Makale

Sosyal Dayanışma ve Vakıflar

BAŞYAZI

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı

SOSYAL DAYANIŞMA VE VAKIFLAR

SEVGİLİ Peygamberimizin şu hadisinde sosyal dayanışmanın en özlü ifadesini buluruz: "Sen, mii’minleri, birbirini sevmekte ve merhamet etmekte bir bedenin uzvu gibi görürsün. Onların herhangi bir uzvu rahatsızlandığında, diğer bütün uzuvları müteessir olur."
MUHAMMED (S.A.S), peygamberliğini müjdeleyen ilk vahy gelince şeytanın kendisini yanıltmasından korkmuş ve endişesini, peygamberliğini ilk olarak tasdik eden eşi Hatice’ye belirtmişti. Bunun üzerine Hz. Hatice kendisine: "Korkma! Allah, seni asla fenalığa bırakmaz. Allah, sana ancak iyilik yapar; zira sen yakınlarına yardım edersin, aileni korursun, hayatım şerefinle kazanırsın, başkalarını doğru yola sevk edersin, yetimlere sığınacak yer verirsin, sözün doğrusunu söylersin, emanete hıyanet etmezsin, felakete uğrayanların yardımına koşarsın, fakirlere iyilik edersin ve herkese karşı nazik davranırsın" diyerek teselli etmişti. Peygamberimize ait bu vasıfları tek tek ele alıp incelediğimizde, bir toplumun sosyal dayanışması bakımından ne kadar önemli hususlar olduğunu görürüz.
ESASEN, İslâm’da sosyal dayanışma, ibadetlerle yoğurulmuş ve kaynaşmıştır. Nitekim namaz, oruç, hac, zekât ve sadaka gibi ibadetlerin hikmetlerinden önde geleni, inananlar arasında sosyal dayanışmayı sağlamaktır. Böyle bir hikmet, yeni yeni dayanışma ve yardımlaşma kurumlarının doğup yaygınlaşmasına ve güçlenmesine yol açmıştır. Vakıf müesseseleri de böyle doğmuştur denebilir.
BİR malın veya mülkün gelirinin tamamen insanların yararına olarak, kişilerin sahip çıkmalarına imkân bırakmaksızın hayır işine tahsis ve terk edilmesi anlamına gelen "Vakıf" müessesesi, İslâm kültüründe, sosyal dayanışmanın gereğinden kaynaklanmış ve sürekli gelişmiştir. Bir manada vakıflar, insanoğlunun ölümden sonra da dünyada yaşaması, amel defterlerinin açık kalması arzu ve inançlarının sembolü, yardım ve dayanışma duygularının en belirgin tezahürüdür diyebiliriz. Vakıflar, gerçekten "sadaka-i cariyenin en güzel örneğidir.
ATALARIMIZ, dinî duygularla en kıymetli mallarını Allah rızasını kazanmak için vakfetmişlerdir. Kuşların ve hayvanların ihtiyaçlarından tutun da, genç kızların çeyiz ihtiyaçlarına kadar akla gelebilecek tüm iyi işler için vakıflar kurmuşlardır. Camiler, okullar, kütüphaneler, hastahaneler, kervansaraylar, aşevleri, çeşmeler, su yollan, dul ve yetimleri koruma, emzirme, büyütme yuvaları vb. kuruluşlar meydana getirmişlerdir.
GEÇMİŞTE olduğu gibi günümüzde de vakıflar; huzur, mutluluk ve refahın yaygınlaşması, devlet-millet bütünlüğünün sağlanması hususunda sosyal, kültürel ve ekonomik hizmetlerin sunulması ile yararlı katkıda bulunmaktadır. Bu sayede, nice eğitim-öğretim imkânı bulamayanlar öğrenim imkânına kavuşmuş, yoksullar korunmuş, yetimler, kimsesizler sıcak bir yuvaya kavuşturulmuş, hastalar tedavi edilmiştir.
GÜNÜMÜZDE, dinî-hayrî vakıfların yanında, aynı amaçla kurulmuş dernek ve fonların da hızla oluşturulduğu görülmektedir. Ancak, bu hayrî kurumlar arasında diyalog ve koordinasyon eksikliği göze çarpmaktadır. Bu hizmetleri yüklenen kurumların başında olanların daha ihlaslı ve dikkatli, işbirliği ve diyalog içinde olmaları gerektiği de aşikârdır.
BİZE düşen, İslam’a hizmet ve toplumun yararına kurulmuş, sosyal dayanışmayı sağlayan müesseselere alaka göstermek, çevremizde vakıf anlayış ve şuurunu canlı tutmak, elimizden geldiği kadar bu güzel hizmetlere iştirak ederek yeni hizmet alanları açmayı teşvik etmektir.
DERGİMİZİN bu sayısında "gündem" ağırlıklı olarak, sosyal dayanışma ve vakıflara ayrılmıştır. Bu gibi kuruluşlarda halisane niyetlerle çalışanlara Cenab-ı Hak’tan başarılar diliyor, daha nice hayır kuruluşlarına vesile olunmasını niyaz ediyorum.