Makale

ORUCUN HİKMET VE FAZİLETİ

ORUCUN HİKMET VE FAZİLETİ

Dr. A. Aralan AYDIN

Din İşleri Y. Kurulu Üyesi

Oruç, İslâm Dininin getirdiği en önemli dînî hükümlerden biridir. Sevgili Peygamberimiz, meşhur bir hadisinde, Orucun; İslâm Dininin beş esâsından birisi olduğunu bildirmiştir. Oruç, şahsiyetin gelişme ve olgunlaşmasında Önemli bir yer işgal eder. Ferdin cismî ve rûhu üzerin­deki faydalan büyüktür. Bu bakımdan oruç, İslâm’da ve daha önce ge­len bütün semavî dinlerde insanlara farz kılınmıştır. Nitekim Hak Taalâ, Bakare Sûresinde (182) “Ey imân edenler! Oruç sizden Öncekilere fara kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Tâ ki (kötülükten) korunasınız.” bu­yurmuştur. Bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre, orucun müslümanlara ve daha önce gelip geçen insanlara farz kılınmasının hikmeti, nefsin arzularına gem vurmasını öğreterek, insanları her türlü kötülükten ko­rumaktır. Çünkü oruçlu; fecir vaktinden, güneş batıncaya kadar, yemek­ten, içmekten ve cinsî isteklerim yerine getirmekten kendini men’eder. Bunu, kendi arzu ve irâdesiyle, Rabbinin rızâsını kazanmak niyetiyle yapar. Bedenen yapılan bu ibâdetin özelliği; riyâ ve gösterişten uzak ol­ması ve Allah ile kul arasında kalmasıdır. Çünkü oruç tutan kimse, giz­lice yiyip içebileceği halde, bunu Allah için yapmamakta, sabrederek nefsine hükmetmektedir. Bu sebebledir ki mükâfatı büyüktür. Nitekim Peygamberimiz bir hadîsinde şöyle buyuruyor:

Allâhu Teâlâ der ki: Kulum, cinsî isteklerim, yiyeceğini ve içe­ceğini benim için terk eder. Oruç yalnız benim için tutulur. Orucun mü­kâfatını ancak ben veririm.”

Bu İlâhî sözler orucun faziletini, diğer ibâdetlerden farkını belirt­mekte ve oruçlu için sağladığı iyi ve güzel sonucu müjdelemektedir.

Müslümanların günde beş vakit kıldıkları namaz, günlük bedenî bir ibâdettir. Buna riyâ ve gösteriş karışabilir, ömrü boyunca bir defa ya­pılması gereken Hacc ibâdeti ise şartları ağır olduğundan, her müslümana nasip olmaz. Hacc, sıhhatli ve zengin müslümanlara mahsus olan bedenî ve mâlî bir ibâdettir.

Zekât da, zengin müslümanların yapacağı mâli bir ibâdettir. Buna da, gösteriş, gurur ve tekebbür karışabilir. Ferdî olmaktan çok sosyal­dir. Fakat ilâhî hikmetlerle, uzun ve sıcak yaz aylarına, kısa ve soğuk kış aylarına ilkbahar veya sonbahara raslayan Ramazan ayında tutulan oruç, riyâ ve gururdan uzak, ihlâs ve samimiyete dayanan bedenî bir ibâdettir. Çünkü oruçlu kimse; sayılı günlerde ve belirli saatlerde mide ve cinsiyet isteklerini Allah için dizginliyor, bu iştahlarını tatmin etmek­ten Allah rızâsı için sakınıyor.

İşte bu iki cins isteği belirli saatler içinde terk etmek suretiyle tu­tulan oruç, nefisleri terbiye eder, ruhları yüceltir, insanlara, yemek iç­mek gibi bedenî isterilerden kurtularak, daima Allah’a itaat ve ibâdette olan Melekler seviyesine nasıl yükselineceğini gösterir. İnsanlardaki sab­retme melekesini geliştirir. Nefse hâkim olmayı, zora ve güçlüğe taham­mül etmeyi öğretir. Çeşitli hâdise ve engeller önünde, metin ve güçlü olmaya alıştırır. Oruç, insanlara güzel hasletleri ve mânevi yüce değer­leri hâkim kılmak suretiyle, nefislerinin dünyâ meşgale ve şehevî te­sirlerinden uzaklaştıran, onun lezzet ve cazibesinden kurtaran bir ibâdettir.

