılması ve yerleşmesi için vasıta olarak kullanmışlardır. Bu yeni müslüman şairler, henüz müslüman olmamış bulunan soydaşı topluluklar içine giderek, zaten şiir geleneğine alışkın olan bu insanlara İslâmiyet’i anlatıyorlardı. Aynı şairler, müslüman olmuş bulunan topluluklar arasında da, İslâmiyet’in iyice yerleşmesi ve hayata geçmesi için çalışıyorlardı.
Orta Asya’da Türkler arasında tasavvuf anlayışının yayılması hemen hemen islâmiyetin yerleşmesi ile paralel yürümüştür. Müslüman şairler kısa zamanda tasavvufî kimliğe de bürünerek, hitap ettikleri topluluklara İslâmiyet’in temel esasları yanında, tasavvufî duygu ve yaşayış tarzını da ifade etmeye, yerleştirmeye çalışmışlardır. Bu şairlerden biri ve söylediği şiirlerin büyük bir kısmı günümüze kadar ulaşmış en önemlisi Hoca Ahmed-i Yesevî’dir.
Hoca Ahmed-i Yesevî, Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında doğmuş, sonra Yesi’ye yerleşmiş; Bu- hârâ’da Yûsul-ı HemedânFden tahsil görmüş ve onun vasıtasıyla tasavvufa intisâb etmiş; hayatının sonuna kadar da Yesi’de kalarak orada vefât etmiştir. XI. asırda yaşadığı kabul edilen bu büyük zâta, hayatını geçirdiği yere nisbetle, "Yesevî" denmiştir. Hoca Ahmed-i Yesevî, İlmî faaliyetleri yanında, kendi adına izâfe edilen Yeseviyye tarikatının kurulmasına da öncülük etmiştir.
Ahmed-i Yesevî, aynı zamanda bir şairdir. O da, kendi zamanına kadar devam eden geleneğe uygun olarak, hece vezni ve basit ifadelerle örülü şiirler söylemiş; müslüman olmayan soydaşlarının Islâm’a girmelerini sağlamak; müslüman olanlara da Islâmi- yeti ve İslâmî yaşayışı iyice öğretmek için çalışmıştır. O bu gayretleri esnasında tasavvufî duygu ve yaşayış tarzı ile, kendi tarikatının esaslarını tanıtma fırsatı da buluyordu.
Hoca Ahmed-i Yesevî, belirttiğimiz gayelerini gerçekleştirmek için söylediği şiirlerine "Hikmet" ismini vermiştir. Kendisinden sonra da, Yeseviyye tarikatına mensup kişiler tarafından; aynı tarzda şiirler söyleme ve bu şiirlere Hikmet" adını verme geleneği devâm etmiştir.
Ahmed-i Yesevî’nin eserlerinin bir araya toplandığı esere Dîvân-ı Hikmet denir. Ülkemiz ve dünyâ kütüphânelerinde, Dîvân-ı Hikmet’in elyazması ve basma birçok nüshası bulunmaktadır. Dîvânn Hikmet üzerinde bizim ülkemizde ilk önemli çalışmayı Prof. Dr. M. Fuad KÛPRÜLÜ yapmış ve bu çalışmalarını "Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar" isimli eseriyle asrın başlarında ortaya koymuştur. Ondan sonra Dîvân-ı Hikmet üzerinde en kapsamlı çalışmayı Prof. Dr. Kemal Eraslan gerçekleştirmiştir. 0- nun çeşitli nüshalardan derlediği hikmetler, "Dîvânı Hikmet’ten Seçmeler" adı altında, Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanmıştır (Ankara 1991). Prof. E- raslan’ın daha kapsamlı bir Dîvân-ı Hikmet çalışmasını yayına hazırlamakta olduğunu memnûniyetle öğrenmiş bulunuyoruz.
Mevcud Dîvân-ı Hikmet nüshalanndaki bütün hikmetlerin Ahmed-i Yesevîye ait olmayabileceği kabul edilmekle beraber, Yesevî şairlere ait oldukları ve Yeseviyye geleneğini temsil ettikleri kesindir.
Ahmed-i Yesevî hikmetlerinde îmân esaslarından; ibâdetlerden, bütün ibâdetleri eksiksiz yerine getirmek gerektiğinden; Kur’an ve Sünnet’e kayıtsız olarak tâbi olmaktan; tarikata girmenin ve bir mürşide bağlanmanın zorunluluğundan; şeriat, tarikat, marifet ve hakikat makamlarından; bu makamlara ulaşabilmek için, en baştaki şeriattan kesinlikle ayrılmamak gerektiğinden; nefsi ıslâh etmenin, onun isteklerine uymamanın, benliği terkin ve dünyâya kapıl- mamanın lüzûmundan; takvâ, tevâzu, iyiliği emir, kötülükten nehiy, ihlâs, harama helale riayet, günahtan kaçınma, dua, tevbe, kanâat gibi iyi hallerden; İlâhî aşktan ve çeşitli tasavvufî konulardan bahseder.
