Makale

SEMPOZYUMUN ARDINDAN

ERCİYES ÜNİVERSİTESİ MİLLETLERARASI HOCA AHMET YESEVİ SEMPOZYUMU

SEMPOZYUMUN ARDINDAN

100’e yakın bildirinin tartışıldığı Sempozyumun sonunda bir durum değerlendirmesi yapıldı. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Mustafa Kafalı’nın yaptığı değerlendirmede, ilk konuşmayı Prof. Dr. Kemal Eraslan yaptı. Konuşmasında 1993 yılının Ahmed Yesevî Yılı olması münasebetiyle birçok anma toplantılarının tertib edildiğini belirterek, "5-6 yıldan bu yana Türk dünyasında büyük değişmeler oldu, gâfll olduğumuz pek farkına varmadığımız Türk Dünyası birden bire gözümüzün önüne açıldı ve siyasî, İktisadî ve kültürel yönden bir yakınlaşma oldu. Türk dünyasının batı âlemine karşı kuvvetinin ortaya konulması için, ortak noktaların tesbit edilmesi, bunlar üzerinde tikir alış verişi yapılması ve Türk dünyasının daha güçlü hale getirilmesi mecburiyeti hasıl oldu. Bu yakınlaşmayı daha da sağlam temellere oturtmak için, sosyal ve kültürel sahalarda daha fazla yakınlaşmaya gidilmesi gerekir" dedi.
Prof. Dr. Kemal Eraslan yapılan bu sempozyumun Türk dünyasının kültür ve düşünce hayatına ışık tutacağını belirterek, Yesevî’nin şahsiyetini tanımak için ilk başvurulacak kaynağın Ahmed Yesevî’nin hikmet denilen ilahilerinin incelenmesi gerektiğini dile getirdi.
Prof. Dr. Eraslan elde bulunan "DİVAN-I HİKMET"in Ahmed Yesevî’nin elinden çıkmış haliyle olmadığını belirtti. ERASLAN: "Yesi’de yaptığım bir araştırmada "Divanı Hikmet"in keçi derisine yazılmış bir nüshasının olduğunu, ama daha sonra bu nüshanın kaybolduğunu söylediler. Pek çok araştırma yapmama rağmen, bu hususta kesin bir görüş ortaya koymak mümkün olmadı. Kısaca şunu söyleyeyim ki; muhteva olarak Yesevî’nin düşüncelerini, duygularını, fikirlerini, görüşlerini, inançlarını, tavsiyelerini ve mesajlarını dile getiren bu hikmetlerin kalıbı kimin olursa olsun, ruhu Ye- sevî’nindir. Kaynak ve esasları ise Kur’an-ı Kerimdir. Yesevî; "Ben Kur’an-ı Kerim ve Hadislerin dışında hiç blrşey söylemiyorum" diyor. Yesevî, Allah, Kur’an-ı Kerim, Peygamber ve insan sevgisi üzerinde önemle durarak, tasavvufun Allah’ın birliğinde kâinatı izah etmek olduğunu söylüyor. Tasavvufun esaslarıyla İslami esasların birbirinden farklı olmadığını, hatta şeriata bağlı olmayan bir tarikatın batıl olduğunu dile getirerek, böylece şeriatle tarikatı birleştiriyor" dedi. Yese- vî’nin "Melamilik" üzerinde de titizlikle durduğunu ifade eden Prof. Dr. Eraslan Melamiliği; nefisten sıyrılarak nefsi Allah karşısında hakir görmek. ona uymamak, kendini d’ger insanlardan üstün görmemek. Allah karşısında acz içinde olduğumuzu kabul etmek. nefsanî davranışlardan uzak durmak olduğu şeklinde açıkladı.
Yesevî’nin yaşadığı çevrenin sosyal hayatını, töresini, örfünü, adetini, dile getirerek kendisinin herşeyden önce bir Türk olduğunu ifade ettiğini belirten Eraslan, "Bu insanı bu yönleriyle tanıyıp, gençlere örnek olarak göstermek, verdiği mesajları davranışlarımıza hakim kılmak gerekmektedir" dedi.
