Makale

İyi ve Kötü Kavramları Üzerine

Prof. Dr. Ali Erbaş
Sakarya Üniv. İlahiyat Fak. Dekanı

İyi ve Kötü ..
Kavramları Üzerine

İyi ve kötü kavramları üzerine düşünce serdetmek için önce varlık aleminin en önemli türü olan "insan" kavramına temas etmemiz gerekmektedir. Zira hem iyi hem de kötü kavramları insan ile ilgi kurulduğunda bir anlam kazanmaktadır. Yani iyi deyince de akla insan gelmekte, kötü deyince de. Hatta bu iki kavram bizi yaratılış olayının başlangıcına götürmektedir. Kur’an-ı Kerim bu olayı şöyle dile getirmektedir: Hani Rabbin meleklere ("insan"ı kastederek) "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti. Melekler ’Ya Rabbi, sen yeryüzünde kargaşalık çıkaracak, kanlar dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek teşbih ediyor, takdis ediyoruz’ dediler. Allah meleklere: Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi. (Bakara, 30)
Burada insanın "kötü" kavramı ile olacak olan yakınlığına işaret edilmekle birlikte, Allah Teâlâ’nın "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" diyerek insanın "iyi" kavramıyla da olacak olan yakınlığına temas edildiği görülmektedir. Nitekim Kur’an-ı Ke- rim’in bütünlüğü içinde bakıldığında bu husus sıklıkla göze çarpmaktadır. "Biz gerçekten insanı en güzel bir surette yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik" (Tîn, 4-5) ayetleri insanın bu iki yönüne vurgu yapmaktadır, iyi kavramı ile olan münasebeti devam ettiği müddetçe yaratıldığı andaki güzelliği gelişerek katlanacak, kötü kavramı ona hâkim olduğu andan itibaren aşağıların aşağısı olma yoluna girecektir.
İnsanlık iyi ve kötü kavramları ile başlangıçtan beri şu ya da bu şekilde hep ilgilenmiştir. Habil’i iyinin temsilcisi, Kabil’i kötünün temsilcisi olarak görmüştür. iyiler meleklerle özdeşleştirilmiş, "melek gibi insan" diye övülmüş, kötüler şeytanla özdeşleştirilmiş ve yerilmiştir.
Hz. Adem’den itibaren peygamberler kanalıyla süzülüp gelen vahiy geleneğindeki iyi kötü anlayışının yanında, bu gelenekten uzaklaşan ya da fetret dönemlerinde insanların kendi düşünceleriyle ürettikleri inançlarda da iyi ve kötü kavramı yerini almış, hatta bazı inançların temel esasları arasında odak noktasına oturmuştur. Bir iki örnek vermemiz gerekirse, İranlIların atalarının inancı olan Zer- düştilik’te (Kur’an’ın ifadesiyle Mecusilik) iyi ve kötü kavramlarından türeyen iyiliğin ve kötülüğün yaratıcılarının dahi ayrı olduğu görülmektedir. Yani iyilik tanrısı Ahura-Mazda (Hürmüz), kötülük tanrısı Angra-Mainyu’dur (Ehrimen). Bu tasnif Zerdüştilik’te düalist tanrı anlayışını ortaya çıkarmıştır. Yani kötülüğü yaratmak iyilik tanrısı Ahura-Mazda’nın şanına yakıştıramadığı için Angra-Mainyu isimli bir tanrı ortaya çıkarılmıştır. Yine miladî ilk asırda İran taraflarında doğup sonradan Batı’da Bogomilizm’in ve Katarizm’in ortaya çıkmasına sebep olan Maniheizm’de de iyi ve kötü kavramları ön plâna çıkmakta, daha doğrusu bu inanç, temel yapısını iyi ve kötü kavramları üzerine oturtmaktadır. Yani buna göre "iyi" ve "kötü" kavramları dünyanın sonuna kadar mücadele halinde olacak, sürekli bir şekilde biri diğerini ortadan kaldırmaya çalışacaktır. Bu anlayış "iyilik-kötülük mücadelesi" ya da "aydınlık-karanlık savaşı" gibi deyimlerle de ifade edilmektedir.