Ihtivâ ettiği konuları genel hatlarıyla belirttiğimiz hikmetlerini Ahmed-i Yesevî, şöyle takdîm eder:
"Bi’smi’llâh dip beyân eyley hikmet aytip
Tâliblerge dürrü güher saçtım muna
Riyâzetni katığ tartıp kanlar yutup
Min defter-i sânîsözin açtım muna" (s. 48).
(Bismillah’la başlayarak hikmet söyleyip, tâliplere inci cevher saçtım işte, riyâzeti katı çekip, kanlar yutup, ben defter-i sânî sözünü açtım işte.)
Ahmed-i Yesevî, hikmetlerinin değerini de şu beyitlerle anlatır:
"Mini hikmetlerin âlemga tolgan
İşitmey her kim ölse kılgay arman
(Âleme dolan benim hikmetlerimdir; bir kimse onları işitmeden ölse, pişmanlık duyar.)
"Mini hikmetlerin derdlikke derman
Kişi bûy itmese ol yolda kalgan."
(Benim hikmetlerim dertliye dermandır; kişi ondan nasip almasa yolda kalır.)
"Mini hikmetlerim âlemde dâstân
Ruhum kilse kılur sohbetine büstan".
(Benim hikmetlerim her yerde anlatılan destandır; benim rûhum gelse, sohbeti bostan yapar.)
Yukarıda geçen "Defter-i sânî" (ikinci defter) tabiriyle neyin kasdedildiği tam olarak belli değildir. Bundan, Ahmed-i Yesevî’nin hikmetlerinin birden fazla defterde toplanmış ve elde bulunan nüshalann ikinci defter olabileceği sonucunu çıkarmak mümkündür. Ayrıca, bir Yesevî şairinin sonradan yazdığı hikmetlerle Ahmed-i Yesevî’nin hikmetlerini bir araya getirerek teşkil ettiği mecmua olması da muhtemeldir. Prof. Dr. Kemal Eraslan, Levh-i mahfûzun "Defter-i evvel" İlâhî aşkı, Allah’ın ezelî ve ebedî olduğunu, kudret ve merhametinin sonsuzluğunu, varlığını ve birliğini, eşi ve benzeri bulunmadığını, Hz. Peygamber’in ta’zîmini, Islâm’ın esaslarını, dinin ahkâm ve erkânını, Allah dışında her şeyin fâniliğini, ömrün geçiciliğini, tarîkat âdâbını ifade eden hikmetlerin yer aldığı Dîvân-ı Hikmet’in de ona nisbet- le "Defter-i sânî" kabûl edilebileceğini söyler. Ya da Ahmed-i Yesevî’nin insanın amel defterini "Def- ter-i evvel" olarak düşünüp hikmetlerinin toplandığı mecmûayı da "Defteri sânî" diye isimlendirmiş olabileceğini kabûl eder. (Bkz. Dîvân-ı Hikmet’ten Seçmeler, s. 341)
Ahmed-i Yesevî’nin hikmetleri, yukarda belirttiğimiz söyleniş gayelerine uygun olarak, öğretici bir husûsiyet taşır. Bundan dolayı san’at endişesinden uzak ve basittir. Şekil ve dil yapısı, hitap ettiği toplumun sosyal ve kültürel yapısına uygundur. Fikrî yönlerini dînî-tasavvufî motifler; şekil yönünü de millî ve mahallî unsurlar teşkil eder. Dil bakımından, mahallî unsurlar taşıyan Orta Asya/Doğu Türkçesine dâhildir.
Hikmetlerin belirttiğimiz özelliklerini ihtivâ eden bir şiirinden seçtiğimiz bazı örnek şöyledir:
"Yüz ming günâh sâdır boldı bile’lmeding
Tevbe kılıp dergâhıga kile’lmeding
Hıdmet kılıp yahşi duâ ala’lmadıng
Yazuklardın sini ne dip sivâ kıl sun
(Yüzbin günah işledin sen, bilemedin; tevbe kılıp dergâhına gelemedin; hizmet kılıp iyi duâ alamadın: günahlardan seni ne diye kurtarıversin?)
"Şu âlemde rüsvâ bolup kan yutmasang
Şerîatda tarîkatda pîr
tutmasang Hakîkatda cân u tendin
pâk ötmeseng Gafletlerdin sini ne dip cüdâkılsun."
(Bu âlemde rüsvây olup kan yutmasan; şerîatte, tarikatta pîr tutmasan; hakîkat- ta candan ve tenden tam geçmesen; gafletlerden seni ne diye ayırıversin?
"irenlemi kılg ani arın
kıla’lmasang
Pirsiz yörüp virdü evrâd bile’lmeseng
Istiânet tilep duâ
ala’lmasang
Hâs bozorglar sini ne dip duâkılsun".
(Erenlerin kıldığını kılama- san; pîrsiz gezip vird ve evrâd bilemesen; yardım dileyip iyi duâ alamasan; seçkin ulular sana ne diye duâ kılsın?)
* Ahmed-i Yesevî’nin hikmetlerine ait örnekler, Prof.
Dr. Kemal Eraslartın Dîvânı Hikmet’ten Seçmeler isimli eserinden alınmıştır.

Doç. Dr. ALİ YILMAZ
A.Ü. İlahiyat Fak. Türk
İslam Edebiyatı Kürsüsü