Daha sonra söz alan Prof. Dr. Ahmed Yaşar Ocak, "Divan-ı Hikmet"le ilgili her türlü malzemenin biraraya getirilmesi, Orta Asya Türk dünyası ve Türkiye’deki Yesevî’lik araştırmalarını yönlendirmek, onun politikasını tesbit etmek ve bundan sonraki gelişmelerde istikameti belirlemek amacıyla, ortak bir araştırma merkezinin kurulmasına ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Kurulacak bu merkezin, Kazakistan’da ya da Türkiye’de olmasının önemli olmadığını sözlerine ekledi.
Değerlendirme oturumuna Azerbaycan’dan katılan Prof. Dr. Eliyar Seferli de yaptığı konuşmada, sempozyumun büyük manâlar taşıdığını ve Azerbaycan halkını son derece memnun ettiğini belirterek, "Bu sempozyum tüm Türk âlemine olduğu gibi, Azerbaycan halkına da birçok öğütler ve dersler vermektedir. Sempozyum bana göre Türk Milletinin birliğine çevrilmiştir. Türk âleminin tüm özellik ve geleneklerini bu sempozyumda gördüm. Dillerinin güzelliğini bu sempozyumda işittim. Türk lehçesinin şirinliğinin tadına bu sempozyumda vardım. Bu sempozyumda şunu anladım ki, bizim babalarımızın ruhu burada yaşıyor. Ahmed Yesevî’nin ruhu bizi birleştiriyor, bizi buraya babalarımızın ruhu davet edip çağırdı. Memleketimize döndüğümüzde 70 yıldır özlemini çektiğimiz ve hep öğrenmekten alıkonulduğumuz öz geçmişimizi öğreneceğiz ve gençliğimize okullarda, yüksek okullarda öğreteceğiz. Tüm Türk halkının tarihinde, edebiyatında, kültüründe hülasa herşeyin- de Ahmed Yesevî’nin tesiri vardır. Azerbaycan edebiyatında da onun tesiri 12. yy.dan beri sürüp gelmektedir. Ahmed Yesevî büyük bir şahsiyettir. Kültürümüzün kemale ulaşmasında, bağımsızlığımızı kazanmamızda onun büyük etkisi olmuştur. Bizim şehirlerimizde Ahmed Yesevî’nin 800 yıl önceki ruhu hâlâ yaşamaktadır. İsterdim ki, bütün milletlerin edebiyatına Ahmed Yesevî’nin tesiri olsun, onlarda insan sevgisi meydana getirsin" dedi. Prof. Dr. Eliyar Seferli’de, Prof. Dr. Ahmed Yaşar Ocak’ın görüşlerine aynen katıldığını ifade etti.
Prof. Dr. Orhan Bilgin de değerlendirme oturumunda,. "Kendi değerlerimizi kendimiz araştırarak ortaya çıkarmamız gerekiyor. Bunu birçok dünya ülkesi yapıyor" diyerek, Iran misalini verdi. Prof. Dr. Eraslan, "Yeni bir tarih şuuru teşekkül ediyor. Bu şuur çok yakın bir zamanda yine bizleri birara- ya getirecektir. Başta Ahmed Yesevî olmak üzere birçok müstesna Türk şahsiyetini daha iyi tanıyıp değerlendirmemize ve gelecek nesillere daha iyi anlatmamıza, intikal ettirmemize vesile olacaktır" dedi.