Esasında iyi-kötü, iyilik-kötülük kavramlarından filozoflar da uzak duramamışlar, pek çok düşünce insanı bu kavramlarla ilgili az çok bir şeyler söylemeye çalışmışlardır. Grek felsefesinde iyi-iyilik, ruhun sürekli aradığı mutluluğun kaynağıdır, iyiye ve iyiliğe ulaşmanın yolu da bilgiden geçmektedir. Nitekim Aristo "En yüce iyilik bilgiye aittir" demiştir. Ayrıca ona göre insan için akla uygun arzu ve isteğin ilk objesi iyiliktir. Öyle ki, bütün sanatlar ve bütün bilimler iyiye ve iyiliğe doğru yönelmiştir ve nihai hedef en yüce iyidir. İyilik birçok görünüm altında ortaya çıkar, "insana özgü iyilik, fazilete uygun ruh eylemidir." (Metafizik. A, 2,982b) Pisagor, iyiyi Tanrı ve ruh ile özdeşleştirmiştir. Me- gare’li Euclide’e göre, "iyi, bir olan varlıktır." Diogenes Laer- ce’e göre, "Farklı isimlerle isimlendirilmiş olsa dahi iyi tekdir: Düşünce, Tanrı, ruh." Eflatun’a göre iyi gerçekte, "Doğrunun ve güzelin sebebidir." (Cumhuriyet, vıı, 517c); ona ancak ruhî bir yükseliş (anabasis) sonunda erişilebilir. (Cumhuriyet, VII, S19c-d) İnsan nezdinde "Bütün fiiller iyiye ulaşma amacıyla meydana gelen şeylerdir" ve onsuz, sahip olduğumuz her şey faydasızdır. (Cumhuriyet, VI, 505a)
Babilli Diojen’e göre iyi, başlangıçtan beri mutlak bir değişmezdir (natura absolutum). Kartaca’lı Herillos’a göre iyi, bilgidir, bilimdir. Plotin’e göre hayatın gayesi iyi, birle, yani birinci cevherle özdeşiktir ve o her şeyden güçlüdür. Bütün varlıklar iyiden pay alırlar, her şey ondan güzellik ve ışık alır; o, bütün ruhların kendisine doğru yöneldiği arzudur. Plotin’in ardından Proclus da "iyinin ilke ve tüm varlıkların sebebi olduğunu" belirtmekte ve birlik prensibinden hareketle onun bir ile özdeş olduğunu ifade etmektedir. (Theolojie, 12-13) Hermes Trisme- giste’ye göre ise iyi ve Tanrı birbirinin yerini tutabilen iki terimdir. (Bkz. Ivan Gobry, Le Vocabulaire Grec de la Philosophie, s. 6-8)
Filozoflar "kötü" ve "kötülük" kavramları üzerine de değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Kötülük "kötü"den neş’et ettiği için bu ikisi arasında her zaman sıkı bir ilişkinin olduğu bağlamında konuyu ele almışlardır. Meselâ Pisagor’a göre kader kötülükleri iyi insanlara değil, sadece suçlu insanlara gönderir. Sokrat, kötü yazarın sorumsuzluğunun, onun cahilliği, bilgisizliği sebebiyle ortaya çıktığını ifade eder: "Kötülüğü işleyenler kendilerine rağmen, yani istemeye istemeye, kerhen bunu işlerler" ve dahası "hiç kimse isteyerek yanlış yapmaz". Epikür de, hiç kimsenin kötülüğü kendisinin seçmediğini, zira herkesin iyilik peşinde olduğunu belirtmektedir. Marc Aurele’e göre kötülük kendi erdemimizi harekete geçirmek için bize Tanrı tarafından verilmiş bir şeydir. Plo- tin kötülüklerin Menşei isimli eserinde "kötülük, iyiliğin yokluğudur" der. ((Bkz. Ivan Gobry, Le Vocabulaire Grec de la Philosophie, s.70-71)
İslâm medeniyetinin en çok üzerinde durduğu hususlardan biri insanların iyiye ve iyiliğe ulaşmasını, kötüden ve kötülükten uzaklaşmasını sağlamaktır. Hem Kur’an’da ve hem de hadislerde kullanılan "birr" kavramı bu açıdan dikkat çekicidir. Birkaç örnekle açıklamaya çalışalım: Kur’an-ı Kerim’de "Birr’de (iyi-iyilik) ve takvada yardımlaşınız; kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmayınız." (Maide, 2) "Sevdiğiniz şeylerden Allah için vermedikçe birre (iyi- iyilik) ulaşamazsınız" (Ai-i Imran, 92) buyurulmaktadır. Bu ve benzeri ayetlerde iyi ve iyilik ön plâna çıkarılmakta, bunun için insanın yarışırcasına gayret içerisinde hareket etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
İyinin ve iyiliğin övüldüğü kadar kötü ve kötülük de yerilmektedir. Her cuma hatip, iyiliğe ulaşmanın en kestirme yolu olan konuları cemaatin hayatlarının ayrılmaz parçalan yapmalarını, yine iyinin ve iyiliğin önünde en büyük engel olan şeylerden de uzak durmalarını öneren ayeti okumadan minberden inmez. Ayet şöyledir: "Allah adaleti, ihsanı (iyi-iyilik) ve yakın akrabaya vermeyi emreder; fuhşiyyatın (kötü-kötü- lük) her türlüsünden, münker- den ve azgınlıktan men eder; size bu şekilde öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alır, düşünürsünüz." (Nahl, 90)
Allah Rasulü (s.a.s.) de sadece 23 yıllık nübüvveti döneminde değil, hayatının bütün aşamalarında iyi ve kötü kavramlarına karşı her zaman duyarlı olmuştur. Hep iyinin ve iyiliğin yanında yer almış; kötüye ve kötülüğe karşı en amansız mücadeleyi vermiştir, "el- emr bi’l-ma’ruf, en-nehy ^ni’l- münker" (iyiliği emretmek, kötülükten menetmek) ifadesi onun mücadele felsefesinin odak noktasını oluşturmuştur. "Sizden biriniz bir kötülük gördüğü zaman onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle onun kötü olduğunu söylesin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle o işi kötü görsün. Bu sonuncusu, imanın en zayıf derecesidir" (Müslim, İman, 20) sözüyle kötüye ve kötülüğe karşı asil bir duruş sergilemiştir.