Biliniz ki, gereği gibi tutulan oruç, insanlarda emânete sadâkat, ya­pılan ibâdetlerde ve her türlü işlerinde ihlâs faziletini geliştirir. İbâdet­ler esnasında Allah’ın rızâsını kazanmaktan başka bir maksat gütmemeyi öğretir. Riyâ, nifak ve art düşünceleri yok eder. İnsanlar arasında, ancak bu İlâhî terbiye sistemi ile kardeşlik ve sevgi yerleşir. Fertler ve toplumlar arasındaki yardımlaşma ve anlaşma gerçekleşir. İnsan top­lulukları, böylece maddî hayâtın baskısından kurtularak, mânevî hayâta yönelirler, sulh ve selâmete ererler.

İşte orucun hikmetlerini, bâzı meziyet ve faziletleri ifâde eden bu yiice mânâlara ve güzel hükümlere Hak Teâlâ; Ta ki korunasınız” âyeti ile işâret buyurmuştur. Sevgili Peygamberimiz de: “Oruç bir kal­kandır” hadîsi ile, aynı derin mânâları bizlere telkin etmişlerdir. Çünkü, hakkıyle tutulan oruç, kalbleri ihlâs ve takvaya, insanları yalnız Allah’­tan korkmaya sevk eder. Nefislerdeki gizli kin ve ihâneti, gurur ve te­kebbürü, şiddet ve büyüklenmeyi yıkar. İnsanları nefsânî istek ve heves­lerine uymaktan ve her türlü, kötülükten korur.

İslâmda oruç, insanlara, sözlerinde sarih ve sâdık; işlerinde azimli, sabırlı ve dürüst olma faziletini öğreten en hayırlı terbiye sistemidir. Saydığımız bu faziletler ise, bütün hayırların özü, güzellik, iyilik ve doğ­ruluğun aslıdır. Çünkü, yüce Allah “Kim emirlerime uymak ve rızâmı kazanmak gayesiyle, yemek, içmek ve cinsî istek gibi en tabiî alışkanlık­lardan ve oruçlu değilken kendisine helâl kılınan zevklerden nefsini bü­tün gün men’eden, açık ve gizli olarak bir şey yiyip içmeyen kimse şüphe yoktur ki, her türlü dînî yasaklardan ve Allah’ın gazâbını celbedecek şeylerden korunmak husûsunda da nefsine hâkim olur. Böylece, toplum içindeki her türlü davranışlarında doğruluk, emânet ve söze sadâkat hu­sûsunda örnek bir insan olur. Yalan söylemez. Kimseyi aldatmaz. Şeref ve haysiyet kırıcı bir hâli görülmez.

Orucun diğer bir özelliği de; oruçluları belirli bir süre içinde aç bırakarak, onlara açlığın ne olduğunu öğretmesidir. Bu müddet içinde herkesle beraber açlığa dayananlar, herkesin insanlıkta eşit olduğunu, insanlar arasında eşitliği yaşatmanın ve birbiri ile yardımlaşmanın ilâhî bir esas sayılması gerektiğini anlarlar. Mallarının zekâtını verirler. Vücutlarının zekâtı olarak da “Fıtır sadakası” öderler. Birbirleriyle yardımlaşır ve kaynaşırlar.

Orucun bu faydalarından başka, insan sağlığı üzerindeki faydaları çok büyüktür. Çünkü günümüzün tıp ilmi orucun insan vücûdu ve iç organları üzerindeki müsbet tesirlerini, oruç sayesinde mîde ve sindirim sisteminin dinlenerek dinçleştiğini ve bir çok hastalıklara sebeb olan zararlı şeylerden temizlendiğini bildirmektedir. Ne mutlu oruç tutanlara.

Dr. A. A. AYDIN