Sempozyuma Özbekistan’dan katılan Doç. Dr. Sanakul Halyiğit de yaptığı değerlendirmesinde, sempozyumun kendilerini son derece memnun ettiğini, bu sempozyumun Ahmed Yesevî’nin yüce bir insan olduğunu ispatladığını, çünkü 800 yıl aradan sonra tekrar bu sempozyumla büyüklüğünün bir defa daha kanıtlandığını belirtti. Doç. Dr. Halyiğit "Her yerde ve her safhada bizlerin daima birlikte olmamızı, birlikte hareket etmemizi isteyen bu büyük insan, bütün Türk boylarının merkezi Asya’dan olsun, Doğu Türkistan’dan, Batı Türkistan’dan veya başka Türk illerinden olsun, bizim Türkiye’de bu sempozyumda bir araya gelmemize vesile olmuştur. Ahmed Yesevî’nin dili tartışılırken ortaya önemli meseleler çıkmıştır. Bu da 260 milyon Türk nüfusunun ortak dili ve ortak alfabesidir" dedi. Doç. Dr. Halyiğit 260 milyonluk Türk nüfusunun konuşabileceği ortak bir dil ve okuyup yazabileceği ortak bir alfabe belirlenmesinin gerektiğini de konuşmasında vurguladı.
Sempozyum sekreteri Doç. Dr. Abdüikadir Yuvalı ise, yaptığı değerlendirmede, Hoca Ahmed Yesevî ve onun gibi büyük Türk insanları hak- kındaki çalışmaların bundan böyle devam etmesi gerektiğini belirtti. YUVALI; "İnanıyorum ki, bu yıldan sonra Türk dünyasının değişik çevrelerinde bilim adamlarının araştırma konularını, doğrudan veya dolaylı olarak Ahmed Yesevî ilgilendirecektir. Üniversitelerimizdeki doktora ve doktora sonrası çalışmalar, Yesevî ile ilgili olacaktır. Burada sayın hocalarımızın vermiş oldukları bilgiler bundan sonra bizlere ölçü olacaktır" dedi.
Doç. Dr. Yuvalı, "Bundan sonraki yıllarda diğer ulu zatlar için de böyle sempozyumlar tertip ederek, Türk dünyasının gündemini meşgul edersek, Türkiye ve Türk dünyası arasında gönül erleri aracılığıyla, gönül bağları kurulacak, erlerin sayısı artacak, meseleler birer birer ele alınarak çözüm yolları bulunabilecektir" dedi.
Değerlendirme oturumunun son konuşmasını yapan oturum başkanı Prof. Dr. Mustafa Kafalı da Ahmed Yese- vfnin yaşadığı döneme kadar, Şam ve Bağdat gibi birleştirici ilim merkezlerinin bulunduğunu, Yesevî’nin yetiştiği dönemde ise yeni bir merkez ortaya çıktığını belirtti. Bir tarafa ta sükût etmekte, çökmekte olan ilim ve irfanın, öbür tarafta tekrar canlandığını filizlendiğini ifade etti. Prof. Dr. Kafalı: "lmam-ı Buharilerden başlayıp lbn-1 Sinalar, Biru- nîler, Farabîler yetiştiren bir coğrafyada, Hoca Ahmed Yesevî gibi bir zirve yetişiyor. Zirvelerin de zirvesi olan bu zâtın, bu velinin yetiştiği şehir "Hz. Türkistan" diye zikredilmeye başlanıyor. Rus istilasından sonra yok edilmek istendiği ve Sovyetler tarafından kaldırıldığı halde, o şehirde bu muhterem zâtın adı yok edilemiyor. Bu anlamlı, ince hususu gönlümüzde hissetmeliyiz. O dokunulamayan şahıs, bütün Türklüğün zirvesinde olan bir şahıstır. O Azeri, Özbek, Kırgız, Kazak değil hepimizin birleştiricisi, büyüğü olan bir şahıstır. Bizleri içinde bulunduğumuz bu güzel günde dahi tesiri altında tutan, Hocamız Ahmed Yesevîye ne kadar teşekkür etsek azdır. Allah kendisinden razı olsun" dedi.