Hz. Ali de aşağıdaki sözüyle âdeta Allah Rasulü’nün bu hadisinin yorumunu yapmaktadır: ilk yenik düşeceğiniz cihat, elinizle yapacağınız cihatdır; sonra dilinizle yapacağınız cihat sonra da kalbinizle yapacağınız cihatdır. Sonra kalp iyiyi iyi olarak bilmediği, kötüyü kötü görmediği zaman alçalır, alt Üst olur." (İmam Cazâlî, ihyâû Ulü- mi’d-Dîn, Tere. Ali Arslan, İstanbul 1972, V, 345)
Allah Rasulü doğruluk-iyilik ve yalan-kötülük arasındaki ilişkiyi vurucu bir ifadeyle şöyle dile getirmektedir: "Doğruluktan ayrılmayınız; çünkü doğruluk iyiliğe götürür, iyilik cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında doğrulardan yazılır. Yalandan sakınınız; çünkü yalan kötülüğe götürür. Kötülük cehenneme iletir. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında yalancılardan yazılır." (Bu- hârî, Edeb 69; Müslim, Birr 103, 105)
Mevlânâ da iyi-kötü kavramlarıyla doğru-yalan kavramlarını bir arada kullanmış, doğruyu iyi ile, yalanı da kötü ile özdeşleştirmiştir. O, içeriği bakımından sözleri ikiye ayırır: Doğru söz ve yanlış söz. Doğru söz, gönle rahatlık, kalplere emniyet ve neşe verir. Yalan söz ise, kalplerde şüphe uyandırır ve sıkıntı oluşturur. (Mesnevt, VI, s:203)
Mevlânâ’nın diyalektik bakış açısına ve gelişmeci anlayışına göre, tabiatta iyi ile kötü, doğru ile yalan (yanlış) birbiriy- le sürekli olarak mücadele halindedir. (Mesnevî, VI, s:5-7) Ona göre sözdeki koku, onun doğru, yahut yalan olduğunu haber verir. Fakat bunu fark etmek için insanın sağlam düşünmesi, sözleri iyi tartması, sözün gelişini ve söyleyenin hâlini iyi tahlil etmesi gerekir. (Mesnevî, VI, s: 389-390) Kötü kişiden kötü sözler, iyi kişiden ise iyi sözler sadır olur. Kötü söz söyleyeni akbabaya benzetir. Akbabanın ağzı daima kötü kokar zaten. Söyleyenin kötülüğü ve sözü yüzden, gözden ve benizden de anlaşılır. (Divan I, s:272; Bkz. Şükrü Ünalan, "Mevlana’da Söz", Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, 2003, sy. 46)
Netice itibariyle bütün peygamberlerin getirmiş oldukları mesajların en ortak noktalarından birisi tüm insanlığın iyiye ve iyiliğe ulaşması ve kötüden ve kötülükten uzak durması olduğu gibi, peygamberlerin varisleri alimler ve tasavvufi bir anlayışla kurtuluşa çağırma metodu ile hareket eden velilerin ortak noktalan da aynıdır, insanın mükemmelliyete ulaşabilmesi için bazı erdemlere ihtiyacı vardır. Bu erdemlerin tamamı iyi insanın yetişmesi için birer vasıtadır. Bu vasıtalardan faydalanarak gelişen ve olgunlaşan insanın tasavvuf literatüründeki ismi de "insan-ı kâmil"dir.