SONUÇ

70 yıl boyunca komünist Rus zulmü altında kalmış, dininden ve öz benliklerinden koparılmaya çalışılan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden “Uluslararası Ahmed YESEVÎ Sempozyumuma katılan misafirlerimiz, 3 gün süreyle birbirleriyle kaynaştılar ve hasretlik giderdiler. Türk Cumhuriyetlerinden katılan kıymetli bilim adamlarının hemen hepsinin ortak görüşü şu idi: "Hoca Ahmed YESEVÎ ruhu eğer bizde tam yerleşmemiş olsaydı, Rus zulmü karşısında hem benliğimizi, hem de dilimizi ve dinimizi tamamen kaybederdik. Ama O’nun verdiği ruh bizi korudu. Rus zulmü bizi benliğimizden, dinimizden, dilimizden onun sayesinde koparamadı. Şimdi burada birarada bulunuyorsak, bunu Hoca Ahmed YESEVÎ ve onun yetiştirdiği müritlerine borçluyuz"
Sempozyum, Karayolları Bölge Müdürlüğü, Kayseri Türk Ocağı, Kayseri Müftülüğü ve Melikgazi Belediyesi’nin katkılarıyla çok güzel bir organizasyonla gerçekleşti.
Yurtiçinden ve yurtdışından gelen 100’e yakın bilim adamının her türlü ihtiyaçlarının iyi bir şekilde karşılandığı organizasyona, çeşitli kuruluşlar da verdikleri davetlerle renk kattılar. Bilhassa Kayseri Müftülüğü’nün verdiği yemek ziyafetinden sonra Diyanet işleri Başkanlığı tarafından bastırılan Kur’an-ı Kerimlerin hediye edilmesi, konuk bilim adamlarını son derece duygulandırdı. Türkmenistan’dan gelerek sempozyuma iştirak eden bilim adamı Prof. Dr. Gurbandurdi GELDİYEV Kur’an-ı Kerim hediye edilirken duygularını -saklayamayarak, "Bundan daha büyük hediye olabileceğini düşünemiyorum. 70 yıllık hasretliğimiz artık sona erdi" dedi. Müftülüğün verdiği yemekten sonra kısa bir konuşma yapan Kayseri Müftüsü Necmettin NURSAÇAN, "Kalplerimizi manevi yönden kuşatan değerli insan Ahmed YESEVÎ’yi anmak için sempozyuma icabet eden bütün davetlilerimize bizi kırmadıkları için teşekkür ediyorum" dedi.
Milletlerarası Hoca Ahmed YESEVÎ Sempozyumu, değerlendirme toplantısı ile sona erdi. Sempozyumun sonunda şu ortak kararlar alınarak kamuoyuna sunuldu:
1) Hoca Ahmed Yesevî bütün Türk dünyasının manevi lideri olan dünya çapında ünlü bir Türk düşünürüdür.
2) Ahmed Yesevî’nin düşünceleri Bektaşilik, Nakşibendilik ve Vefailik yoluyla Anadolu’da günümüze kadar gelmiştir.
3) Aynı Allah’a inanan, aynı Peygamberi hak bilen, aynı kaynaktan feyiz alan Türk insanının manevî birlik ve beraberliğini daha da güçlendirmesi beklenmektedir.
Sempozyum sonunda aşağıdaki tekliflerin TV, basın organları vasıtasıyla Türk Dünyasına ve ilgili makamlara duyurulmasına karar verilmiştir:
1.Ortak bir Ahmed yesevî Araştırma Enstitüsü kurulmalı ve dünya çapında faaliyet göstermelidir.
2. Ahmed Yesevî ile ilgili bibliyografya en kısa zamanda toplanmalı ve kitap halinde bastırıl- malıdır.
3. Dünyada mevcut bütün Divan-ı Hikmet nüshalarının mikroflimleri ve basımları bu araştırma merkezinde toplanmalıdır. Bunlar, karşılaştırmalı olarak latin alfabesiyle yayınlanmalıdır.
4. Türk düşünce dünyası ile ilgili, bütün tekke zaviye, arşiv kayıtları toplanmalı Türkiye’nin zaviye haritası yapılmalıdır.
5. Bu kararların uygulanmasına vesile olmak üzere Eylül 1993 tarihinde Taşkent’te Mehbiret Enstitüsü, Şarkşinaslık Enstitüsü, Elyaz- maları Enstitüsü ile Türkiye’den Erciyes Üniversitesi’nin işbirliği ile ikinci bir milletlerarası sempozyumun düzenlenme çabaları gerçekleştirilmelidir.